Polisin takibi-Kraliçe’nin ziyareti

Polis görev başında. Önce seksen üç yaşındaki ve devamlı koruması bulunan gazeteci İlhan Selçuk sabaha karşı 4.30’da evinden; yangından mal kaçırır gibi alınmış ve Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde kırk saat sorgulanmıştır.
Ardından İstanbul Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdar oğlu yine aynı yöntemle sabaha karşı saat 4.30’da gözaltına alınıyor ve yine aynı şube bünyesinde 48 saat sorgulanıyor. Her ikisi de polis sorgulamasından sonra, adliyede de bir posta sorgulamasından geçiriliyor ve nöbetçi mahkemeye sevk ediliyor. Nöbetçi mahkemece İlhan Selçuk ve Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu serbest bırakılıyor.
Dinci basının bazı köşe yazarları, İlhan Selçuk ve Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun aslında tutuklanması gerekir ama, sağlık durumlarından ve yaşından ötürü tutuklanmadığını ima eden yazılar döşendiler. Adamların ar damarı çatlamış, karşı görüşte olanlara hiç tahammülleri yok. En çirkin çamuru hiç tereddüt etmeden yapıştırırlar.
Polis şimdi de Anayasa Mahkemesi’nin kapısına dayanmıştır. Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ün aracı kimliği belirsiz bir araç tarafından takip edilmiştir. Osman Paksüt Ankara Emniyet Müdürü’ne durumu bildirdiğinde; emniyetçe söz konusu bu aracın Emniyet teşkilatına ait olmadığı ifade edilmiştir. Olay, Osman Paksüt tarafından Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na aksettirilince, değişik bir şekle bürünmüştür. Aracın, “Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi’ne ait olduğu ve Polislerin orada kendi görev alanlarına giren bir çalışma amacıyla bulunduğu kesin olarak anlaşılmıştır” açıklaması yapılmıştır.
Fakat işin enteresan tarafı, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt; araçtaki kişilere hüviyetini ibraz ettiğinde, araçtakiler tornistan geri dönüp olay mahallinden uzaklaşmışlar. Araçtaki polislerde, Bay Paksüt’e hüviyetlerini ibraz edip, kendi görev alanlarına giren işe devam etmemişler ve görev yerlerini terk etmişlerdir.
Olay, AKP’nin kapatılma davası aşamasında ve davanın görüleceği Anayasa Mahkemesi’nin Başkan Vekili ile ilişkili olması garip olması gerektir. Bu gibi olaylar, bildiğim kadar ile kapalı resimlerde olur. Ama 2008 Türkiye’sinde olmasına şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum.
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ülkemizi ziyaret etti. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen oldukça dinç bir görünümü var. Çankaya Köşkü’nde şaşaalı bir karşılama da bulunuldu. Has geldi, sefa getirdi.
Dikkatimi celbeden bir iki hususu ifade edemeden geçemeyeceğim.
Birincisi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Kraliçe onuruna verdiği yemek. Cumhurbaşkanı Gül, Kraliçe ile kadeh kaldırıyor, kadehi ağzına getirmeden tekrar masanın üzerine koyuyor. Kadehi, Kraliçe ile tokuştururken ve ağzına götürmeden masanın üzerine koyarken takındığı tavır gayet mahçubane.
Niçin diyemiyor ki, “Sayın Macesteleri, ben ılımlı İslam Ülkesi’nin Cumhurbaşkanıyım. Dinimizde içki haramdır. İçki dolu bir kadeh ile, su dolu bir kadehi dahi tokuşturmak dinimizce uygun olmaz.”
Ben olsam, bunu diplomatik bir dille söyler ve rahatlarım. Niçin kendimi o kadar mahçup hissedeyim.
İkincisi, Kraliçe’nin savaş gemisi Çanakkale Boğazı’ndan gece geçiş yaptı. Montrö Antlaşmasına göre Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ndan savaş gemileri gece geçiş yapamaz. Ama ne yazık ki İngiliz Savaş Gemisi Çanakkale Boğazı’nı gece geçti. Hem de Türk kara sularına girdiğinde göndere Türk Bayrağı çekmeden. İngiliz Bayrağı ile İstanbul Fındıklı’da arz-ı endam etti.
1968 yılında ABD deniz piyadelerini Dolmabahçe’den denize dökenlerin hayatta olanların kulakları çınlasın, ölenlere selam olsun.
Üçüncüsü de şahsımla ilgili. Annemin babası Dramada kahvehanesini kapatıp, Çanakkale Savaşı’na katılıyor ve şehit oluyor. Babamın babası da Drama’dan Yemen’e savaşa gidiyor. Üç sene savaşıyor ve iki sene de İngilizlerin Filistin esir kampında kalıyor.
Her iki dedem de bugünleri görseler derler di ki; “Madem İngiliz’in savaş gemisi Çanakkale’den gönderine Türk Bayrağı çekmeden, İngiliz Bayrağı ile geçecekti de biz ve bizim gibi yüzbinlerce genci niçin heba ettiniz?”
Onların soramadığı bu soruyu, onların adına torunları olarak ben soruyorum. Niçin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir