İsyan bu, haykırış…

Saatler gece yarısına yaklaşırken Hürriyet Aile İçi Şiddete Son Acil Yardım Hattı’nın 212 656 96 96 numaralı telefonunu çeviren, “Töre benden kız kardeşimi öldürmemi bekliyor, tüm çevrem beni dışladı, kahraman mı olayım yoksa mahallenin utancı mı? Öldürmemek için ikna edilmek istiyorum” diyen bir erkekti o.
Hat psikoloğunun psikolojik destek görüşmesiyle biraz sakinleşen ve yardım teklifini kabul eden S.M., itildiği suçu işleyip başkalarının canını almadan ya da kendisine bir zarar vermeden polis merkezine götürdü, ifadesi alındıktan sonra bir ruh sağlığı merkezinde doktor kontrolünden geçirilen S.M., suç oluşmadığı için serbest bırakıldı.
S.M., Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nı ilk aradığında “Kardeşimi öldürüp kahraman mı olayım yoksa canını bağışlayıp mahallenin utancı mı?” diye soruyordu. Ama sonunda kardeşini öldürmesini emreden töreye meydan okuyarak asıl kahraman oldu.
Siz de bu numarayı unutmayın: 212 656 96 96
Bu numara; burayı arayan bir erkeği kendi kardeşinin katili olmaktan kurtaran bir numaradır.
O telefon edişteki cesaret, bir erkeğin töreye isyanıdır.
Ve dilerim ki bu isyan töre adı altında işlenen cinayetlerde bir milad olur.
Cinayet işlemek ve ömrünün en güzel yıllarını hayattan uzak, hayallerinden uzak, sevdiklerinden uzak yaşamak zorunda kalmaz o gencecik delikanlılar. Hapishanelerde çürütmezler bedenlerini.
****
Hep kadın cinayetleri deriz, hep ölene yanarız ya; öldürenin yaşadıkları da ölenden farklı değildir çok zaman.
Aynı karından çıktığı, aynı tabağa kaşık çaldığı, aynı yorganın altında uyuduğu can kardeşini sadece ailesinin istemediği birisini sevdi diye, ona varmak istedi diye nasıl öldürür insan?
Kendi karısını yapayalnız bırakarak nasıl girer hapislere.
Ya o hapisteyken karısına bir zeval gelirse.
Onu da mı öldürmeli?
Ya o hapisteyken büyüyüp serpilen kızı kendisinin hiç istemediği birisini severse.
Onu da mı öldürmeli?
Öldürmenin sonu var mı?
Bu zincirin bir yerlerde kırılması lâzım değil mi?
Zayıf halka olmak adına dahi buna birilerinin öncü olması lâzım değil mi?
Cesur ve kahraman olmanın cinayet işlemekle değil de, aklı selim davranmakla olduğunu kanıtlaması lâzım değil mi?
****
İnsanın sınırları dar bir topluluk içinde yaşıyorsa ve bu topluluktakilerin hepsi de anası-babası- amcası-halası gibi insanlardan oluşuyorsa, o ortamda büyüyen bir insan da onlar gibi olacaktır.
Onların yaptığı her ne varsa hepsini normal bulacak ve yanlış olarak değerlendiremeyecektir.
“Biz atadan böyle gördük böyle biliriz” diyerek o yanlışı nesilden nesile taşıyacaktır.
Fakat onların atladıkları bir nokta var:
Dünya artık çok değişti.
Ve bu değişim internet marifetiyle en ücra noktalardan dahi izlenebilir hale geldi.
Böylece dışarıda kendileri gibi yaşamayan insanlar olduğunu gören gençlerin bu duruma kazan kaldırmaları da kaçınılmaz oldu. Hâttâ geç bile kaldılar.
****
Dışarıda kızların aileleriyle erkek arkadaşları hakkında rahatça konuşabildiği, erkeklerin kız arkadaşlarını ailelerinden emanet aldığı ve emanete hıyanet etmediği bir dünya da vardı.
Arkadaşlığın, dostluğun cinsiyet ayrımı yapmadığı bir dünya.
Dünyadaki her kadının ya da her erkeğin potansiyel partner olarak görülmediği bir dünya.
Birlikteliklerin zorlamayla değil de, gönül rızayla yaşandığı bir dünya.
****
Gizli kapaklı yaşanan ilişkilerin herkese zarar verdiği bir dünyadan, açık ve dürüst yaşanan ilişkilerin olduğu bir dünyaya geçişte yaşanan sancılar da yok değil.
Bu geçiş sırasında kantarın topu da zaman zaman ayarı kaçırabiliyor maalesef ki.
Zaman zaman modernlik adı altında yaşanan avamlıklarla, muhafazakârlık adı altında yaşanan avamlıklar birbirleriyle yarışıyorlar doğrusu.
Özgür olmanın anlamını kimseyi “sallamama” olarak algılayanlar her kılık altında varlıklarını sürdürebiliyorlar.
Sevgi ve saygıya dayalı her ne varsa ayaklar altına alıp yok edilebiliyorlar.
****
Ben’ce:
Bizi özel kılan geleneklerimize göreneklerimize sahip çıkalım ve onları geçmişten geleceğe taşıyalım.
Lâkin; insanların canı ve hayatı söz konusu olduğunda da yanlış olan kavramlara koşulsuz uyarak gencecik hayatların solmasına göz yummayalım.
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir