DİYANET’İN KAPATILMASI KİME YARAR?

MUSTAFA SOLAK KÖŞE YAZISI

Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili güncel tartışmalara girmeyi meselenin özünü anlamak bakımından başka bir yazıya bırakayım. Çünkü tartışmalar en sonunda “Diyanet’in kapatılmalı mı?” sorusuna geliyor.

“Diyanet’in kapatılmalı” diyenlerin en çok öne sürdüğü iki gerekçe var:

1.  Laik devlette Diyanet olmaz. Toplumun ihtiyacından ziyade meseleye teorik yaklaşan bir gerekçe.

2. Diyanet’in halkı bölen söz ve davranışları. Daha çok tepkisellik üzerinden ilerleyen, Diyanet’in olumlu yaklaşımlarını geri plana iten bir gerekçe.

İlkine baktığımızda “Diyanet’in varlığı laiklikle çelişkilidir, devlet dinsel hayatı denetlediği için din özgürlüğüne aykırıdır” gerekçesini öne sürenler Diyanet’in alternafinin ne olduğunu belirtmeliler.

Laiklik neden Diyanet’le bağdaşmaz?

Bütün dini anlayışlara özgürlük nasıl olacak?

Diyanet kapatılıp başka bir kurum mu kurulacak? Kurulacaksa neden kapatmak yerine dönüştürülmüyor?

Diyanet kapatılırsa camiler mezhep temelinde bölünüp tarikatların avucuna düşmeyecek mi?

Camilerin hangi tarikatın eline düşeceği, kapatılmasını savunanları ilgilendirmezse Korona salgını nedeniyle “Allah sınıyor” diye hutbe veren cami imamını nasıl engelleyecekler? Engellerseler, dini özgürlüğe müdahil olmuş ve laikliğe karşıt davranmış olmayacak mısınız?

Bu sorulara tatminkar ne yanıt veriyorlar?

Diyanet’in varlığı laikliğinin uygulanabilmesi için gereklidir. Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılığıdır; yani devlet ve toplum düzenin, yönetimin, mevzuatın dinsel anlayışlara göre şekillendirilmemesidir. Devlet hususu anlaşılıyor da toplum ne oluyor?

Tarikat ve cemaatların “burası devlet alanı değil, mahalle, sokak” diyerek “yılbaşı kutlamak haramdır” diye mahallede, sokakta bildiri dağıtamaması, pankart asamamasıdır. Dolayısıyla laiklik bireylerin din üzerinden baskılanmaması, ötekileştirilmemesi, dini özgürlük açısından önemlidir.

Çeşitli din anlayışlarının toplumla, birbiriyle çatışmaması, huzurun sağlanması için devlet gereklidir. Kimse tarikatların, bireylerin kendi mecrasında ilerleyerek laik düzenin kuracağını hayal etmesin. Yaşıyoruz. Bir çok dini anlayış birbirini “dinsiz” diye damgalayıp hedef haline getiriyor.

Devletin çeşitli din anlayışları karşısında müdahil olma gerekliliği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasını sağlamıştır. Diyanet, din ve vicdan özgürlüne engel olan tarikat, cemaatlara barikat olsun, millet onların müridi olmasın diye kurulmuştur. Tekke, zaviyelerdeki şeyhlerin, tarikatların kendi yorumları üzerinden insanları kendi cemaatları yaptığı bir toplum millet olamaz. Millet aynı şeye tasalanan, aynı şeye sevinen, ortak geleceği kurma iradesinde olan insan topluluğudur. Herkesin “en doğru dini anlayış benim” deyip diğerlerini “dinsiz” saydığı, dışlanmasını, şiddet görmesini, ölümünü reva saydığı ortama bırakın millet olmayı, aynı ortamda bile yaşanılamaz. Bu sebeple laiklik toplumsal huzuru; dolayısıyla Türk milletinin birliği için önemlidir.

Diyanet tarikat, cemaatlerin toplum üzerindeki baskısını kırması yönüyle laikliğin din ve vicdan özgürlüğünü sağlama amacını yerine getirdi. Bireyin, aklı ile vicdanı arasına tarikat, şeyh gibi aracı kurum ve kişilerin girmesini engelleyerek bireyi özgürleştirdi. Diyanet olmasa bunlar olmayacak ve toplum her türlü yasa ve yaptırıma rağmen hacı ve şeyhlerin peşinde koşacaktı.

Bu sebeplerle Diyanet’in varlığı laik bir devlet düzeni için gereklidir. Tarikatlar cemaatlar Diyanet’in kapatılmasını savunuyor. Nur cemaatının etkin isimlerinden Dr. Adnan Küçük, “Seküler bir toplum inşa etme sürecinin getirdiği bozulma sebebiyle dinî temelli ahlâkî değerlerimizi de kaybettik” diyor. Dahası Diyanet’in laik, bilimsel hutbelerini “dinsizlik” demeye getiren ve Diyanet’i, laiklik açısından da ciddî bir problem olarak gören soruyu destekliyor. Önce soruyu gösterelim; sonra Küçük’ün yanıtını:

“Laikliğin en önemli boyutlarından biri olan Diyanetin pozisyonu meselesini de konuşmamız lâzım. Bu konu için sorudan önce iki örnek vereyim. Mehmet Kutlular Ağabey 1999 depreminden sonra mealen ‘bu deprem bize İlâhî bir ikazdır, devletin dindarlara zulmetmesinin yanlışlığını hatırlatır, devlet yöneticileri ders almalı’ dedikten sonra hakkında ceza dâvâsı açıldı, yargılandı. Uzun hikâye. Ama aynı dönemde başka bir şey oldu. Başbakan’a bağlı Diyanet İşleri Başkanı’nın talimatıyla hazırlanan hutbe neredeyse bütün camilerde okundu. Hemen hemen ‘deprem bir doğa olayıdır, -haşa haşa- Allah bu işlere karışmaz’ mealinde ve doğrudan doğruya iman esaslarına aykırı sayılabilecek şeyler söylendi. Aklı başında herkes yanlış buldu ve cami çıkışında hocalara itiraz edenler oldu. Onlar da kendilerini savunurken 28 Şubat sürecindeki korkuları savuşturmak için mecbur kaldıklarını söylemeye kalktılar. Bunun bir benzeri 15 Temmuz meş’um hadisesinden sonra oldu. Mehdi, deccal, Hz. İsa gibi meselelerde tavır alabilmek adına yine siyasilerin talimatıyla hazırlatılıp okutulan ve Peygamberimizin (asm) ahir zamandan haber veren hadislerini ve dolayısıyla gelecekten haber verme manasındaki mu’cizelerini tümüyle inkâr eden şeyler söylendi. Bütün bunlar ve çok sayıda başka örnekten de gördüğümüz üzere, devletin elinde kalan, özerkleşememiş olan Diyanet İşleri Başkanlığı doğru laiklik açısından da ciddî bir problem gibi görünüyor.

Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?”

Adnan Küçük’ün soruya yanıtı da şöyledir:

“Felsefî anlamla laiklikle alâkalı izahat kapsamında demiştim: Devletin dinlerle alâkası iki türlü olur. Birincisi onunla savaşıp yok etmeye ve bilhassa toplumdan söküp atmaya çalışmak. Bu durum geçen yüzyılda bilhassa komünist ülkelerde göründü.

İkincisi de din üzerinden topluma müdahale ederek dinin muhtevasını dönüştürmek. Meselâ, CHP’nin tek parti döneminde yaptığı şey bu ikincisidir. Meselâ, o dönemde Türkçe ezan uygulaması, kanunla filan değil, 1932 yılında Diyanetin çıkardığı bir genelgeyle başlamıştır. Esasen Diyanetin başlangıçta ortaya çıkış sebebi de militan laiklik uygulamaları kapsamında devletin toplumu sekülerleştirme aracı olarak tasarlanmış olmasıdır. Sonra kendisini biraz dine hizmet amacına uygun hale getirmeye başlamış. Şimdiki arızalar da baştaki kurgunun devamı olarak ortaya çıkıyor.”[1]

Küçük, Diyanet’i, devletin toplumu laikleştirme aracı olarak görüyor. İhsan Şenocak da “Hutbeleri Diyanet değil, cemaatinin ihtiyacını bilen İMAM hazırlasın!”[2] diyor.

Gerçek budur. Diyanet, laikliği sağlamak için kurulmuştur. Diyanet, her yerde aynı hutbeyi, uygulamayı sağlayarak millet arasında birlik sağlamak için gerekli. Laik devlette Diyanet olur.

Peki hutbe ve uygulamalar millet arasında her zaman birlik sağlamaya yönelik mi?

Değil. Buradan ikinci gerekçeye geçebiliriz. Diyanet’in güncel konularda halkı bölen söz ve davranışları nedeniyle kapatılmasına gerek yok. Diyanet eğer gerekliyse –yazımızda bunu göstermeye çalıştık- Diyanet’in mili birliği sağlayacak, çeşitli dini anlayışları temsil edecek şekilde dönüştürülmesi savunulmalıdır.

Dolayısıyla Diyanet’in kapatılması tarikat ve cemaatlara, bunları yönlendiren emperyalizme yarar.

Not: “Diyanet’in Fetvaları” kitabımı incelemenizi öneririm.

 [1] “Diyanet’i bu kez Nurcular topa koydu!”, Veryansıntv,  1.5.2020, erişim tarihi 1.5.2020, https://veryansintv.com/diyaneti-bu-kez-nurcular-topa-koydu/

[2] https://twitter.com/ihsansenocak/status/1206671575182979074

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir