Karacabey Meltem Gazetesi
 » 
Yüksel Baysal’ın keyfi, benim hastalığım!
a aa
30 Kasım 2013 0:00
Bülent Aslanhan
Bülent Aslanhan Yüksel Baysal’ın keyfi, benim hastalığım!

Başından söylemeliyim. Bu deneysel bir yazı olacak.

Yerel medyayı izlemeye çalışıyorum. Köşe yazan arkadaşlar bir tarz geliştirmişler. Bir tür “muhabir köşe yazarlığı” denilebilir buna.

Yani analiz ve durum tespiti yazmaktan çok, öngörü ve siyaset eleştirisi yapmaktan çok, bilgi ve veri paylaşımı yapmaktan daha çok “siyaset magazini” diyebileceğimiz bir tarz geliştirmişler.

Bu tarzın özellikleri şöyle;

Bir defa bir yazıda birden çok başlık ve çeşit yaratacaksınız. Hem dağı, hem ovayı, hem deniz kenarını bir günde yazacaksınız.

Sonra en az iki ya da üç siyasal partiyi aynı anda yazacaksınız. Bir de mümkünse çok sayıda kişinin adını yazıda geçireceksiniz. Bir kısmına “çakacaksınız”, bir kısmına “güzelleme yapacaksınız”, bir kısmında ise temkini elden bırakmayacak “ortalayacaksınız”. Yetenek bu olacak yani.

Bir de mümkünse ve haber kaynaklarınız beslemişse, “falanca diğer falancaya şunu demiş”, “filanla diğer filan küsmüş”, “ama diğer filanla, öbür falan artık birlikte aşure dağıtır olmuş” türünden aksiyonları da satır aralarına yedirerek arada bir de “merak” uyandıracaksınız. Taktik bu olacak yani.

Günlük hayatta sevmediğiniz, siyaseten “gıcık” olduğunuz, sevimsiz bulduğunuz, tekerinize çomak sokmuş birileri olursa da, onlara “giydirme” olanağını da ıskalamayacaksınız. “Tamam, şu aday olsun ama bu niye oluyor ki” falan diyeceksiniz. Bir gerekçe bulacaksınız ve “filan da istifa etse iyi olur. Hala niye duruyor ki?” diye yazacaksınız. Birilerini beğeneceksiniz, birilerini ise hiç beğenmeyeceksiniz. Beğenmediklerinize de “saydıracaksınız”.

Velhasıl özellikle siyasal partilerin yıllarca uğraşıp çözemediği meselelere bir “ayar verme hali”ni yazdığınız yazılara yansıtacaksınız.

Bu muhabir köşe yazarlığının “püf noktasını” anladım ben sonuçta.

Mümkün olduğu kadar olumlu-olumsuz bir cümle içinde de olsa çok sayıda insanın ismini geçireceksiniz.

Püf noktasını anladım ama nedenini anlamadım.

Acaba gazete çok satsın gibi bir kaygının ürünü olabilir mi diye düşündüğüm oldu.

Sonra bu düşüncemi saçma buldum. Öyle ya, yazıda adı geçen herkes gazeteden 20 tane alarak “bak beni yazmışlar” diye eşe dosta dağıtacak değil ya. Bilemedim.

Bilemedim ama şimdi bu tarz bir yazıyı ben de denemek için oturdum klavyenin başına. 

Sonuçta, kentimiz medyasında bu örnekleri çokça görüyoruz. Epey bir sayıda, değişik örnekleri mevcut yani.

Mesela son günlerde Yeni Bursa’da Mehmet Ali Yılmaz güzel örneklerini sergiliyor bu tarzın! Sena Kaleli’yi koymuş hedefe, hızını alamamış “yazı serisi” başlatmış hatta.

Okusanız, pehlivan tefrikaları gibi valla. 

Tam anlatmaya çalıştığım tarza güzel bir örnek oluşturmuş.

“Beş yıl önce şunun için, filana, şöyle demiş ama şimdi aşure yiyorlar birlikte” türünden kamuoyunu acayip! aydınlatacak bilgileri bizimle paylaşmış. Biz de aydınlanmış olduk Mehmet Ali sayesinde. Çok değerli bilgiler yani. Söylemiş mi, söylememiş mi? Olsun Mehmet Ali yazmış.

Mesele elbette sadece Mehmet Ali Yılmaz değil arkadaş!

Güzel bir örnek olmuş diye hatırladım.

Bir de benim deneysel yazıda mümkün olduğunca çok ismi geçireceğim ya, Mehmet Ali’yi de araya katayım dedim.

Hep söylüyorum bir kez daha söylemiş olayım. Ben gazeteci değilim.

Boş zamanlarım da ya da canım sıkıldıkça, oturup yazılar yazıyorum. Gazetecilik oynuyorum yani.

Canım sıkıldıkça da genelliklede “gazetecilere sardırıyorum”.

Onları çok fena kıskanıyorum çünkü. Bazen onlar beni mazur görüyor “çocuk oynuyor, bırakalım oynasın” diye düşünüyorlar. Bazen de, yani “haddimi aşınca”! Köşelerinden bir güzel “benzetiyorlar” beni. 

Sokağa çıkacak hal bırakmıyorlar. Bu mesleki refleksleriyle!

Arada, şuralarda iki satır yazıyoruz ya. Yazılarla ilgili uyarılarda alıyorum. En çok uyaranlardan birisi arkadaşım, Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in “seçim danışmanı” Feza Soysal.

Feza, arada bir arayıp “Oğlum yazıların çok uzun ve sıkıcı. Hep analiz, hep analiz. Nereye kadar. Valla okumuyorum” türünden değerlendirmeler de bulunuyor.

Şimdi “ne alaka, bunu niye yazdın ki?” diye düşünebilirsiniz.

Dedim ya yerel medya tarzı deniyorum. Çok sayıda ismi yazıda geçirmem gerekli. Uysa da uymasa da Feza’nın ve Bozbey’in adını da bu sayede yazıya yerleştirmiş oldum. Umarım okurlar da “amaç hasıl” olur.

Bu tarzın en iyi örneklerinden birisi sevgili dostum Yüksel Baysal’dır.

Bu aralar çok meşgul kendisi. Bursa Büyükşehir Belediyesi için AKP’den Recep Altepe’yi “ortalarken” CHP’yi de unutmamış.

CHP’nin Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak AKP için düşünülen, ancak olmayınca/olamayınca, "bari CHP’den olsun" diye düşünülen Necati Şahin’i “güzelleyiverdi ortama”.

Öyle ya CHP zaten“aday kabızlığı” içinde.

Bir türlü Büyükşehir adayı bulamıyor. Diğer yandan Turhan Tayan ile “sağa açılmış” durumda. (Farkındasınız değil mi? Bu arada Turhan Tayan ve Recep Altepe’nin adını da geçirerek deneysel yazıya yön veriyorum).

Şimdi sağın kulvarını da zorlamak lazım. DYP ve ANAP oluyor da AKP’de adaylık düşüncesi/başvuranları olanlar niye olmasın ki?

Nasıl ki “dibin dibi yoksa” aynı şekilde “sağında dibi yok” durumu olamaz mı yani? Olur valla. Oldu da zaten.

Yıllardır akademik odalardan tanıdığım, TMMOB’un direngen tavrını kırmak için her yıl değişik yasa önerileri geliştiren, birileri kenti savunurken –sanırım AKP kurmayları kızabilir diye- mümkün olduğu kadar “kent muhalefeti” dışında kendini konumlandırarak, mesele inşaat yatırımlarına gelince sesini çıkarmayı tercih eden bizim Necati abi birden CHP’nin adayı ilan ediliverdi. İyimi?

Bu adaylık CHP’ye uyar mı?

Orasını bilemem ama bence bu kentin mütahitler dışındaki samimi savunucularına ayıp olur valla!

Sonuçta Necati abi AKP için “iyi bir aday olabilirdi” ama onun “mütahitlik/mücahitlik ruhu” ne CHP seçmenine uyar, ne de kendisi CHP’ye uyar!

Bence Necati abi TMMOB’u “zayıflatma harekâtına” devam etse yeterdi. CHP zaten zayıf. Bir de “CHP’yi zayıflatma harekâtına” uymasa iyi olurdu.

Yazık olur. Hem kendisine hem de CHP’ye.

Sonuçta, CHP deyip geçmeyin. Bu kentte, bu partiye oy veren yüz binlerce samimi, ülkesi için kaygı duyan, temiz, dürüst, okumuş-yazmış, ülkesini seven, aydınlık yüzlü seçmen var. Onlara cidden ayıp olur. Onlara saygısızlık olur. Onları “salak yerine koyan” bir tutum olur bu Necati Şahin adaylığı.

CHP’nin beş milletvekili ve İl Başkanının “reel siyaset taktiklerini” bilemem ama biz seçmenlere biraz saygı beklemekte çok mu sizce?

Neyse bu yazı çok sayıda ismi içine alayım derken uzuyor.

Biraz kolaycılık yapayım. Köşe yazan “muhabir köşe yazarlarımızda” bunu sık sık yapıyor nasıl olsa. Deneysel bu yazıda bu olanağı da kullanayım.

Yüksel Baysal ile Necati Şahin’in adaylığı sonrası “face” diyorlar ya, işte orada özel olarak yazıştık birkaç kez. Ben yeni öğreniyorum bu tarzı. Bu yazışma şöyle, aynen kopyalıyorum.

Y.B. : Doktorum nasılsın?

Ben: Selam abi… Nasılsın?

Y.B.: Nasıl gidiyor?

Ben: İzliyoruz:) Sen nasılsın?

Y.B. : Keyifli. CHP'nin yarışta iddiası olacak. Mutluyum. Recep Altepe'nin karşısına ciddi bir aday çıktı.

Ben: Hayrola ne keyfi bu? Bunu konuşmamız lazım… Ben farklı düşünüyorum… Sen Necati abiyi biraz abartıyorsun… Bizim işyerinde 6000 işçi var… Necati Şahin’i tanıyan 50 yi geçmiyor maalesef… Yani düşündüğün kadar popüler ve sonucu etkileyecek bir aday değil…

Y.B.: Bursa'da 2 milyon seçmen var. Kim olsa sonucu değiştiremez. Ama Necati Şahin nokta atışı yapar. Yapıyor da. Daha şimdiden partideki bütün kanatları birleştirdi. Beş milletvekili de tam destek veriyor. Senin sena ablan da dahil?

Ben: Neresi ciddi… Bursaray’daki açıklama dışında ben Necati abide ciddi bir muhalefet görmedim… AKP içi kliklere oynayarak bu işler olmaz… Ancak farkındaysan ben yorum yapmıyorum… Sadece oyumu vermeyeceğim o kadar…

Y.B. : Sen çocukluk hastalığına yakalanmış birisin! Mazur görüyorum! Sol komünizm bir çocukluk hastalığı, Lenin teşhisi koymuş!

Ben: Onları bilemem… Ben oy vermem… Sena abla nerden benim ablam oluyor:)

Ben: Yok çocukluk hastalığı değil… Ben hala solcuyum… Siyaset esnafı değilim… Ondandır:)

Y.B. :AKP'nin karşısına çıkarılabilecek bundan

daha iyi bir isim yok ve de en çok oyu alabilecek.

Ben: Sol üretebilirdi… Ama CHP’nin solcu isteği ve solcu aday tercihi yok… Maalesef yani…

Y.B. : Boş ver sen sonuca bak. Bir tek cesaretli insan çıktı. O da Dr. Ceyhun. Tam tersine destek oluyor. Helal olsun ona. O da şimdi bana Necati en iyi aday. Dişe diş mücadele eder, benden iyi diyerek çekildi. Tam tersine destek oluyor.

Ben: Necati abi fazla oy alamaz… Mütahit sonuçta… Ve belediye-mütahit ilişkileri algısı iyi değil…

Ben: Ceyhun? Cesaret? Ortaya bile çıkmadı… İttirsinler diye bekledi…

Y.B. : Boş ver ben onun bu tavrını sevdim.

Ben: Dedim ya… Dünyaya soldan bakınca… Reel siyaset ihtiyaçları değişiyor… Ben sol duruşu pragmatizme yedirmemeye çalışıyorum… Eksikliğim bu yani. Onun için benim oy Necati abiye gitmez… Anlaşamadığımız nokta şu… Solu sağa teslim ederek sol siyaset, pragmatizm olarak bile akıllıca değil… Öncelerde Baykal yapardı… Şimdi sıra sizde anladığım kadarıyla… Ben ayıplı halimle kalmayı düşünüyorum… Solcu ve çocuk:)

KAYBETTİKLERİMİZİN ANILARI

Bu yaz bu ülkede bir şeyler yaşandı.

Bazıları bu yaşananlara “Gezi olayları” diyorlar.

Ben ise “Gezi direnişi” tanımını daha uygun bulanlardım.

İçişleri Bakanlığına göre üç buçuk milyon yurttaş bu direnişe katılmış.

Dokuz gencimiz hayatını kaybetti.

Onlarcası gözlerini kaybetti.

Beş binin üzerinde yaralı var. Yine beş binin üzerinde direnişçi gözaltına alınmış. İki yüzün üzerinde tutuklu.

İnsanlar kentine, çevresine, özgürlüklerine, yaşam tarzına, demokrasiye sahip çıkmak, otoriterleşmeye, hak gaspına, ötekileştirmeye, dışlamaya, kent yağmasına karşı çıkmak için direndiler.

Sadece isimlerini bu tarz bir yazıda geçirmek için değil! (Çünkü onlar okuyamayacaklar) saygıyla anmak için hatırladıklarım var. Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdocan, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş devam edemeyeceğim canım yanıyor…

Şimdi bu canların, bu canlarımızın “ruhları” nasıl Necati Şahin’i kabul edecek.

Olmaz benim elim varmaz.

Bu seçim benden CHP’ye oy yok.

O gençlerin anılarını incitemem.

Müteahhitler versin oylarını.

Bakalım biz de sayalım bu kentte kaç müteahhit varmış.

CHP bunu tercih edebilir. Eyvallah.

Ama bize yakışmaz bu tercih.

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR