Süphaneke dinimiz amin!

Dua etmeyi ve Allah adını ağzından düşürmemeyi inanç olarak gören insanlar ‘dua’nın ne olduğunu anlamaz ya ona yanarım.
Yaptığı işi dua ile, yani her şeyi doğru yaparak, aşk ile yapmak yerine çala çırpa yapar, üzerine ellerini açıp bakara-makara iki dua sallar, tutarsa tutar, tutmazsa Takdir-i İlahi der geçer.

Her şeyi Allah’a havale eder.
Allah korusun derken, ben koruyamam der.
Allah sabır versin derken, ben senin için bir şey yapamam der.
Allah emanet derken, kendi elinden gelen bir şey olmadığını söyler.

Bunu her işini sağlam yapıp, yani eşeğini sağlam kazığa bağlayıp söylese amenna. Yalapşap yaptığı her işte Allah’tan yardım isteme gibi bir aymazlık içinde olunca da olanları görüyoruz.

Elazığ depreminde yıkılan evleri görüyoruz mesela.
Yanındaki ev sapasağlam duruyorken kendi evinin un ufak olmasını nasıl açıklar insan?
Sağ kaldıysa tabi, insan bir sorar neden o ayakta kaldı da ben yerle bir oldum diye değil mi?
Nedenini söyleyelim hemen; büyük ihtimal uyulması gereken hiçbir kurala uyulmadığından moloza döndü o cânım ev.
Demirden çal, çimentodan çal, projeden çal, çal çal çal çal, her şeyden çal. Deprem için toplanan vergilerin ve yardım paralarının nereye gittiğini sorma, sonra da otur dua et Allah’ım beni koru diye.
Oldu canım!
Allah senin doğru ya da yanlış yaptığı her işte.
Doğru yaparsan da yaptığın iş seninle, yanlış yaparsan da seninle.

Vatandaş işin doğrusunu yanlışını bilemez her zaman. Cebinden çıkacak parayı hesaplayıp işin ucuzuna kaçabilir. Bunu belli bir standarda oturtmak ve kanunu nizamı uygulamak devlet kurumlarının işi. 
Göz kapatıp avanta alınca, üzerine de dua edince olmuyor.
Dua tek başına yetmiyor.
Duayı başından edeceksin.
Senin duan dürüstlüğün ve doğruluğun olacak.
Üzerine yine el açıp şefaat dile. Geri çevrilmezsin.
****
6 Ekim 2019 tarihinde Prof.Dr. Naci Görür Elazığ ve çevresini vuran depremi nokta atışıyla işaret etmiş. Soralım bir, bu işarete kim kulak verdi kim vermedi?
Tabi ki kimse vermemiş ki hâl meydanda…

Bilimin sesine kulak verin. Doğruları işinize geldiği gibi eğip bükmeyin. 
Kendinize saray yaparken gösterdiğiniz özeni bu ülkenin her ferdi için gösterin. 

“Yaşadığın coğrafyayı bilecek, onu anlayacaksın. Dünya bu, her zaman sallanacak. Japonlar yapmışsa sen de yapacaksın. Dünya sallanacak ama sen yıkılmayacaksın.” demiyor muyuz hep.
Deprem öldürmez bina öldürür sözünü unutmayacaksın.
Yapılan binalar un ufak oluyorsa, insanlar içinde ezim ezim eziliyorsa bu iş yanlıştır.
Binaların nereye ve nasıl yapıldığına bakacaksın. 
Ama buna yıkıldıktan sonra değil, yıkılmadan önce bakacaksın.

Bakmadığın zaman hepimiz böyle kahır kahır kahroluyoruz.
Sıranın ne zaman bize geleceğini, kara kaplıda ne zaman adımız okunacağını bekliyoruz.
Boynu bükük kullar olarak aklımızı kullanmak yerine kurbanlık koyunlar gibi bekleşiyoruz. 
Gidenlerin ardından televizyonlardan salâ verip işimizi bitiriyoruz.
Sonra yine kaldığımız yerden devam.

Üç Kulhuvallah bir Elham. Üzerine Yasin, Tebareke, Amme.
Fırat’ın o meşhur sözündeki gibi, “Süphaneke dinimiz amin!”
Ya Rabbi çok şükür!

25 Ocak 2020 / C.E.Y.

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir