Saçının teli mi daha kıymetli, biyerinin kılı mı?

Birkaç gündür bir türban vak’asıdır gidiyor.
Ey Allahım yine mi döndük başa…!
Patinaj çekmekte üstümüze yok malum.
Yapılacak onca iş varken.
Diyeceksiniz ki üstlenilen görevdeki işler başı örtülü yapılsa n’oluuuur, başı açık yapılsa n’olur.
Doğrudur, önemli olan işin doğru yapılmasıysa eğer gerisi teferruattır.
Bu arada türbanla meclise giren kadınların yüz ifadelerine bakıyorum da, bir sevinç, bir neşe, bir mutluluk.
Yeni alınmış bayramlık kıyafetleriyle bayrama çıkan çocuklar misali.
Ya da bir çeşit Nirvana’ya erme halleri…
Bu kadar mı mutsuzdular başları açıkken?
Bu kadar mı günahkâr hissediyorlardı kendilerini?
Bu kadar mı arzuluyorlardı örtünmeyi?
Bu mutsuzlukla iş güç göremez haldeydiler belki de…
Bizlerse onların saçlarının farkında bile değildik.
Saçları ne renk, boyu nasıl, kesimi nasıl, fönlü mü, dağınık mı, toplu mu, kirli mi, temiz mi?
Şimdi saçlarını kapattılar ve muratlarına erdiler çok şükür..
Artık ‘saç’ dertleri de bitmiştir.
Bakımlı da olsa bakımsız da olsa fark etmez.
Yıka ve çık yerine, tak ve çık.
E ama gözleri, kaşları, kirpikleri, dudakları, hepsi ortada.
N’olcak şimdi?
Yaradanın özene bezene yarattığı şu başımızdaki tek suçlu niçin sadece saçlar oldu çıktı bir anlamadık.
Saç denilen şey başı sıcaktan soğuktan korumak için yaratılmış kıldan başka bir şey değilken üstelik.
İnsana görsel olarak yakıştığı ve süslenmeye meyilli nisa taifesinin elinde renkten renge, şekilden şekile girdiği doğru.
Ama kadın milleti bu, saçını örtersin, örtüsünü en renklisinden seçer, şekil şekil bağlar, düğün dernek kuruldu mu da gider kuaförlerde saç yaptırır gibi türban yaptırır. İncik boncuk, çiçek böcek ne varsa türbanının üzerine kondurur.
Üstüne bir de kuaföre tonla para yatırır.
Dedim ya, kadınız biz.
Açık da olsak, kapalı da olsak süslenmeyi severiz.
Ha, zorlama bir açtırma ile zorlama bir kapatma başa baş güreşir, ona sözümüz yok.
Kimin nasıl giyindiğiyle de zorumuz yok.
Örtündüğüyle ya da açıldığıyla ona keza.
Kriter sadece hislerle müsemma davranışlarla alakalı.
Ki kendisini her anlamda açık hissedip de sadece saçını kapatanlarda görülen abukluk mesela.
Üzerine giydiği marka kıyafetlerle kendisini Paris Hilton zanneden ama içinde tamamen yerli malı yurdun malı bir kızceğiz görünen kızlarımız mesela.
Daha fazla kapanabilmek adına daha fazla özgürlük talebi mesela…
Özgürlüklerin rabbena hep bana istenmesi mesela.
Türbanı takınca kendini cennette first class rezervasyon yaptırmış vatandaş görme hissi mesela.
Saç açma-kapatma bahane edilerek yıllardır sürdürülen mağduruz da mağduruz edebiyatı mesela.
Biz buna Doğanın kudretine karşı durmak… diyoruz…
Meclis’te türbana izin çıkmasının ardından Şafak Pavey’in protez bacağı ve kendisine özel bir mevzuat talep etmeden Meclis’e döpiyesiyle gelmesi ve dolayısıyla kadın vekillere pantolon mevzusu gündeme geldi.
Ah ne olay olmuştu Şafak’ın eteği…
O günlerin üzerinden iki yıl geçti ve pantolonun esamesi okunmazken, türban ipi göğüsledi.
Demek ki saç her şeyin üzerinde imiş…
Bu masumane türban tartışmalarını bir kenara bırakıp saç saça baş başa girmeyelim şimdi.
İşin diğer tarafında ‘türban meclise, sarı saçlı mavi gözlü dışarı’ karikatürleri ile birlikte esas verilmek istenen mesajlar ortaya çıkmaya başladı.
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir