O kadın bir kez de o manşette öldürüldü

Bir kadın daha kocası tarafından öldürülmüşken, bu cinayetin gazeteye yansıma biçimi ne yazık ki acı olayın önüne geçti.
Görenlerin lanet ettiği o görüntüde ne bir buzlanma ne de bir sansürleme kullanılmıştı. Kadın öylece anadan üryan fotoğraflanmıştı.
Olur olmaz her şeyi sansürlemeye meraklı RTÜK’ün bir benzerinin basılı yayın kurumları için de oluşturulması lâzım galiba diye düşündüm o anda.
Baksanıza biz kendi kendimizi denetleyip engelleyemiyoruz. En kanlı, en vahşice olan resmi seçip onun üzerinden reyting yapıyoruz.
Reyting canavarı bütün ahlâk kavramlarının üzerine çıkıp iyice belden aşağıya vurmaya başlamış demek ki.
Cinayetin ne menem bir şey olduğunu göstermek için böyle bir fotoğraf sergilendi desem, herkes neyin ne olduğunu biliyor zaten.
Bu kadar göze sokmanın ne alemi var.
Şimdiye kadar yüzlerce kadın benzer şekillerde katledildi ama hiçbirisi bugünkü kadar ses getirmedi desem, cinayete mi daha duyarlıyız, yoksa duyurulma biçimine mi deyip orada tıkanıp kalıyorum.
İnsanoğlu ‘insan’a saygı olmalı öncelikle. Sağına da ölüsüne de.
Hadi sağına saygıyı duymayan duymamış, yapacağını yapmış. Hiç olmazsa kadının o halinin sergilenmesi mi engellenseydi acaba?
O insanın gelmişine, geçmişine, ailesine, çevresine, her şeyine bir saygısızlık değil midir bu?
Bu kadar göze sokulmayınca da herkes hemen unutup gidiyor.
Ertesi gün bir yenisi daha, ve sonra bir başkası daha, kadınlar art arda cinskırıma uğramaya devam ediyorlar. Bir-iki protesto ve sonra yine kaldığımız yerden devam…
Ben’ce; haberin sunum şekline ettiğimiz bu toplu isyanı haberin kendisine etsek belki de bu cinayetler bir nebze olsun engellenebilir.
Bu olaylarda kim daha duyarsız anlamış değilim zaten ben.
Olayı yapanları saymıyorum bile, onlar başlı başına klinik birer vak’a.
Devlet kurumlarının hepsinden tutun da, en merkezdekinden en ücra mahallesine kadar bu memlekette yaşayan kadın-erkek her kim varsa, bence hepsi bu olayları kanıksayıp duyarsızlaştıkları için suçludurlar.
Bu ahval ve şerait içinde elbette ki kafası kızan insan karşısındakinin canını kolayca alabiliyor.
Nasılsa “N’apıyorsun?” diye soran yok.
“Madem ki bunu yaptın cezan da şudur” diyen yok.
Kadını korumak için gereken önlemlerin hiçbirisi yok.
Kadının şikayetlerini umursayan bir Allah’ın kulu yok.
Kadının ve dolayısıyla insanın değerli olduğunu belleten bir eğitim sistemi yok.
Hâttâ üstüne üstlük o cinayet kutsal bir kavram adına işlendi deyip mertebelendirilme bile var.
Ee, cinayetin oluşması için şartlar bu kadar uygunsa, geriye yapacak tek bir şey kalıyor. Yapan da onu yapıyor zaten…
Cinayetin bir diğer halkası olan insanlara duyurulması aşaması da cinayetin kendisinden pek farklı olmuyor.
İşte o zaman kadın bir kez daha, bir kez daha ölüyor….
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir