Karacabey Meltem Gazetesi
 » 
Nükleer Tartışma
a aa
13 Nisan 2018 19:24
Lütfü Kırayoğlu
Lütfü Kırayoğlu Nükleer Tartışma

Türkiye yoğun şekilde Nükleer Santral tartışmaları yaşıyor.
Aslında Türkiye’nin Nükleer Enerji Üretimi teknolojisine geçişi 1970’lerin sonlarına doğru başladı. 1986 Çernobil faciasından sonra Nükleer Santralleri savunanların sesleri kesilirken bu teknolojiye karşı çıkanların elleri güçlendi. Bu tarihten itibaren bu teknolojiye karşı olmanın gerekçeleri belirli bir temele oturdu ve pek fazla değişmedi.
1990’lı yılların ortalarından sonra Nükleer Santral tartışmaları yeniden hızlanarak “karanlıkta kalacağız” söylemleri ile birleşti. O yıllarda bir nükleer santral ihalesi açıldı ve bu ihalenin şartnamesi çok yüksek fiyata satıldı. Ancak kamuoyu baskısı ve ekonomik sıkıntı nedeniyle ihale iptal edildi. Zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz ihale dosyası alan firmalara tazminat ödenmesi gerektiği şeklinde demeçler verdi. Sözü edilen tazminat miktarı 50 milyon dolar idi. Bu açıklama kamuoyunda ihale dosyası alan firmalardan peşin rüşvet alındığı şeklinde yorumlandı.
İşin ilginç yönü o günlerde Nükleer Santrallere karşı çıkanlara belirli çevreler “marjinal guruplar” olarak saldırıyordu. “Marjinal” denilen guruplar bugün de aynı gerekçeleri savunuyor. Bu noktada bir tutarsızlık yok. Ancak Akkuyu’da yapılacak Nükleer Santral işinin Rusya tarafından yapılacak olması nedeniyle pek çok çevre rahatsız oldu. Bugün rahatsız olan çevreler 20-25 yıl önce “marjinal” dedikleri gurupların argümanlarına aynen sarılıyor. Demek ki, bu çevrelerin esas rahatsız olduğu konu, ihaleyi alan ülke.
Şimdi biz bu çevrelerden aynı duyarlığı Sinop’ta Batılı ülkeler tarafından yapılacak santral hakkında da bekliyoruz.
Peki… Biz Nükleer Santral konusuna nasıl bakmalıyız?
Elektrik enerjisi üretiminde yerli kaynaklar, sürdürülebilir olmak, çevreci olmak, inşa maliyeti, üretim maliyeti, ülkenin kalkınma hızı, gelecek projeksiyonları, enerji çeşitliliği, santral ömrü, verimlilik vb. pek çok faktör etkili olur. Ancak bunlardan hiç biri tek başına ele alınamaz. En pahalı enerji olmayan enerjidir.
Öte yandan hiç bir ülkenin örneği diğer ülke için çözüm örneği olamaz. Örneğin bilinen ve var olan bütün enerji üretim teknolojilerini neredeyse tamamını kullanıp bugün enerjisini ağırlıklı olarak Nükleer santrallerden üreten Fransa, sularını, kömürlerini, jeotermal kaynaklarını, güneşini, rüzgarını kullanmamış, kullanamamış Türkiye için örnek oluşturamaz.
Tek başına çevrecilik ve kaza riski de Nükleer enerjiye karşı olmayı açıklayamaz.
Eğer günün birinde nükleer teknolojiyi kullanmaktan başka çıkar yol kalmazsa o zaman insanlık çevre konusunda uzman bilim insanlarından ve işletme güvenliği uzmanlarından yeni taleplerde bulunacaktır.
İlginç olan başka bir konu, gelişmiş ülkelerin nükleer teknolojiden vazgeçip santrallerini sökerken, az gelişmiş ülkelere santral kurmak için yarış içinde olmaları ve öte yandan İran gibi bir ülkenin Nükleer Santral yapmasına neden karşı olduklarıdır.
İşin püf noktası buradadır.
Bizim gibi ülkelerin Nükleer Santrale sahip olmasına Batının hiç bir itirazı olmadığı gibi bu konuyu desteklerler. Santral satmak için yarışırlar. Ancak Batı için tehlikeli olan Nükleer teknolojiye, özellikle de yakıt zenginleştirme teknolojisine sahip olmaktır. Bugün İran ile ilgili tartışmanın özü de budur. İran kendi yakıt zenginleştirme teknolojisine sahip olmak istemekte, Batı ise buna karşı çıkmaktadır. Hem de şiddetle… Bu ülkeye müdahale tehdidine varıncaya kadar…
Türkiye’deki en büyük aldatmaca Nükleer Santrale sahip olmakla nükleer teknolojiye sahip olunacağı aldatmacasıdır.
Santrali yapacak ülke hangisi olursa olsun bu santral:
*Projelendirme
*İnşaat
*Yakıt temini ve üretimi
*İşletme
*Santral güvenliği
*Atık saklama
*Santralin ömrü bittiğinde söküm işlemleri gibi, en temel konularda dışa bağımlı olacak olmasıdır.
Ülkemiz bu imalatta basit inşaat işlerinden başka bir işe müdahil olmayacağı gibi işletme aşamasında da basit teknikerlik dışında teknoloji ile buluşamayacaktır.
Nükleer santral ile nükleer silah teknolojisine sahip olunabileceği rüyaları ise yukarıda değindiğimiz gibi yakıt zenginleştirme teknolojisine sahip olmadan bu konuya girmek teknik ve daha önemlisi siyasal olarak mümkün gözükmemektedir. Topraklarından İncirlik üssünü söküp atamayan bir ülke, nükleer yakıt üretme ve zenginleştirme teknolojisine sahip olamaz. Eğer İran’da İncirlik benzeri bir askeri tesis olsaydı bu konunun adını bile anamazdı. Dahası İran’da İncirlik yokken bile buna izin verilmiyor.
Bu bir ulusal bağımsızlık konusudur.
İşin teknik ve ekonomik boyutuna gelince:
Yukarıda değindiğimiz gibi en pahalı enerji olmayan enerjidir. Bu nedenle bazı santrallerde enerjinin pahalı üretimine geçici olarak göz yumulur. (dizel santraller) Bunlara Puant Santralleri diyoruz. Zaten bugün ülkemizde uygulanmakta olan DUY (Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği) karaborsa enerji satışının önünü açmış ve inanılmayacak kadar yüksek fiyatlardan enerji alımı yapılmakta, ancak bu durum çok kısa sürmekte, paçal maliyet yine de düşük olmaktadır.
Yapılacak olan Nükleer Santraller Yap-İşlet yöntemi ile ve çok fahiş bir fiyattan satın alma garantisi ile işletilecektir. Zaten bu tür santraller doğası gereği uzun süreli çalıştırılmak zorundadır. Biz bu tür santrallere Temel Yük Santralleri diyoruz. Bu da son derece doğaldır. Doğal olmayan, enerji fiyatı bu kadar yüksek olan bir santralin Temel Yük Santrali olarak çalıştırılınca paçal maliyetin çok yükseklere fırlayacak olmasıdır. (Nükleer santrallerin devreye girip çıkması çok güç olduğu için doğası gereği böyle çalışırlar.)
Bugün Nükleer Santral konusu körlerin fili tanımlaması gibi olmakta, herkes tuttuğu yerden değil, işine geldiği yerden tartışmaya katılmaktadır. Ne yazık ki henüz doğru bir tartışma yöntemi geliştirilmemiştir.
Nükleer Santrale, ne sadece Rusya yaptığı için, ne riskli olduğu için, ne teknolojisi dışa bağımlı olduğu için, ne inşa maliyetinin ya da işletme maliyetinin yüksekliği için kaşı çıkmalıyız ya da taraftar olmalıyız.
Önemli olan ülkemizin gereksinimlerinin doğru şekilde saptanmasıdır. Bu konu ise bugün çok az yurtsever dışında ele alınmamış, ele alanların görüşleri bastırılmış, gizlenmiştir.

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

  • Malesef, bu hafta hiç haber girilmedi.