Mutsuzum

Biliyorum, siz de mutsuzsunuz.Mutluyuz numarası yapmayın hiç.
Mutsuzsunuz.

Kameralara bakarken verdiğiniz pozlarda gülen gözlerinizin ardından yansıyor mutsuzluğunuz.
Eski günleri yaşatmak, kuyruğu dik tutmak, postu kaptırmamak derdindesiniz.
Yoksa siz de farkındasınız neyin içinde olduğunuzun.

Ben kendi mutsuzluklarımı yazayım önce, sonra siz de kendi mutsuzluklarınızı sıralayın altına.

Mutsuzum çünkü:
2019 yılında erkekler tarafından 474 kadın öldürüldü. 2020’nin ocak ayında 27 kadın cinayeti işlendi, 7 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Bu durumda, her ay ortalama 30 kadın öldürülüyor hesabından hareketle, bu yılı 360 cinayet ile kapatırsak ne alâ! 2020’nin sonunda, “2020’de kadın cinayetlerinde azalma oldu.” diye “sevinçli” haberler okuyabilirsiniz.

Mutsuzum çünkü:
Corona virüsü nedeniyle ölenlerin sayısı bin beşyüz‘e yaklaştı. Corona virüsü görünmezlik pelerini ile etrafta rahat rahat dolaşıyor, her yere girip çıkıyor,  seyahat ediyor, ülkeler aşıyor, kılık değiştiriyor, yayıldıkça yayılıyor. Dışarı çıkmaya, toplu alanlarda bulunmaya, oraya buraya dokunmaya, hattâ nefes almaya korkar oldum.

Mutsuzum çünkü:
Ciddi anlamda fakirleştik, alım gücümüz iyiden iyiye düştü, kırılan kırıldığı yerde, dökülen döküldüğü yerde kalır oldu. Yollarda tamirciye uğrayamayan hasarlı araçlar, caddelerde boyası yenilenememiş binalar, her yerde insanlarda her an birbirini boğazlayacak bir ruh hâli mevcut. 

Mutsuzum çünkü:
Aydınlık ve güler yüzlü insanların yerini karanlık ve gülmeyi bilmeyen insanlar aldı. Rengarenk ülkem siyahlarla grilere boyandı. O karanlık grupların içinde daha az ve daha renksiz kadınlar var. Silinmekten ve görünmez olmaktan memnun, “daha fazla kapatılmak için özgürlük isteyen” ve bunun mücadelesini veren kadınlar.

Mutsuzum çünkü:
Her köşe başında el açan çocuklara üzülmekle, o çocukların büyüdüğü günlerden korkmak arasında gidip geliyorum. İçimizde yaşayan mültecilerle, sınırda bekleşen mülteciler ciğerimi söküyor. Mağdur olmuş o insanlara üzülürken, o insanların dağdan gelip bağdakini kovmasını, benim insanımın canını yakmasını kabul edemiyorum. Irkçı mı oldum, ayrımcı mı oldum, ne oldum diye sorgular oldum kendimi.

Mutsuzum çünkü:
Arap Baharı Arap Kışına döndü. Askerlerimiz İdlib’de toprağa üçer beşer düşer ve gelen her şehit haberi içimi dağlarken, şehit haberlerinin “Ama biz de 3 katını öldürdük!” sözleri ile verilmesi yaraya tuz bastı. Mesele daha çok öldürmek değil de, daha çok yaşatmak değil miydi? 

Mutsuzum çünkü:
Bir felaket anında kimse ne yapacağını bilmiyor. Daha geçtiğimiz günlerde yaşadığımız “deprem, çığ felaketi ve düşen uçak” vak’alarında gördüğümüz gibi önce felaketi önleme konusunda yetersiziz, sonra da felakete yardım etme konusunda. Yardım toplama konusunda süperiz ama maşallah! Bir çırpıda birlik olup yardım yağdırıyoruz. (Van depremi afetzedelerine bikini göndermişliğimiz bile var.) Lakin yardımları bile adaletli dağıtamıyor, gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştıramıyoruz.

Mutsuzum çünkü:
İş yerleri takır takır kapanıyor, kapanmamak için direnenler çok zor günler geçiriyor. İşçiler ayrı zorda, patron ayrı. Bazen maaşlar verilmiyor, verilse de yetmiyor. Hiç yoktan iyidir deyip boyun bükülüyor. Yara büyüyor, delik büyüyor, evde çoluk çocuk aç bekleşiyor. Çoluğunu çocuğunu doyuramayan kendini ya bir yerden atıyor, ya da herkesin gözü önünde yakıyor. 

Mutsuzum çünkü:
Eğitimde gerinin de gerisinde kaldık. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) üç yılda bir yayımladığı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2019 sonuçlarına göre, Türkiye, üç yıl önceki son PISA sonuçlarında en çok düşüşü okuma ve fen bilimlerinde yaşamıştı. 11 sıra birden gerileyerek, 72 ülke arasında fen bilimlerinde 52, matematikte 49, okumada ise 50’inci sırada yer alabilmişti. Yani okumayan, okusa da okuduğunu anlamayan bir kitle ile karşı karşıyayız. 

Mutsuzum çünkü:
Dini değerler yükseltilirken ahlâk ve vicdan yerin dibine gömüldü. Çocuğa, kadına ve hayvana, yani kendinden güçsüz bulduğu her canlıya her istediği eziyeti yapabilmeyi hak gören erkek anlayışı, rezilliklerini ve sapkınlıklarını din kisvesi altında en rezilinden uygular oldu. 

Mutsuzum çünkü:
Yapılan her iş yarım yamalak. Yepyeni yollar paramparça, yepyeni binalar dökülüyor, her işte bir hile, her işte bir sahtekârlık, her işte bir kurnazlık. Ve sonuç, söküp atılan cânım yapıların üzerine dikilmiş pespayelikte sınır tanımayan, avam detaylarla bezeli, malzemeden çalınmış ama üzeri cilalanmış bir dolu beton. Ki o janjanlı yapılar en ufak bir sallantıda içindekilere mezar olacak.

Mutsuzum çünkü:
“Yol yapdık, köprü yapdık!” diye diye gözümüze sokulan köprülerle yollar toptan satılıyor. Yeni sloganımız “Sattık!”. “Hem de her şeyi sattık!” Vergilerle soyup soğana çevrilen halk, verdiği vergilerle yapılan yollardan, köprülerden yine üzerine para vererek, hem de öyle böyle para değil, epey iyi para vererek, geçmeye çalışırken bir kez daha soyuluyor. Sonra bir bakıyorsunuz, onlar da satılmış.

Mutsuzum çünkü:
Pek çok kurum devletin bünyesine geçirilip üzerine çökülüyor ve içi boşaltılıyor. Medya deseniz tek elden yönetiliyor. İzlediğiniz her yayın belli bir politika ile üretiliyor. Hele de tartışma programları diye ortaya sunulanlar hep aynı kişilerin tekelinde. Kaldır kondur aynı konuklar, kaldır kondur aynı konular. 
Sonuç; “Bazıları konuşur, Ak Parti yapar!”

Mutsuzum çünkü:
Zamanında işe girerken geçerli olan kanunlar üzerinden emekli olması gereken kişiler, emeklilikte yaş sınırının ötelenmesi sebebiyle emekli olamıyorlar. Emeklilere maaş vermekten imtina ediliyor. Emekliye ne zaman zam yapılsa, çalışanların primlerine de aynı oranda zam yapıyor. Yani çalışandan alınıp emekliye veriliyor. Buna rağmen çalışandan alınmaya devam edilirken, daha fazla emekliye maaş verilmek istenmiyor.

Mutsuzum çünkü:
Şehirlerde yeşil alan bulmak imkânsıza ulaştı. Varsa da bizden önce birisi o yeşil alanı keşfedip hemen griye boyuyor. Şehirlerimiz taşlı tarla misali görünüyor uzaktan. Yakından ise trafik ve her şekilde izansızlık ile mücadele ediyor. Toplanma alanı diye bırakılan avuç içi kadar yerlerde nasıl toplanılacak, küçük de olsa var olan o alanın etrafındaki dev gibi binalar yıkılırken orada toplanmış insanlar yıkıntı yağmurundan nasıl korunacak, sağ kalanlar insani ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak? 

Mutsuzum çünkü:
İstanbul Boğazı’ndan nasiplenemeyen zevat için Kanal İstanbul yapılarak yeni bir boğaz kültürü oluşturulmaya çalışılıyor. Yapılacak yapay boğazın kenarında oturmaya kimlerin meraklı olduğunu siz de biliyorsunuz? Memleketin dokusunu parçalamayı başardılar, şimdi de coğrafyasını parçalayacaklar. Bir makas Karadeniz’den Marmara’ya, bir makasa Marmara’dan Ege’ye derken, üç tarafı denizlerle çevrili yarımada ülkemiz, dört tarafı hainlikle çevrili adacıklara dönecek.

Mutsuzum çünkü:
Ülkede artık üniversite mezunu olmak hiçbir şey ifade etmiyor. Profesör olmak da hiçbir şey ifade emiyor. Liyakatsızlarla doldurulmuş kurumların yaptığı işler hiçbir şey ifade etmiyor. Bilim öğrenmek için üniversiteye girmiş öğrencilere, depremin küçük kızlarla evlenmenin önünün tıkandığı için olduğunu söyleyebilen öğretmenler ders veriyor. Öğrenciler de öğretmeni protesto edip sınıflarını terk ederek öğretmene iyi bir ders veriyor! Verilen bu ‘ders’in öğrenciye nasıl döneceğini tahmin edebiliyoruz ama olsun. Dünyayla iç içe geçmiş bir gençliğe bu yapılmaz!

Mutsuzum çünkü:
Bir kısım kesim çok mutlu. Neden bu kadar mutlu olduklarına şaşırdığım, “ya körler ya sağırlar ya da akıldan yana kıtlar” dediğim mutlular onlar.
İhanetin dibini yaşayan ama ne yaşadığının farkında olmayan, olsa bile üç maymunu oynayan, eline verilen oyuncaklarla avunan mutlular.
Nedir ki size vadedilen? Üç beş katlı bir ev, dört çekerinden bir araç, en pahalısından bir çanta mı?
Öte tarafta vadedilenleri saymıyorum. 
Eğer ki siz öte dünyaya, yani cennet ve cehenneme inanıyor olsanız zaten bunları yapmazsınız.

Mutsuzum çünkü:
Mutsuzluk öyle bir gün kendimi kötü hissettim, bir gün iyi hissettim gibi bir şey değil. 
Mutsuzluk BÜTÜN bir şey.
İşte ben o bütünden dolayı MUTSUZUM!

İçinizi kararttım değil mi?
O zaman biraz sevgi konuşalım.
14 Şubat Sevgililer Günü’ne binaen, 
Bu ahval ve şerait içinde,
Yapabildiğinizden daha fazlasını yapın.
Sevdiğiniz sarılın, birbirinize güç katın ve bu sevgililer gününü sevgi dolu kutlayın. 
Kısacası, bulduğunuz her fırsattan mutluluk çıkartın.
Lakin derin mutsuzluğumuzun sebeplerini de unutmayın.

14 Şubat 2020 / C.E.Y.

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir