Marketingen Haşırtingen

Şehirliler olarak evde yağ bitecek, peynir bitecek, ekmek bitecek, un makarna pirinç bitecek de market alışverişine gideceğiz diye ödümüz kopuyor.
Niye koptuğunu biliyorsunuz.
Çünkü her market ziyaretinde fiyatları bir ziyaret öncesine göre “güncellenmiş” görüyoruz da ondan.
Hem de ne güncellenmek.
Güncelleme, yani ZAM oranları %30, %40, %50 ile rekora koşuyor.

Her zaman 100 liralık benzin alan vatandaş misali, vatandaş da her markete gidişine 100 lira ayırdığında, torbanın ağırlığı gittikçe azalıyor, içine paketlerce ürün sığan torbada birkaç paket birbirlerine değmeden sesiz sedasız oturuyor.
Eğer kişi evin tüm ihtiyacını bir kalemde gidereyim diyecek olursa, market arabası tepeleme dolarken kredi kartı hızla boşalıyor.
Kart kullanmayıp da nakit üzerinden alış verişte ısrar edenler ayaklarını yorganına göre uzatmayı daha iyi biliyorlar. Lakin onların da üzerlerine örttükleri yorgan çeke çeke düdük gibi kaldı. Yorgan altından görülen yırtık çoraplara, dizleri eprimiş pijamalar eklendi. Bu gidişle yorgan buhar olup uçacak, insanlar cıscıbıldak ortada kalacak.

Salgın dolayısıyla insanlar sosyal hayattan el çekince giderlerinden birçok kalem düştü ve bu giderlerin neredeyse tamamı gıdaya yöneldi ya, marketler de bu krizi fırsata çeviriverdiler.
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur deyip vücudu sağlamlaştırmak isteyenler ile evde canı sıkılanlar kendilerini yemeğe vurdu. Mutfak giderleri bir anda gider pastasında en büyük yeri tutar oldu.
Ev ahalisi arasında, Zoom’a bağlanıp bağlanamama muhabbetinden sonra en çok konuşuna konu, “Sabah kahvaltıda ne yiyeceğiz, öğlen yemeğinde ne yiyeceğiz, akşam sofrasında ne yiyeceğiz, aralarda ne atıştıracağız, akşam yemeğinden sonra ne içeceğiz, çayın yanına börek çörek olsa mı?” oldu.
Market fişleri uzadıkça uzadı, evdeki elektrik su tüketimi arttıkça arttı.
Market ve Mutfak arasında geçen bir hayatın ortasına düşmek hem kesemize dokundu, hem de canımıza yetti.

Korona Öncesinde aç mı geziyorduk diyeceksiniz?
K.Ö. çocuklar okula, büyükler işe gider, akşam herkes evde buluşurdu.
K.S. ise herkes tokur tokur evlerde.
Her odada ders, her odada bir insan: Mutfak ve banyo harıl harıl çalışıyor.
Durmadan “Acıktım!” diyenlerden mütevelli evin mutfaktan çıkamayan annesinin canı burnunda, kime ne yemek yetiştireceğini şaşırıyor.

Bu yazıda can sıkıntısından yemekten değil de, temel gıda maddelerini alabilmekten bahsedelim.
Ekmek, süt, yumurta, peynir, yağ, sabun gibi bir evin olmazsa olmazı ürünlere ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor.
Memlekette Koronavirüsten ve raflarda her gün değişen fiyatlardan başka bir şey konuşulmaz oldu.
Bu nasıl bir JET HIZINDA artıştır, ki kimse hesabın içinden çıkamaz oldu.

Üretim mi düştü, tedarikte mi sıkıntı var, hammadde mi yok, ithalat mı yapılamıyor, yoksa temel gıdadan alınan vergiler de mi arttırıldı?
Hadi şarap rakı içmeyek, sigara içmeyek, somon havyar ejder meyvesi yemiyek, tamam da yumurta da mı yemiyek, peynir de mi yemiyek, süt de mi içmeyek, ne yapek?

İnsan merak ediyor:
Marketing dersi veren uzmanlar bu “Marketingen Haşırtingen” konusunu ayrı bir ders olarak işliyorlar mı?


Köyde yaşasak birkaç koyun ile birkaç kuzu, bir kümes tavuk, birkaç evlek toprak ile karnımızı doyururduk. Ancak şehirlerde iş öyle değil. Markete ürün getirirlerse yeriz, gazı açarlarsa ısınırız, suyumuzu kesmezlerse yıkanırız.
Temiz suya ulaşmak için derenin başına gidemeyiz, kurbağa sobada yakacak odunu bulmak için ormana dalıp ağaç kesemez, ateş tutuşturmak için çalı çırpı toplayamayız. Toplanma alanlarının bile betonlaştığı koca şehirlerde bir karış toprak bulup da domates biber ekemeyiz.
Kısacası, kendi kendimizi besleyemeyiz.

Şimdi;
Şu kadar insan şehirlere kilitlenip kalmış iken ve insanların alış veriş için marketlerden başka seçeneği kalmamış iken ve market fiyatları da alıp başına gitmiş iken, düşük gelirli insanların merdiven altı üretilen ürünleri talep etmelerini kim, nasıl kınayacak?
En temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve insanca yaşama hakkından yoksun kalan insanların hakkını kim, nasıl savunacak?
İnsanca yaşayamayan insanların insanca davranış göstermelerini kim, nasıl bekleyecek?

Demedi demeyin;
Bu gidişle tokların tombul etleri açların iştahını kabartacak ve açlık sofuluğu bozacak.
Komşusu aç iken tok yatanlar tokluklarının kefaretini tombul etleri ile ödeyecek.

23 Ocak 2021 / C.E.Y.

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir