LAİKLİK GÜNÜ’NDE LAİKLİĞİ DÜŞÜNMEK

MUSTAFA SOLAK KÖŞE YAZISI

10 Nisan “Laiklik Günü” olarak bilinir. Laiklik, devlet, siyaset, hukuk, eğitim gibi işlerin dine göre düzenlenmemesi, dinin kişisel ve özel yaşam alanına çekilmesi ve bu koşulla dini inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır. Devlet çeşitli dine sahip vatandaşları arasında tarafsız kalır, ayrım yapmaz.
Laik Cumhuriyeti savunan kesimlerin laikliği yanlış, eksik bildiğine, laiklik mücadelesini önemsemediğine, hatta laiklik karşıtlarının yanlışını büyüten, deyim yerindeyse pas veren tutumlarına dair bazı örnekler sıralayabilirim:
1) Laiklik din ile devlet işi değil, din ile dünya işi ayrılığıdır.
2) “Özgürlükçü”, “dinlere saygılı”, “cemaatlere saygılı” sıfatlarını laiklik kelimesinin önüne getirmeye gerek yok laiklik zaten özgürlükçü ve saygılıdır. Laiklik, dinsel anlayışlar birbirine saygı duymadığı için gerekli olmuştur. Laiklik saygı duymaz, saygı bekler. Laiklik tehlikededir.
3) Dinin gerçeğinin ne olduğu laiklerin işi değildir. Bu tutum laiklik karşıtlarının her şeyi din temelinde açıklama çabasına katkı sunmaktır.
4) Laikliğin yaşam tarzına özgürlük olarak anlaşılması eksiktir. Laiklik ile milli egemenlik arasında sıkı ilişki vardır.
5) Laiklik, emekçilerin hakkını araması ve iktidara yürümesi için elzemdir. [1]
Kimileri şunu diyor?
a) “Kişi laik olmaz, devlet olur.”
b) “Batıda kilise bu işi (nikah) yapıyor.”
c) “Laiklik dini inançlara karşı hoşgörülü olmaktır.”
Kişi laik olmazsa FETÖlerden, Oktarlardan başımızı alamayız
Kişi laik olmazsa FETÖ türü oluşumlardan, dinsel darbe girişimlerinden kurulamayız. F. Gülen laik olmadığı için devleti dinsel anlayışı dönüştürmek istedi. Bu örnek bile “kişi laik olmaz” sözünü çürütmeye yeter. Üzücü olan kendine Kemalist, sosyalist, sosyal demokrat diyen kişilerin de Gülen cemaati için “yurtdışındaki okullarda Türkçe öğretiyor” diye övgülerle bahsetmesiydi. “Bizi de kandırdı” deyip sadece iktidar değil Atatürkçüler de işin içinden sıyrılamaz. Laiklik algısında hata olmasa böyle söylenmezdi. Mesele kandırma değil laiklik kavramına yönelik bilinç çarpıklığı. Bu çarpıklığı düzeltmek durumundayız. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz” sözünü hatırlayalım.
Kilise “laiklik tehdit” diyor mu?
Erdoğan Batı’da kilisenin nikah kıydığını söylerken çarpıtmada bulunuyor. Keşke emsele bu kadar basit olsa da, biz de “ne var ki canım” deyip onaylasak. Peki orada kilise, cemaatler, tarikatlar toplum ve devlet yaşamını yönlendiriyor mu?
Elbette hayır. Bizdeki Diyanet İşleri Başkanları gibi “laiklik inanç problemidir” cümlesi ediyor mu? Hayır. Tarikat ve cemaatler dernek ve vakıf adı altında MEB ile protokoller yapıp çocukları Kudüs’e hacı olmaya görüyor mu?
Hayır. Ders kitaplarında “laikliğin din için tehdit”, “manevi yozlaşma sebebi”, “ahlaki yozlaşma sebebi”, laiklik ateizm, laikler ateist demeye getiren cümleler var mı?
Yok. Öğretmen “”okulun yakınına asılan yılbaşı kutlamak haramdır” pankartını okuyan öğrenci tarafından “yılbaşını kutladınız, haram işliyorsunuz” diye hedefe konuyor mu?
Yok. Burada laiklik-din devlet işleri ayrılığı dersen okulun 3 metre yakınındaki alan devlet alanı olmadığı için ses çıkaramazsın. Laikliği din-dünya işi ayrılığı olarak tanımlarken ne kadar haklı olduğumuz anlaşılıyordur, umarım.
Laiklik zaten hoşgörülüdür
Laiklik zaten dinlere saygılıdır, sadece dinin yönetimde araç olarak kullanılmasına, din üzerinden topluma dayatmada bulunulmasına izin vermez. Fakat özel olarak dinlere saygılı laiklik bekleyenler laikliğin din adına hüküm verenlerce teslim alınmasını yani devletin belli din yorumunun egemenliğine girmesini istiyorlar. İşte buna laiklik izin verirse orada laiklik olmaz.
Laiklik farklı din yorumları birbirine saldırmasın, toplumsal birlik sürsün diye var. Bu anlamada elbette müdahalecidir. Bazılarının istediği gibi seküler olamayız. Öyle bir durum devleti bugünkü gibi cemaat, tarikatlar karşısında tarafsız kılar ki bundan dini çıkarsal kullananlar yararlanır. Devletin müdahale etmediği bir durum (sekülerlik) gerçekçi değil. Her gün birbirini yiyen tarikat, cemaat şeyhlerini görmüyor muyuz?
Birbirlerini kolaylıkla dinden çıkarıyorlar. Bize de yanmaz kefen satmaya çalışıyorlar, 6 yaşındaki kıza nikah düşeceğini kabul ettirmek istiyorlar. Hamile kadının sokağa çıkamayacağını dile getiriyorlar.
Bunlar “kişisel görüştür” deyip o kişileri meczuplaştırarak rahatlayacağımız durum da yok. Ders kitaplarına da girmeye başladı. Üvey kızıyla evlenmeyi, erkeğin 3 kere “boş ol” sözüyle mahkemeye gerek kalmaksızın eşini boşayıp, üstelik de karının kocasına dönmesi için kadının başkasıyla evlenip, bu evlilikte de zifafın olması gerektiğini yazan ders kitaplarından bahsediyorum.
Peki biz laikliği önemsiyor muyuz?
Yeterince değil. Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz. Laiklik karşıtı ders kitaplarına, tarikatlara karşı yeterince mücadele etmiyoruz. Ettiğini söyleyen kişi ve kurumlar bu ay sonunda yeni müfredata göre yazılacak ders kitaplarına girecek laiklik, kadın, insan onuru karşıtı ifadelere karşı ne mücadele veriyorlar acaba? Bırakalım mücadeleyi haberleri var mı?
10 Nisan “Laiklik Günü” kutlu olsun.
NOT: Laiklikle ilgili eksik, hatalı tutumlara ve çözüm yollarına ilişkin “Laikliği Doğru Anlamak” kitabıma bakılabil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.