Düşük yoğunluklu iç savaş!

Ülkenin yaşanan gerginliğine bakarsak AKP bir tür "düşük yoğunluklu iç savaş" formatına geçmiş bulunuyor.

Bu cümleleri kurmak çok abartılı mı sizce?

Bence değil. Yaşananlar ve söylemler bu yönde seyrediyor.

Bir defa kabul edelim ki; Haziran'da başlayan “Gezi Direnişi” AKP iktidarının geleceğini tartışmaya açtı.

Üstelik bu tartışma sadece kendisini “direniş tarafında tarif edenler” tarafından yapılmıyor. Basına sızan ve bizim izlediğimiz kadarıyla AKP kurmayları cenahında da bu tür tartışmalar yürütülüyor.

Genelde AKP iktidarı, özelde ise Tayyip Erdoğan faaliyet yürüttüğü tüm siyaset alanlarında “çapariye sarmış” durumda.

Beraber sırayla sayalım.

Birincisi ve en sıcak olanı; Suriye krizinde düştüğü duruma bakalım. Sen dünyanın en hevesli savaş meraklısı olarak pozisyon almaya çalış. Sonra “önceden pozisyon aldığında” destek alacağını ve yıldızını parlatacağını düşündüğün emperyaller tarafından ortada bırakılmış bir hali yaşar hale düş. Artık savunmasız helikopterleri düşürmekle övüneceğin bir açıklamalar ve böbürlenmeler acizliğine düş.

İkincisi; “Kürt sorununu çözeceğim” dediğin bir muktedirlik halinden “eyvah önümüzde yerel seçimler var ve oy kaybına uğrarız” duygusuyla çark et. Kürtler “çekilmeyi durdurduk o zaman” deyince apar-topar ne olduğu belli olmayan bir “demokratikleşme paketi hazırlığı yapıyoruz” oyalamacılarına sığın. Herkesi idare ettiğini düşün.

Üçüncüsü; Ekonomik veriler karışsın. Dolar ve Euro alsın başını gitsin. Ekonomik dengeler sarsılsın. Nereden girdiği belli olmayan “sıcak paralar” kendini çeksin ve “soğuk çekilmelere” yol açsın. Maliye Bakanı, Merkez Bankası'na kızsın. Sonra yine kaynağı belli olmayan bir miktar “sıcak para” tekrar “girsin”. Sonuçta ekonomik dengeler “kırılgan” halini devam ettirsin. Sen durumu anlaşılamayan açıklamalarla devam ettirmeye çalış.

Dördüncüsü; Düne kadar büyük bir şımarıklık, nobranlık ve tepedencilik içerisinde "bu ülkede muhalefet sorunu var, karşımızda maalesef güçlü bir muhalefet yok" diyerek CHP'yi aşağılama hallerindeki ezberin dağılsın. Karşında ne yaptığını bilen güçlü bir CHP muhalefeti oluşmamış olsa bile Haziran direnişi ile başlayan bir tür memnuniyetsizlerden oluşan “sokak muhalefeti” güçlü etkisiyle canını sıksın.

Beşincisi; “Cemaat ile aran açılsın”. İktidar kavgaları harlansın. Eski özgüvenin sarsılsın, dengelerin zorlaşsın.

Altıncısı; Rant hırsı ile yağmaladığın çevre tahribatına karşı “kentsel duyarlılıklar” artsın. Yeşile, ormana, dereye, suya , ağaca, ormana karşı yaptığın her “ekonomik girişim” karşısında bir duyarlılık bulsun. Sen tüm bunları “orman arıyorsanız ormana gidin biz oradan yol geçireceğiz” edebiyatı ile kentlileri bir tür “ayı” ilan et. Artık nefes alacak mekanları korumakta kararlı kentsel muhalefetle didişmeye başla.

Yedincisi; Sıkıştıkça iktidarını daim kılmak için dini duyarlılıkları, inançları, başörtüsünü, 28 Şubat'ı, mezhepçiliği, yoksulluğu, garibanlığı kullanmaya çalış. Ama artık bu istismarına inançlı insanlar inanmamaya başlasın. Servetin, ihalelerin, zenginleşen taraftarların oy aldığın taban tarafından sorgulanmaya başlasın ve anti-kapitalist Müslümanlar tarafından çağrılar artsın “soymayın, çalmayın, öldürmeyin” desinler…

Sekizincisini, dokuzuncusunu, onuncusunu siz sayın artık….

Şimdi bu tabloda ne olacak?

AKP'liler kendi aralarında muhtemelen tüm bunları tartışıyorlar ve biz de izliyoruz bu tartışmaları.

Bu tartışmalarda aradıkları şu;

AKP, Tayyip Erdoğan'nın nobranlığına teslim olan otoriterleşmeden nasıl kurtulacak? AKP'nin birinci ve ikinci döneminde sergilenen “demokrat” kimliğine nasıl dönebiliriz?

Abdullah Gül, bu noktada bir seçenek olarak tartışılıyor. Tayyip Erdoğan “etkisiz bir cumhurbaşkanı olsun” ve “ Abdullah Gül ılımlı görüntüsüyle tekrar başbakan olsun, bizim iktidarda yürüsün” formülünü her yerde duyar olduk.

Bu panik hali içerisinde elbette AKP'nin Haziran direnişi karşısındaki saldırgan tutumu ile “merkez sağdan” uzaklaşarak Milli Görüş çizgisine geri çekilmesinin yarattığı daralmanın zorlayıcı etkileri de mevcut.

Şimdi bu durumun bizler tarafından da tartışılmaya ihtiyacı var.

Hele ana muhalefet gibi görünen CHP'nin de tıpkı AKP gibi “merkez sağ” denilen çevreye -her kim ise artık bu çevre- “merak ve hevesinin” arttığı bir durumda, özetle heveslerin ortaklaştığı bu durumda analiz ve değerlendirme ve tartışma ihtiyacı dünden fazla var.

Merkez sağ denilen “siyaset esnaflarına” meraklı bazı CHP'lilerin ve sağa meraklı solcuların hoşuna gitmeyecek değerlendirmelerim özetle şöyle;

Birincisi; AKP, klasik merkez sağın çözüldüğü bir noktada, düzenin krizine bir alternatif olarak ortaya çıktı ve iktidara geldi. Aslında bu durum basit anlamda Milli Görüş'ten kopuş değil, Milli Görüş'ün “cemaat ile birlikte” yeni küresel sermayenin dönüşüm ihtiyaçlarına cevap verme hali idi.

İkincisi; AKP yeni gelişen Anadolu sermayesinin küresel sermaye ile daha fazla bütünleşmesine bir zemin oluşturma hali idi.

Üçüncüsü: Bu ihtiyaç sadece AKP'nin Milli Görüş çizgisinden uzaklaşarak merkez sağa çekilmesi ile değil birazda merkez sağın İslami bir temelde yeniden yapılanması ile gerçekleştirilmiştir. Bu durumu anlamak için geçmişte DYP-ANAP'ta siyaset yapan “siyaset esnaflarının” bugün nerede siyaset yaptıklarına bakmak yeterlidir.

Dördüncüsü; Bu durumda AKP'nin birinci dönemdeki “demokratikleşme misyonu” yeni bir rejimin kurucu rolünün bir parçasıdır ve asla demokratikleşme gibi bir niyeti yoktur. AKP bu dönemde hegemonyacı bir siyaset tarzı ile geniş bir ittifak zemini üzerinden iktidarını sağlamlaştırmıştır.

Beşincisi; Artık bildik bir anlamda merkez sağdan bahsetmek mümkün değildir. Geçmişteki merkez sağın kırsalı tamamen AKP ile birleşmiş, kentseli ise önemli ölçüde “çıkar siyaseti” nedeniyle AKP'ye yanaşmış bir kısmı ise yaşam tarzı kaygıları nedeniyle AKP karşısında durum belirlemiştir. Bu nedenle Bursa'da CHP tabanının Turhan Tayan “hevesi ve umudu” boş bir sevdadır.

AKP'nin merkez sağ görüntüsü simülasyonu anlaşılabilir. Çünkü AKP'nin yönetme kapasitesinin zayıflaması, hem içerde hem uluslararası boyutta biriktirdiği öfkenin yönetilmesi açısından bu görüntüye ihtiyaç olabilir. Ancak CHP'nin merakını açıklayacak bir izah bulmak çok zordur.

Özetle; AKP açısından bu merkez sağ merakı anlaşılabilir ancak CHP açısından anlaşılabilecek bir izah bulmak mümkün değildir. Bu durum CHP açısından Haziran direnişini kavramayan basit günlük siyaset arayışları olarak tarif edilerek geçilebilir.

Sonuçta Haziran direnişin öğrettikleri vardır.

Birincisi; AKP iktidarı polis aracılığı ile yürütülen “düşük yoğunluklu iç savaş” görüntüsü ile Haziran direnişinin devamını bastırmaya çalışmaktadır. Bu durumdaki argümanlar “dini” ve “mezhepsel” temelde yürümektedir.

İkincisi; Ülkemizin AKP ve Tayyip Erdoğan baskıcı yönetme zihniyetin-den kurtulması ancak Haziran direnişi ile başlayan özgürlükçü ve demokratik zeminin güçlenmesi ile mümkündür. CHP'nin okuyamadığı ve merkez sağa merak duyduğu heves tam bir siyasal körlük halidir.

Üçüncüsü; Gezi ve Haziran direnişi henüz kundakta bebeklerin adı konulurken etkisi görünen dindar-muhafazakar ideolojinin ve yaşamı kuşatan hegemonyanın “aşılamaz-kırılamaz” olduğuna dair kötümser havayı dağıtmıştır.

Bunu anlayamazsak, bunu büyütemezsek daha çok Sarıgül, Turhan Tayan tartışması yapmaya ve lokma dağıtıp mevlit okutmaya devam ederiz.

Unutmayalım ki AKP'nin inanç istismarı çok kuvvetlidir ve bizlerin mevlit okuttuğu bir ortamda daha çok oy almak için AKP “hatim indirir”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir