“Cumhur ittifakı mı”, “Millet ittifakı mı”, “Türkiye ittifakı mı?” (2)

İSKEÇELİ AYDIN’IN GÖZÜYLE

Yeni kurulan ve kurulması olası partiler, oluşabilecek yeni ittifaklar dikkate alındığında, yazı dizimin başlığını şu şekilde değiştirmenin günümüz Türkiye gerçeği ile çok daha tutarlı olacağını düşünüyorum:
Neden Türkiye ittifakı?
Çünkü Türkiye’nin beka, halkının refah meselesini hiçbir parti ne tek başına ne de şu veya bu ittifak halledemez.
Türk milletinin seçeneksiz tek çözümü Türkiye ittifakıdır.
Türk milleti bu duruma neden ve nasıl geldi?
Bu sorular yurtsever bir anlayış içinde ve de bilimsel olarak tartışılmazsa, yanıtlanmazsa, kısır bir döngünün içinde didişilir, enerji tüketilir.
Şimdi, neden ve nasıl üzerinde duralım.
Bu tartışmanın elbette ki bir hareket noktası olmalı.
Bence hareket noktası Türk Devrimi’dir.
Türk Devrimi’nin kurduğu ve özü halkçılığa dayanan Cumhuriyet ekonomisi, Atatürk’ün ölümünden sonra nasıl oldu da emperyalizmin kıskacında kapitalist ekonomiye dönüştü?
Asıl tartışılması, cevap aranması soru bu.
Bu yapılmazsa, mevcut durumun eleştirileriyle vakit öldürülür, Türk milleti oyalanır, çözüme ulaşılmasını istemeyen güçlerin değirmenine su taşınır.
Hadi, gelin benim sevgili soydaşlarım bilimin yol gösterici aklı ile konuşalım.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın zaman zaman dile getirdiği fıtrat kavramından yola çıkalım.
Bu noktada, müsaadenizle, küçük bir parantez açayım.
Elli yıl önce. Sosyalist düşünceli öğrencilik heyecanımla Bursa’da toprak reformu yapılsın dedim. Üç buçuk ay cezaevinde kaldım. Gıyaben, komünizm propagandası suçlamasıyla beş yıl ağır hapis, bir yıl Balıkesir’e sürgün ve istenmeyen kişi suçlarına çarptırıldım.
Bilimsel sosyalizmin kurucuları olan; Marks, Lenin, Mao gibi devrimcileri Türk milletinin kurtarıcıları gibi görmenin, Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir yanlış olduğunun farkına okuyarak, inceleyerek, eleştirel düşünerek, Türk Devrimi üzerine kafa yorarak vardım.
Burada, 1969 yılında Türkiye’den ayrılmadan önce veda ziyaretinde bulunduğum Edirne Erkek Sanat Enstitüsü’nden edebiyat öğretmenimin Sayın Halil Ural’ın, Marks’ın yanında Atatürk’ü de oku tavsiyesini anmak istiyorum.
Ayakları Türkiye gerçeğine basan Türk solu olmuş olsaydı, yaşanmış olan o acılar yaşanmayacak, o telâfisi asla mümkün olmayan maddi ve manevi kayıplar, zararlar meydana gelmeyecekti.
Geçmişe böyle kısaca değindikten sonra, konumuza dönelim.
İnsanın ister Allah tarafından yaratılmış olduğuna, ister evrenin gelişimi sonucu olduğuna inanın, her insanın fıtratı karşıtların birliğinden oluşur.
Bu durum, insan fıtratında sınıf mücadelesi gerçeğinin var oluşudur.
Cumhuriyet ekonomisindeki dönüşümde insan fıtratındaki sınıf mücadelesinin etkisi nasıl olmuştur?
Bu soru, gelecek yazımın konusu.
Şimdilik, kalın sağlıcakla.

Yeni kurulan ve kurulması olası partiler, oluşabilecek yeni ittifaklar dikkate alındığında, yazı dizimin başlığını şu şekilde değiştirmenin günümüz Türkiye gerçeği ile çok daha tutarlı olacağını düşünüyorum:
Neden Türkiye ittifakı?
Çünkü Türkiye’nin beka, halkının refah meselesini hiçbir parti ne tek başına ne de şu veya bu ittifak halledemez.
Türk milletinin seçeneksiz tek çözümü Türkiye ittifakıdır.
Türk milleti bu duruma neden ve nasıl geldi?
Bu sorular yurtsever bir anlayış içinde ve de bilimsel olarak tartışılmazsa, yanıtlanmazsa, kısır bir döngünün içinde didişilir, enerji tüketilir.
Şimdi, neden ve nasıl üzerinde duralım.
Bu tartışmanın elbette ki bir hareket noktası olmalı.
Bence hareket noktası Türk Devrimi’dir.
Türk Devrimi’nin kurduğu ve özü halkçılığa dayanan Cumhuriyet ekonomisi, Atatürk’ün ölümünden sonra nasıl oldu da emperyalizmin kıskacında kapitalist ekonomiye dönüştü?
Asıl tartışılması, cevap aranması soru bu.
Bu yapılmazsa, mevcut durumun eleştirileriyle vakit öldürülür, Türk milleti oyalanır, çözüme ulaşılmasını istemeyen güçlerin değirmenine su taşınır.
Hadi, gelin benim sevgili soydaşlarım bilimin yol gösterici aklı ile konuşalım.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın zaman zaman dile getirdiği fıtrat kavramından yola çıkalım.
Bu noktada, müsaadenizle, küçük bir parantez açayım.
Elli yıl önce. Sosyalist düşünceli öğrencilik heyecanımla Bursa’da toprak reformu yapılsın dedim. Üç buçuk ay cezaevinde kaldım. Gıyaben, komünizm propagandası suçlamasıyla beş yıl ağır hapis, bir yıl Balıkesir’e sürgün ve istenmeyen kişi suçlarına çarptırıldım.
Bilimsel sosyalizmin kurucuları olan; Marks, Lenin, Mao gibi devrimcileri Türk milletinin kurtarıcıları gibi görmenin, Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir yanlış olduğunun farkına okuyarak, inceleyerek, eleştirel düşünerek, Türk Devrimi üzerine kafa yorarak vardım.
Burada, 1969 yılında Türkiye’den ayrılmadan önce veda ziyaretinde bulunduğum Edirne Erkek Sanat Enstitüsü’nden edebiyat öğretmenimin Sayın Halil Ural’ın, Marks’ın yanında Atatürk’ü de oku tavsiyesini anmak istiyorum.
Ayakları Türkiye gerçeğine basan Türk solu olmuş olsaydı, yaşanmış olan o acılar yaşanmayacak, o telâfisi asla mümkün olmayan maddi ve manevi kayıplar, zararlar meydana gelmeyecekti.
Geçmişe böyle kısaca değindikten sonra, konumuza dönelim.
İnsanın ister Allah tarafından yaratılmış olduğuna, ister evrenin gelişimi sonucu olduğuna inanın, her insanın fıtratı karşıtların birliğinden oluşur.
Bu durum, insan fıtratında sınıf mücadelesi gerçeğinin var oluşudur.
Cumhuriyet ekonomisindeki dönüşümde insan fıtratındaki sınıf mücadelesinin etkisi nasıl olmuştur?
Bu soru, gelecek yazımın konusu.
Şimdilik, kalın sağlıcakla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.