Yalancı!

En son ne zaman yalan söylediniz?
Yoksa siz hiç yalan söylemeyenlerden misiniz?
“Evet onlardanım” diyorsanız, belki de şu anda en büyük yalanınızı söylemiş oldunuz.
Yok; “Arada sırada söylerim” diyorsanız, işte aramızdaki ‘Sayın Doğrular’ sizsiniz. Alkışı hak ediyorsunuz.
Herkes arada-sırada yalan söyler zaten canım.
Hadi itiraf edin, o kadar da doğrucu değiliz her zaman.
‘Dürüst’ bir yalancı olun en azından.
Çok kolay görünse de aslinda zor iştir yalan söylemek.
Öncelikle iyi bir hafıza gerektirir.
Kime hangi yalanı söylediğini unutmayacaksın, yalanının etrafını iyice dolduracaksın, iyi organize olacaksın, yoksa bir bakmışsın ki adın YALANCI’ya çıkmış.
Yani yalanın öyle sağlam olacak ki, öncelikle kendin inanacaksın. İşin aslı astarı neydi unutacaksın.
Çok zaman durum kurtarmak için minik yalanlar söyleriz. O anda doğruyu söylemenin çok da gerekli birşey olmadığına inanıyorsak hemen başvurduğumuz bir yoldur bu. Masumdur, zararsızdır. Hâttâ çok zaman yararlıdır da.
Bazen yalan söylememek için hiç konuşmamayı tercih ederiz. Susmayı seçen birisini konuşmaya zorlamakla öğreneceğimiz şey ya o anda uydurulmuş acemice bir hikâye olur ya da hiç hoşlanmayacağımız acı bir gerçek.
İkisi de can yakıcıdır. O yüzden bazen susana saygı göstermeli ve beklemeli.
Kendisi anlatmak isterse konuşacaktır nasılsa.
Doğruları olduğu gibi anlattığımızda karşımızdakinden gelen tepkiye göre bir daha o kişiye doğruyu söyleyip söylememekle ilgili kararımızı veriririz.
Doğruyu söylediğine bin pişman olduğun an, en muhteşem yalanlarını yaratmaya başladığın andır. Bütün kalbinle anlattığın her şey üç gün sonra aleyhine delil olarak kullanılmaya başlıyorsa ya susmayı tercih edersin ya da yalanları.
Bir de mütemadiyen yalan söyleyenler vardır. Hilafsız her cümleleri yalan içerir. Onlar için ‘Nasılsın, iyi misin?’ der gibi bir şeydir bu. Sürekli abartılı bir konuşma biçimi içindedirler. Herkes onları bu halleriyle kabul etmiştir, işin eğlencesini çıkartıyorlardır.
Bunlar genelde kimseyi üzmeyen, yalan bile diyemeyeceğim hafif lâf dolandırmacalardır aslında.
Esas can yakan, kötülük barındıran, ocak söndüren yalanlar var ki; onları söyleyebilenleri anlamak mümkün değil.
İçlerinde bir damla dahi insan sevgisi olmayanların fütursuzca söyledikleri yalanların sebep olduğu olaylar çok büyük acılar verir insanlara.
Türlü yalanlarla kandırılarak elinden parası alınan yaşlılar, mutlu bir evlilik vaadiyle kaçırılarak ona buna peşkeş çekilen kadınlar-kızlar, bir şeker-bir oyuncak ile tuzağa düşürülen çocuklar, daha çok eğleneceklerine inandırılarak uyuşturucuya alıştırılan gençler, yalancı şahitlik sonucu hiç işlemediği bir suçun bedelini ödeyen masumlar.
Ürettikleri ya da sattıkları her şeyin içine hile karıştırıp, haksız kazanç elde edenler.
Sırf kötülük olsun diye iftira atanlar.
Evli insanların kendilerini bekâr gibi tanıtıp karşılarındakilerin ve kendi ailelerinin hayatlarını allak bullak etmeleri.
Oy peşinde koşan siyasetçilerin asla yapmayacaklarını bildikleri vaatlerle halkı büyük beklentilere sokmaları.
Ve daha niceleri…
Peki bu yalanlara inananlar kimler?
Ne yazık ki kendisi dürüst olan insanlar yalancıları ayırt edemiyorlar. Söylenen her sözün doğru olduğunu varsayıyorlar. Dolayısıyla da kandırılması en kolay insanlar işte bu insanlar oluyorlar.
“Bir yalancıyı en iyi tanıyan diğer bir yalancıdır derler ya hani, ne kadar da doğru bir söz değil mi?…
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir