Veled-i zemane

Yeni yetişirken anneannem bize “zemane” derdi hep. Ona göre biz zemaneydik, çünkü Fan Fin Fon müziği (yabancı müzik) dinliyorduk, ‘velesbit’e (bisiklet) biniyorduk,  erkek gibi ‘pantol’ (pantolon) giyiyorduk, denize giriyorduk, sokaklarda top oynuyorduk.
Bize son derece normal gelen bu davranışlar ona çok garip geliyordu. Kız dediğin böyle mi olurdu? Kız dediğin annesinin dizinin dibinden ayrılmazdı.
Biz kendi çağımızı yaşıtlarımızla güle oynaya yaşarken, bizden önceki nesillerin bizlerde aykırı bulduğu davranışlar yavaş yavaş ‘eski’nin yerini almaya başlamıştı. Artık yeni bir nesil gelmişti. Daha farklı düşünen, daha farklı giyinen, bambaşka konuları olan, bambaşka bir dili olan genç bir nesil.
Televizyondaki spiker kendisini görmesin diye başını örtmeye çalışarak saçını gizleyen iki kuşak önceki nesilden, ilginç buldukları durumları video kameralarına çekerek dünyayla paylaşan nesillere gelindi. Tabii ki bu yolculuk sırasında insanlar arasında milyonlarca kez kuşak çatışması yaşandı.
Herkes bir önceki nesle göre ‘zemane’ olmaya, bir sonraki nesle göre de ‘köhne’ kalmaya mahkûmdu.
Eğer ki biz iki kuşak gerideki neslin dediklerini koşulsuz dinlemiş olsaydık, bugün  şu zamanda var olmamız da mümkün değildi aslında. Biz kendi çağımızı yarattık, onu yaşadık, bizden sonra gelen çağa da ayak uydurabildiğimiz kadar uydurarak çağın gerisine düşmemeye çalıştık.
Bilgisayarlarda zaman zaman güncelleme yapılması ne kadar elzemse bu işlemi insanların da kendilerine uygulamaları bir o kadar elzem demek ki.
Güncellenen her programın o programı daha iyileştirildiğini düşünürsek, her güncellenmede aynı iyileşmenin insanlar için de olması gerekir.  İçimizdeki insanî duyguları yitirmeden, ürkütücü bir canavara dönüşmeden, geçmişimizin üzerine daha olumlu davranışlar ekleyerek başarmalıyız bunu. Yoksa modernleşmeyi yüzsüzleşme, onursuzlaşma, ahlâksızlaşma haline getirerek değil.
Çağa uymak denilince Cem Karaca’nın “Oğlum’a” şiirindeki vasiyet gibi  dizeler gelir aklıma.
“Başını dik tut hiç eğme sen,
Aklına ve yüreğine güven.
Çağını bil, çağına yakış,
Güzelliklerle yarış.”
Geçenlerde bir otobüste sarmaş dolaş oturan gençlerin otobüs şöförü tarafından hakaretlere uğrayarak otobüsten atılmalarını izledik basında. Bu olaydan bir kaç gün sonra da bu olayı protesto etmek için otobüse doluşan gençlerin bir hat boyunca öpüştüklerini yazdı gazeteler. Olaya tepki verme şeklinin şiddetten uzak ve farklı olması dikkatleri çekmeye yetti.
Gençler içlerindeki heyecanı çok zaman zaptedemiyorlar.
Zaman zaman tatlı bir masumiyetle, zaman zaman da ipin ucunu biraz kaçırarak abartılı sevgi gösterilerinde bulunabiliyorlar.
İçlerinde samimi sevgi tanecikleri taşıyanların hareketleri çevredekileri rahatsız etmek yerine hafifçe gülümsetiyor. Bazıları biraz daha coşkulu, sesleri daha yüksek, hareketleri daha büyük. Bazılarıysa en hoyrat, en kaba, en aldırmaz tavırlarla çevrelerindekilerin tepkisini çekiyorlar.
Her el ele tutuşanı, her birbirine sarılanı ahlâksızlıklam suçlayamayız elbette. Her bize ters gelen davranışta cezayı kesme işini üzerimize alamayız. Birinin ahlâksız bulduğu bir davranışı bir başkası sıradan bulabilir. Kimin neye göre değerlendirdiğinin belli olmadığı bu durumlarda herkes kendisine ters gelen hareketi cezalandırmaya kalkarsa, gün olur ‘gözünün üzerinde kaşın var’ deyip tetiğe basmaya kadar gelir bu iş.
Gençlik heyecanlarını dolu dolu yaşayan çocuklara biraz hoşgörü göstermek lâzım belki de. Bunun yanında o çocuklara bu heyecanlı hallerini çevrelerini taciz edercesine yaşamamalarını da öğretmek gerek.
Özgürlüğün herkesin ortasında pornovari görüntüler sergilemek olmadığını öğretmek gerek. Onlar henüz toylar. Ufak yönlendirmelerle doğru yolu bulacaklardır. Yeter ki onlara ulaşabilmek için doğru sözler kullanılabilsin.
Hâttâ sözlerden daha çok doğru davranışlar sunulsun.
Saygıyı yaşayan çocuklar, saygı göstermesini de en doğal yoldan öğreneceklerdir.
En iyi nasihat iyi örnek olmaktır demezler mi?
Zorlama ve taciz olmadığı sürece neşelerini birbiriyle paylaşan insanlardan rahatsız olmayan insanlar olmalı artık sokaklarda.
Bu coşkulu hallerini birbirleriyle paylaşırken birbirlerine ve çevrelerine saygısızlık etmeyen gençler olmalı.
Yasaklamalar yüzünden ilişkilerini  arka sokaklara kaçışarak yaşayan gençler yerine, ailelerinin bilgisi dahilinde birbirleriyle medenice arkadaşlık yapabilen, flört edebilen gençler olmalı.
Bir kadın bir erkekle, bir erkek de bir kadınla evlenecekse eğer bu flörtler zaten kaçınılmaz. Şu anda evli olanlar evlenmezden önceki hikayelerine şöyle bir göz atarlarsa gençlere karşı belki biraz daha anlayışlı olabilirler.
Anlayışlı olamayıp saldırganlaşanlar karşı cinse olan düşüncelerinden kendileri korkan insanlar olmasın sakın!
Bir düşünün; otobüste el ele gördüğünüz kendi halindeki gençlerden mi daha çok rahatsız olursunuz yoksa herkesin içinde cep telefonuyla ya da yanındakiyle bangır bangır konuşan bir yetişkinden mi?
Ayıpsa, alın işte size esaslı bir ayıp!
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir