Üç yanı denizle, dört yanı kumpasla çevrili…

Ne kadar kalıplaşmış bir cümledir…

Üç tarafımızın denizlerle çevrili olduğu, ancak denizden yararlanmasını bilmediğimiz. Ne dünyanın en ucuz ve en kolay taşımacılığı olduğu halde deniz taşımacılığından yararlanırız. Ne deniz ürünlerinden, ne de akılcı turizm yatırımları ile sahillerimizden.

Bizim için denizler en ucuz ve en kolay ulaşılan lağımlardır. Yani kanalizasyonların akıtıldığı büyük fosseptikler…

Bir de varsıl insanların yaz tatilleri için bencilce işgal ettikleri, ancak çok az kullandıkları üçüncü, hatta dördüncü konutlarının bulunduğu kıyılar.

Daha Cumhuriyetin ilk yıllarında var olan o muazzam yolcu gemilerimiz artık yok. İlkokul kitaplarımızda dünyanın yuvarlak olduğunu sahile yaklaşmakta olan gemilerin önce direklerinin, sonra bacalarının, en son gövdelerinin göründüğünü öğrenmiştik. Bu bilgilerimizi sınardık, Marakas, Sus, Kadeş gemileri ile. Daha sonra Karadenız, Akdeniz, Marmara vb. gemileri tanıdık.

Şehir hatlarının Dolmabahçe, Paşabahçe, Ataköy, Turan Emeksiz gibi zarif vapurlarına her binişimizde yeni bir inceliğini keşfederdik. Belediye otobüsleri ile Haliç tersanesi yanından geçerken gemilerin inşasının adım adım ilerleyişini, nihayet denize indirilişini hayranlıkla izlerdik.

Üniversitede öğrenci iken hiçbir İzmirli arkadaşımız İstanbul'dan evlerine kara yolu ile gitmezdi. Ya vapurla doğrudan İzmir'e ya da önce Bandırma'ya, oradan da trenle İzmir'e giderlerdi. Deniz kuvvetleri bizim için kapalı bir kutu idi. Yavuz efsanesi ile büyüdük. Yalova'dan vapurla İstanbul'a geçerken Heybeliada'daki Deniz Harp Okulunun beyazlar giymiş çakı gibi öğrencilerine gıpta ile bakardık.

Daha sonra öğrendik ki, denizlerimizden o kadar yararlanamasak bile dünyanın sayılı deniz kuvvetlerinden birine sahipmişiz. Kıbrıs olayları bize güçlü bir deniz kuvvetleri kazandırmış.

Yıllar önce Ege'de yapılan bir NATO tatbikatında ABD'nin Muavenet adlı muhribimizi vurmasının gelişen Deniz Kuvvetlerimize yapılmış bir ihtar olduğunu sonradan anladık.

Montrö anlaşması ile sadece Karadeniz'de kıyısı olan ülkelerin savaş gemileri bu stratejik sulara girebiliyordu. 2008 yazında ABD Gürcistan'da bir darbe tezgâhladı. Rusya'nın beklenmedik sert müdahalesi sonucu darbe başarısızlığa uğradı. ABD donanmasının Karadeniz'e çıkma isteğine Demiz Kuvvetlerimiz sert bir şekilde karşı koydu. Aynı yıl ABD destekli “Ergenekon” operasyonu dalga dalga yurtseverleri ve emekli askerleri tutukluyordu.

ABD Karadeniz'e  çıkartılmamasını Deniz Kuvvetlerimize pahalıya ödetti. “Ergenekon” tutuklamalarına paralel olarak özellikle Deniz Kuvvetlerini hedef alan bir dizi tertip başladı.

Poyrazköy, Kafes, Amirallere Suikast, Askeri Casusluk, Balyoz davaları esas olarak Deniz Kuvvetlerini çökertti. Mühendis Subaylar da davalara dahil edilince MİLGEM adıyla yürüyen Milli Gemicilik projemiz çöktü. En son İzmir Alaybey tersanesinde 10 askerimizi ve işçimizin ölümü de bu  çöküşe bağlandı.

Helen Hasdal Cezaevinde tutuklu Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen Deniz Kuvvetlerimizin nasıl çökertildiğini bir tablo ile sayısallaştırmış. Bu tabloya göre “Ergenekon” dışta tutulursa (Bu dava tek başına askerleri hedef almıyor) yukarıda adı sayılan davalarda çoğu tutuklu 788 subay yargılanıyor. Bunlardan 43'ü birden fazla davada yargılandığı için yargılamadaki subay sayısı 745. Türk Silahlı Kuvvetlerinde en az subay Deniz Kuvvetlerinde olduğu halde 745 subayın nerede ise yarısı, yani 348'i  Deniz Kuvvetlerine mensup.

Yani Deniz Kuvvetlerimiz neredeyse tek mermi atılmadan teslim alınmış.

Subayların davalara göre dağılımı şöyle:

Poyrazköy davasında 17 denizci. Kafes davasında 33 denizci, Amirallere Suikast davasında 20 denizci, Askeri Casusluk davasının İstanbul bölümünde 2 karacı, 41 denizci, Balyoz davasında 102 karacı, 156 denizci, 43 havacı, 63 jandarma, Askeri Casusluk davasının İzmir ayağında 128 karacı, 81 denizci, 55 havacı ve 47 jandarma subayı yargılanıyor.

Toplamda 232 karacı, 348 denizci, 98 havacı ve 110 jandarma subayı yargılanıyor.

Geçen haftanın en ilginç itiraflarından biri Başbakan'ın danışmanı Yalçın Akdoğan'dan geldi. Akdoğan cemaat tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerine “kumpas kurulduğunu” söyledi.

Yukarıdaki rakamlardan anlaşıldığına göre asıl kumpas Deniz Kuvvetlerimize kurulmuş. Sadece cemaati göstermek kumpası açıklamıyor. Arkasındaki gücü de göstermek gerek.

Özetle:

Üç yanımız denizlerle, dört yanımız kumpasla çevrili…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir