Muhteşem tarih

Oldum olası tarihî filmleri izlemeyi severim.
Belki de zamanında tarih dersiyle başımın pek hoş olmaması yüzünden eksik kalmış olan tarih bilgimi bir nebze olsun telafi edebilmek içindir tarihî filmlere olan bu alâkam.
Kitap seçerken de yaşanmış olayların anlatıldığı kitapları tercih etmem belki de bu yüzden.
Bir de; benim henüz dünyaya gelmediğim o geçmiş zamanlarda nelerin yaşandığını bilme arzusu.
Çocukluğumun tarihi filmleri Battal Gazi, Malkoçoğlu, Karaoğlan tarzı filmlerdi. Şimdi izlediğimde gülümsediğim o filmlerdeki heyecanım ve korkumu tarif edemem.
İşkence sahneleri bir yanda; surların tepesinden atlayıp burnu bile kanamayan, bir seferde birden çok ok fırlatan, onca kalabalık düşmanın ortasından yara almadan kurtulan, hepsini kılıçtan geçiren kahraman bir yanda. Çocuk aklımla hepsinin gerçek olduğunu varsayar, filmi izlerken sinemanın koltuğunda büzüşür kalırdım.
İlkokuldaki Tarih (Sosyal Bilgiler Dersi) dersiyse benim için ezberlenmesi gereken bir padişahlar geçidiydi. Sınıf panosunda kronolojik olarak hepsinin resmi ve dönemleri yazardı. Osman Gazi’den başlayan Osmanlı İmparatorluğu Tarihi Kurtuluş Savaşı ile son bulurdu.
Hangi padişah kimden sonra gelmiş, kim kimin oğlu, kim hangi yıllarda padişahlık yaptı? Hangi savaş kimlerle, nerede kaç yılında yapıldı, kim yendi kim yenildi?
Hangi anlaşma hangi tarihte kiminle yapıldı? Rakamlarla aram iyi olmasına rağmen bu tarihleri hiçbir zaman aklımda tutamadım.
Benim için Tarih Dersi diye bir ders vardı ve o sadece bir ‘DERS’ti.
Halbuki orada sindire sindire öğrenilmesi gereken bir geçmiş yatıyordu. İnsan nereden geldiğini bilmeliydi. Bunun iyice idrak ettirilmesi lâzımdı.
Sonra televizyonun hayatımıza girmesiyle bazı tarihî olaylar dizi halinde karşımıza çıktı.
Kuruluş-Osmancık ve Dördüncü Murat. Bunlar benim hatırladıklarım.
Daha sonra Kurtuluş ve Kınalı Kuzular’ı hatırlıyorum. Belki de daha çok dizi vardı ama aklımda kalan bunlar olmuş.
Şimdi de Muhteşem Yüzyıl.
Kimilerinin beğendiği, kimilerinin beğenmediği bir tarihî yapım.
Görmek isterseniz bu dizinin hataları da vardır muhakak. Sadece Harem ve padişah arasında geçen olaylar silsilesi de diyebilirsiniz. Ki çoğunlukta saray hayatı ön planda.
Ben filmdeki hataları aramayı bir kenara bırakıp oradaki hayatları görmeyi seçtim.
Tarih kitaplarında yaşlı ve sakallı gördüğüm o Muhteşem Süleyman’ın, Kanunî’nin gençliğini gördüm.
Koskoca bir İmparatorluğu yöneten adamın kadınlar arasında kalışını ve zaman zaman onlara hakim olamayışını gördüm. Sarayda esas olanın ‘Padişah Anası’ olabilmek olduğunu gördüm. Kadınların kendi aralarındaki rekabetinin bir devleti yıkabilecek boyutlara ulaşabileceğini gördüm.
Sarayda dönen entrikaların yarattığı güvenilmez ortamda yaşamanın hiç de karşıdan görüldüğü kadar cazip olmadığını gördüm.
Padişah olmanın tüm yetkisiyle bir anda koyduğu ya da tek bir sözle bir anda kaldırdığı kanunların onun güvenilirliğini ne kadar sarsabileceğini; aslında keyfî bir şey gibi görünse de bu mutlak hakimiyeti sağlayabilmek için her zaman en doğru kararı verebilmenin nasıl bir öngörü ya da nasıl bir mantık yürütme becerisine sahip olmak olduğunu gördüm.
Her ne kadar bu dizinin nasıl sonlanacağını bilsem de, o zamana kadar yaşanan olayları izlemek beni o zamanların içine çekiyor. Az da olsa Osmanlı tarihi açığımı kapatıyor.

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir