Mevlid Kandili

Mevlid : Dünyaya gelme, doğuş.
Mevlid Kandili malum, evrenin erdemli Efendimiz Aleyhisselamın dünyaya teşrif buyurdukları gecedir(12-Rebiyülevvel, Miladi 20.Nisan.571 Pazartesi gecesidir). Bu gecenin kadrini kıymetini bilen bilir, bilmeyen bilmez! Bu gecenin esrarını kalem ve kelam açıklayamaz. “Ete kemiğe büründüm, Âdem diye göründüm” esrarının sıfat değil, zat tecellisi bu gece…
Aşk aklı, zevk idraki ve marifet mantığı ile anlaşılır ancak.
Başka türlü hiçbir yere, hiçbir ufka sığmaz bu sancak.
Asıl adı “Vesiletü’n Necat”(Kurtuluş vesilesi) olan yüzyıllardan beri özel gün ve gecelerde aşkla, şevkle okunan Mevlid-i Şerif mesnevisinin çok yanık bir hikayesi vardır.
Şeyh Edebali Hazretlerinin soyundan geldiği için Çelebi, Emir Sultan Hazretleri’ne bağlılığı dolayısı ile de Dede diye anılan Süleyman Çelebi Hazretleri Bursa’da Ulu Camii’de imamlık yaptığı dönemlerde bir gün camide bir tartışma çıkmış, vaiz efendi Bakara suresinin 285. ayetini (Lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih) “Peygamberler arasında hiçbir fark gözetmeyiz” tefsir ederken,
-Ben Hazreti Muhammed Mustafa’yı, İsa Peygamber’den ayırmam! gibi bir şeyler söyleyince o anda orada bulunan alim bir zat vaiz efendinin sözünü keserek:
-Ey nadan, sen bu tefsir ilminde cahilsin!… Ayatı Kerime’lerin nasih ve mensuhundan, muhkem ve müteşabihinden gafilsin! “Peygamberler arasında fark yoktur” demek, peygamberlik sıfatından ötürüdür. Yoksa fazilet ve mertebeleri bakımından değil. Eğer hakikat senin anladığın gibi olsaydı yine Bakara suresindeki “Peygamberlerin bazılarını, bazılarına üstün kıldık” (Bakara-253) ayeti celilesi nazil olurmuydu hiç? diye gürlemiş.
Artık daha sonra neler konuşulduysa bu tartışmadan çok etkilenen Süleyman Çelebi, oturmuş ve Cenab-ı Peygamber’e olan muhabbetini destanlaştırmış bu mesnevi ile.
Efendimizin hayatını özetleyen çok harika bir manzume bu mesnevi.
Özel gün ve gecelerde mevlid okumak veya okutmak dini bir vecibe değil, gelenektir. Hayatın artıları ve eksileri içinde dağılan, gevşeyen insanları derleyip toplayan, uyaran, uyandıran, kendine getiren güzel bir gelenek…
Mevlid, Regaip, Miraç, Berat ve Kadir gecelerine Kandil Gecesi denilmesinin sebebi, vaktiyle elektriğin olmadığı dönemlerde dünya ve uhra bütünlüğünü yaşatan dini yapıların her zamankinden daha çok aydınlatılması, özellikle minarelerin sadece bu gecelerde kandillerle donatılmasındandır. Türk milletinin, İslam aleminin ve dünya insanlığının gönül alemlerinin bu kandillerle aydınlatılmasını dilerim.

Ey Hüda’dan lütf-u ihsan isteyen,
Mevlid-i pâk-i Resulullah’a gel,
Cennet içre huri, gılman isteyen,
Mevlit-i pâk-i Resulullah’a gel,
Ol Resul’ün doğduğu şeb bi-güman,
Leyle-i kadre müşabihtir heman,
Bulmak istersen cehennemden eman,
Mevlid-i pâk-i Resulullah’a gel,
Meclis-i Mevlide ey “Vâli” müdam,
Ol Resule ver salat ile selam,
Cennet-i âlâ’da istersen makam,
Mevlid-i pâk-i Resulullah’a gel,
Nefeszade Abdurrahman Efendi(k.s.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir