Madalyonun Üç Yüzü

Bir kitabı hem konusuyla hem de anlatımıyla sever insan. Ne başlı başına konu, ne de başlı başına anlatım yeterlidir. 
Herkesin başına gelmiş ve gelebilecek olayları anlatırken okuyucuyu da kitabın içine alabilmek, bir yandan da okuyucuyu kendi hayatıyla baş başa bırakabilmektedir marifet.
Hem imlâsı, hem eksiksiz anlatımı, hem de kurgusunun sağlam olması lazımdır kitabın.
Yazar, okuyucunun aklını, “Şimdi burada anlatılan kim, bunlar buraya ne ara geldiler, e ama o çocuk ölmemiş miydi, hikâyede bu kadar önemli rolü olan bu adam mahalleye ne zaman taşındı, şu kadın aşağı mahallede yaşamıyor muydu?” gibi sorularla karıştırıp, mantığını ters yüz edip, olayları ve insanları çorbaya çeviriyorsa ve attığı düğümleri çözemiyorsa, atılan düğümler rastgele atılmış, o kitap rastgele yazılmış demektir.

Bu mantık kurgusunu filmlerde de ararız, şiirlerde ve şarkılarda da, hayatımızda da.
Hayatımızın kurgusunu kim yapıyor diye sorarız çok zaman. Bir bakmışız ki kurgucubaşı kendimiz çıkmışız. İnsan en büyük iyiliği de en büyük kötülüğü de kendisi yaparmış kendisine. O yüzden belki en güvendiğimiz dağlara kar yağdığında en çok kendimize kızarız.
Ama biz insanız. Güvenmeden ve inanmadan da yaşayamayız.
Güvenimiz kötüye kullanıldı diye hayata küsüp oturamayız.
Yıkılsak da, yıkıldığımız yerden kalkar, üstümüzü başımızı silkeler, dizlerimiz kanamış mı diye bakar, kanamışsa da canımız acıya acıya tekrar yola düzülürüz. Nasılsa zaman içinde o kan kuruyacak, o acı azalacaktır.
Lakin, yaranın derinliğine göre, o izler görünürlüğünü koruyacaktır.
****
Bana bu sözleri yazdıran, üç kadın ve bir adamın öyküsünün anlatıldığı Madalyonun Üç Yüzü romanıydı. Gazeteci-Yazar Sevinç Feyzioğlu‘nun Dorlion Yayınları’ndan çıkan kitabını okurken, kendi iç sesim ile bu dört kişiyle konuştum durdum ben de.
Faruk ile karısı Neveser, sevgilisi Meliha ve diğer sevgilisi Sevgi’nin hayatıydı anlatılan. 
Kadınlardan birisi evde çocukların ve evin başında, diğeri bir köşe başında, bir diğeri diğer bir köşe başında.
Ve bu sacayağının tam ortasında da Faruk.
Faruk, Neveser’i Meliha ile, Meliha’yı da Sevgi ile (ya da Sevgi’yi Meliha ile) aldatırken, daha doğrusu hepsini birden idare edip kedi aklınca keyif çatarken, işlerin sarpa sarması ve her şeyin çorap söküğü gibi ortaya saçılmasıyla başlayan, ayrılıklar ve acılarla devam eden, sonunda ise herkesin olması gereken yere yerleştiğini gördüğümüz bir olaylar dizisiydi.
Bir hayattı…

Feyzioğlu’nun dediği gibi, belki de pek çok erkeğin hayalindeki hayattı Faruk’unki. 
Öyle miydi gerçekten de? Daldan dala konmak mıydı erkeklerin hayali? Eşi olan dişi kuşun yaptığı yuvayı üs olarak kullanıp, başka başka yuvalara uçmak, oralarda biraz eşelenmek, biraz neşelenmek, hattâ o yuvaları karıştırıp dağıtmak, sonra da sessiz sakin ve güvenli üsse, yani limana dönmek ve sanki başka hayatlar yaşamamış gibi yaşamak mıydı arzulanan? Madalyonun dördüncü, beşinci, altıncı yüzleri de var mıydı?
Madalyondaki “diğer” kadınlar evliliği, dolayısıyla konforu bozmaya değmez miydi de bütün suları saman altından yürütüyordu?
Ya Neveser’in, Meliha’nın ve Sevgi’nin hayatı hangi kadının hayaliydi?
Kim hangisinin yerinde olmak isterdi?
Bu üç kadın içinde en çok acıyı çeken kimdi, en fedakâr kimdi, en çok aldatılan kimdi, en saf kimdi, en haksızlığa uğrayan kimdi, en kötü kimdi, en iyi kimdi?
Seçemediniz değil mi?
Seçemezsiniz.
Belki de o kadınlardan birisi zaten sizsiniz…
****
Altını çize çize, bir solukta okuduğum kitabı konuşmak ve kitabımı imzalatmak için 23 Kasım günü Sevinç Feyzioğlu’nun kapısını çaldım. 
Kahve eşliğinde kitabın hem içeriğini, hem de yazım aşamalarını konuştuk, romanın kahramanları üzerine tartıştık. 
Kitap üzerine konuşurken sohbetimize siz dostlarımızı da ortak etmek istedik ve ortaya böyle minik bir (röportaj videosu değil) sohbet videosu çıktı.

23 Kasım 2020

Madalyonun Üç Yüzü kitabını internette pek çok kitap markette bulabilirsiniz.
Pandemi günlerini atlatınca bir imza günü etkinliği de olacaktır. Ama şimdi sağlık her şeyin önünde.

35 yıllık Gazeteci-Yazar Sevinç Feyzioğlu’nun ilk kitabı, Bursa’nın son yüzyılına ışık tutan, “Dibacenin Ertesi Günü” adlı romanımsı çalışmasıydı. Kitapta, Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgesinin kuruluş sürecinin tanıklarından olan Ergun Kağıtçıbaşı’nın anıları yer alıyordu. Feyzioğlu’nun bu çalışması, Uludağ Üniversitesi, Atatürk İlkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından, “yerel tarih” açısından kaynak olarak değerlendirildi ve iki kez basıldı.

Biz ikinci kitap olan Madalyonun Üç Yüzü’nü konuşurken, Sevinç hanım üçüncü kitabın hazırlıklarına başlamış bile.
Anlaşılan o ki, Feyzioğlu yılların birikimini ardı ardına çıkartacağı kitaplar ile ölümsüzleştirecek.
Bize de o kitapları zevkle okumak düşecek.
Kalemine kuvvet Sevinç…

23 Kasım 2020 / C.E.Y.

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir