İNANÇ, KÜLTÜR, UYGARLIK

Devletin İmanı Arttıkça Aklı Azalır. Dücane CÜNDİOĞLU

*Bu ülkede her ideoloji kendine göre tarih inşa ediyor.

* Bu ülkede her iktidar kendine göre bir tarih inşa ediyor.

* Bu ülkede her mezhep kendine göre bir tarih inşa etmeye başladı.

*Bu ülkede şimdi de “Diyanet İşleri Başkanlığı” hem tarih hem de din inşa etmeye (haşa) başladı.

Tüm bunlar bir bilgiye, bir belgeye dayanmadan yapılıyor. Rejime karşı öfke en belirgin etmen olarak

göze çarpıyor.

* ANADOLU’YU KONGRELERLE ÖRGÜTLEYEN, İSTİKLALİN TEMELLERİNİ ATAN KONGRELER BAŞKANINA

*İSTİKLAL HARBİMİZİN BAŞKOMUTANINA

* TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NİN KURUCUSU VE BAŞKANINA

* TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCUSU VE CUMHURBAŞKANINA

* DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINI KURAN KURUCU ÖNDERE

* LOZAN ANTLAŞMASIYLA, DEVLETİN “TAM BAĞIMSIZLIĞINI* tüm dünyaya kabul ettiren BÜYÜK ÖNDERE

Eyy karar vericiler ve ali erbaş efendi ; 13 Kasım 1918den 6 Ekim 1923e kadar İstabul işgal altında idi. 10 Ağustos 1920de Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması’yla İtilaf Devletleri’ne terk edilmişti. Sevr Antlaşması’yla İtilaf Devletleri’ne terk edilmişti. Fransız general Perl Fatih Sultan Mehmed’in şehre girdiği kapıdan ve aynı renk atla Pera’ya(Beyoğlu) kadar büyük şölenle yürüdü.

Benim ilim Bursa’da Yunan Kralı Konstantin

“Osmangazi Türbesi’ne girerek “OSMAN GAZİ’NİN” sandukasını tekmeleyerek;

— Kalk ta ülkeni kurtar demiştir.

Ki, o bağımsızlık sayesinde; o hutbeyi özgürce okudun.

O Hutbede, ATATÜRK’E lanet okumak en basit ifadeyle akıl tutulmasıdır.

Minnetle andığın feslinin isteği tarihte gerçekleşseydi;

İstanul’a gitmek ve İstanbul’dan çıkmak ta vizeye tabi idi. Yani İstanbul’a pasaportla gidecektin. Çünkü Fesli; “… savaşı keşke Yunanistan kazansaydı dedi….” Herkes duymak istediğine kulak veriyor. Söyleneni, akıl ve mantıkla sorgulamak, karşılaştırmak yerine söyleyene bakarak karar veriyor. Bilgi mi, duyum mu, kaynağı nedir? Düşünme yok. Biat etmek ve iteat yeterli

kabul ediliyor. İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye Emevi Devleti, son halifesi ll. Mervan, Küfe Kadılığı veya Beytülmal Eminliği teklif eder. Kabul etmeyince hapse atar. Abbasi Halifesi Ebu Cafer Mansur istediği fetvayı alamayınca hapse atar ve orada işkenceler sonucu ölür.

Her iki olayda da neden kabul etmedin diye kendine sorulduğunda; kendine sorulduğunda;

—- Kabul edersem ondan sonra onlara karşı tarafsızlığımı kaybeder, bir daha eleştiremem der.

Birisi kutsal makamı ve dini ve ilmini siyasetin emrine verir, halkın vergileriyle alınan en lüks araca

biner bir beis görmez. Bu örneği takdirlerinize sunarım. Devlet, hangi dinden olursa olsun, hangi inançtan ve ya inançsız olsun hepsine eşit uzaklıkta olmak zorundadır. Hepsinin güvenliğinden sorumludur. Kendi inançları üzerinden devleti yönetmeye kalkmak bütün inançları yok saymak demektir. Aklı, bilimi ve mantığı yok saymaktır. Dünya Tarihi, bunun acı örnekleriyle doludur. İmam-ı Azam, Hallac -ı Mansur, Buruno, Galileo vb. Kör inançla nakli öğrenimi izleyenler, imanla – aklı, bilimle – dini birbirinden ayırabilenlerin yani aklı öğrenimi izleyenlerin sömürgesi olmuşlardır.

“…Diyanet ayrı, siyaset ayrı…” İmam Maturidi

Ayasofya konusu bunları düşündürttü. Ve devamla,

“… 3 Kasım 1934 ATATÜRK’ÜN sofrasında her zaman olduğu gibi ilmi, içtimai(sosyal) ve tarihi konular üzerinde konuşuluyor idi. Söz Ayasofya’ya ve karşısındaki Muazzam Sultan Mehmed Camii’ne intikal etti. ATATÜRK başta olmak üzere Ayasofya’nın bir dine bir sınıfa mal olarak kalmaktansa bütün akvamın (kavimler, milletler) ve edyanın (dinlerin) ziyaretine açık müze haline getirilmesi uygun görüldü…” Maarif Vekili Abidin ÖZMEN

Evet tarihi sürec böyle başlar.

Ayasofya, 916 yıl Kilise, 481 yıl Cami olarak 537 yılından bu yana mabet olarak hizmet vermiştir. Bu tarihi ve bu nitelikleri taşıyan bir anıtsal yapıya vicdanımızla baş başa kaldığımızda hangisi yakışır? Bir deneyin

Her iki dinin mensuplarının inanç izlerini taşıyan, Doğu ve Batı kültür ve uygarlığının izlerini taşıyan bu anıtsal yapıya hangisi yakışır?

Büyük TÜRK Tarihi’ne bir bakın bir çok dine girmiş ve çıkmış bu büyük millet hep hoşgörülü

olmuştur. İstanbul’da egemenlik simgesi arıyorsan Sultan Ahmet Cami, Süleymaniye Camii, Topkapı Sarayı vb. Anıtsal bir yapı olarak dimdik haykırıyorlar. Onlar her şeyiyle bizim.

EGEMENLİK LOZAN ANTLASMASI ile tam anlamıyla sağlanmıştır ki tüm bunları gerçekleştirebiliyorsun. İster Türklüğe ister İslamiyete yaraşan; tarihe karşı insanlığa karşı engin hoşgörüsünü göstermekti. Açmak için de tarihe karşı bahanelere sığınmayın. Hem ATATÜRK’E diktatör diyeceksin hem sahte imzasını attılar diyeceksin. Acaba bir diktatör gözünün önünde imzasının taklidine ne yapar. Hem de böyle bir konuda.

Şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum;

AMAÇ!!! GEÇMİŞİN ÖZLEMİNİ Mİ GİDERMEK?

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK MI? YOKSA GELECEĞİ

DÜZENLEMEK İÇİN BİR YOL MU AÇMAK???

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir