Havuz Problemi

İlkokulda iken içinden çıkmak için debelendiğimiz havuz problemleri vardı hani. İki musluktan saatte şu kadar akan su bir havuzu kaç saatte doldurur? Bir yandan da havuzun altından saatte bilmem kaç metreküp su boşalmakta. Havuza 1 saatte akan sudan 1 saatte boşalan suyu çıkart, çıkan sonuç havuzda 1 saatte kalan sudur. Havuz kaç metre küplüktü ona bir bak, o sayıyı az evvel bulduğun sayıya böl, çıkan da senden istenen sonuç, yani havuzun dolma saatidir.
Şimdi bu problemin güncel haline bakalım.
Karadeniz’e; boşalan nehirler yoluyla saatte kaç metreküp su dolmaktadır. Ve İstanbul Boğazı kanalıyla kaç metreküp su boşalmaktadır?
Nasıl güzel bir dengedir ki bu asla bozulmamaktadır. Karadeniz ne taşmaktadır ne de kurumaktadır.
Eğer biz Karadeniz’i boşaltma vanası olan Boğaz’a kardeş bir vana daha eklersek, akan su dolan sudan daha fazla olacağı için bu denge bozulacak mıdır? Ya da bir sonraki vana, yani Çanakkale Boğazı bu dolan suları boşaltacak olan tek vana olarak kalacağına göre Marmara’ya dolan su seviyesi gittikçe fazlalaşacak mıdır? O zaman Marmara’dan Saroz Körfezi’ne bir kanal daha açmak gerekecek midir? Açılmadığı takdirde Marmara’da sular yükselecek midir?
Boğaz’daki gemi trafiğini rahatlatmak için açılacak ikinci kanaldan geçen gemiler Çanakkale Boğazı’nda sıraya mı gireceklerdir?  Oluşacak bu fazlalıkta Marmara Denizi’nde hep beraber bekleşecekler midir? Çanakkale Boğazı’nda uzun kuyruklar mı oluşturacaklardır?
Teknik olarak bakarsak; Karadeniz ve Akdeniz arasında ters dip akıntılarıyla dengelenen muhteşem bir sistem var. Karadeniz’den Akdeniz’e akan daha az tuzlu yüzey akıntısı ve Akdeniz’den Karadeniz’e akan daha fazla tuzlu bir ters dip akıntısı. Bunların birbirini dengelemesi sebebiyle Marmara’da tuzluluk seviyesi ve deniz seviyesi büyük farklılıklar göstermiyor.
Yani Marmara Denizi’nin oşinografik özellikleri tamamen komşu denizlerin sularının kontrolü altında.
Benim kendimce merak ettiğim; yeni bir kanal açıldığı zaman o yeni kanalda da bu ters akıntı oluşacak mıdır, yoksa bu denge bozulacak mıdır?
Tuna, Dinyeper ve Don gibi üç büyük akarsu ve diğer akarsular Karadeniz’i beslemeye yetecek midir?
Boğazın girintili çıkıntılı yapısı bir yandan, farklı esen rüzgârlar bir yandan, yüzey ve dip akıntılarının karşılaşması bir yandan derken Boğaz geçilmesi oldukça zor bir güzergâh halini alıyor. Bir geminin rotasından çıkarak sahildeki bir yalıya bindirmesi her an muhtemel. O yüzden Boğaz’dan geçen gemilerin yanlarına kılavuz kaptan almaları muhakkak şart koşulmalı. Çanakkale Boğazı da İstanbul Boğazı’ndan farklı değil…
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederken gemilerini yağlı kızaklar üzerinde, Haliç’e karadan indirmişti. Kabul etmeli ki bundan daha çılgın bir proje olamazdı. Yaratıcılık, zekâ, hesaplama ve inanç ona zaferi getirmişti.
Bize sunulan yeni çılgın projede de yaratıcılık, zekâ ve hesaplama ne kadar var bilmiyorum. Zaten bu işlem henüz etüt edilmemiş. Etüt edilme süresi iki seneyi bulacakmış. Teknik çalışmaları henüz yapılmamış bir proje sadece ‘hayal’ haliyle halkın önüne niçin konulur onu anlamak da ayrıca mümkün değil. Doğmamış çocuğa don biçmek misali herkes kendince bir şeyler söyleyip duruyor. Bu arada esas konuşulması gerekenler ES geçiliyor.
Belki benim kendimce aklıma takılan sorular gibi herkesin aklına farklı farklı sorular takılıyordur. Özellikle de kanalın geçeceği bölgedeki arazilerin değerlenmesi konusu oldukça iştah kabartıcı olması konusu var. Kurnazlar şimdiden ucuza arazi kapatmaya başlamışlar bile deniliyor. Hâttâ belki çok daha öncesinden başladılar. Yani el altından bu projeyi öğrendikleri zamanlardan. Bu proje gerçekleşmezse (kanımca) epey üzülecekler.
Her yeni proje, her yeni buluş önceleri tepkiyle karşılanmaya mahkûmdur. Doğruluğu ya da yanlışlığı zaman içinde ortaya çıkar.
Çıkar da; yanlış yapma lüksümüz var mı bir de bunu sorgulamak lâzım…
Daha çok geminin geçmesiyle daha çok kirlenecek olan Marmara’yı temizlemek için makûl bir proje gündeme gelse keşke. Denizimizi kirleten her ne varsa hepsi engellense. Fabrikalardan denize gürül gürül akıtılan o atık sular arıtılarak salınıverilse. Nehirlere, derelere atılan molozlar, çöpler başka mecralarda imha edilse. Tertemiz bir denizde yüzebilsek.
Sahillerine çöp artıklarının vurmadığı, denizin yüzeyinde yağlı katranların yüzmediği, içinde çeşit çeşit balığın yüzdüğü, kurşun oranı düşük, koli basili olmayan bir denizimiz olsa.
Ya da Boğaz’ın her iki yakasından içeriye bir miktar girilse. Şöyle bir 250’şer metre mesela. Koylar, burunlar dümdüz edilse. Deniz doldurmaca yerine bu sefer sahil boşaltmaca yapılsa. Daha geniş bir boğazımız olsa. Gemiler daha rahat geçişler yapsa.
Hâttâ bence en iyisi Boğazlar gemi trafiğine kapatılsa.
Uluslararası taşımacılık Karadeniz’i, Ege’ye, Marmara’ya ve Akdeniz’e bağlayacak demiryolları vasıtasıyla yapılsa.
Nasıl; bu proje çok daha ÇILGIN değil mi?
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir