Dershaneler, eğitimin kanayan yarasıdır!

Yeni bir eğitim öğretim dönemine
daha adım atarken, “Başarıya giden yolun ilk basamağı
dershanelerdir”
havaları esmeye başladı yine.

Sözde birinci üreten dershaneler, büyük
puntolarla hazırladıkları reklam afişlerini cadde ve sokaklarda dalgalandırıyorlar.
Kendi başarısı saydıkları birincilerine ise dershane tişörtünü giydirip
kameraların önüne oturtuveriyorlar.

Çocuğun psikolojisi kamera önüne
çıkmaya, gazetelerde reklam aracı olarak kullanılmaya uygun mu? Pek de düşünen
yok!

Dershaneler, bugünkü çarpık eğitim
sisteminde vücut bulmuş kurumlardır, ancak adına eğitim yuvası diyemeyiz. Çünkü
dershaneler eğitim kurumu değil kar amaçlı özel ticarethanelerdir.

Kazanma umudu olmayan öğrencilere
umut dağıtan dershaneler, yalnızca en az bilgiyle en çok soru çözme tekniği
üzerine kuruludur. Hedefi ise yalnızca sınavlardır.

Sınava dayalı, çok kısa bir zamanda
öğrencilere bilgi yüklemesi yapıp, bu kısıtlı bilgiler ışığında kısıtlı düşünmeye
yönlendirilen öğrenciler, dershanelere göre başarılı sayılıyor. Eğitim
sistemine göre de…

Ortada bir gerçek var ki,
dershaneye gitmeden de sınavlarda başarı yakalayan çok nadir oluyor. Bundan, “Okulların bıraktığı bir boşluk var ki, dershaneler sınava gireceklerin
vazgeçilmezi oldu” kanısına varamayız. Çünkü okullar
öğrencileri hayata hazırlar, dershaneler ise çarpık sınav sistemine.

Okullarda verilen eğitim ile sınav
sisteminde örtüşmezlik olunca, dershanelerin de mantar gibi türemesi aslında
oldukça sıradan. Bu örtüşmezliği ilke edinen dershaneler, ne yazık ki, sınav
sistemine dayalı yöntem sergileyerek eğitime büyük bir darbe vuruyor. Yani sınav
sistemi, dershanelerin ekmeğine yağ sürüyor.

Öğrenciye gelir kaynağı gözü ile
bakılan dershanecilik sektöründe, parası olan, parası kadar öğretim görüyor…

Yani parası olan düdüğü çalıyor!

Çarpık eğitimdeki fırsat eşitliği
ise parası olanlar için geçerli bir kavram olarak ortaya çıkıyor?

            Dershaneye
gidecek durumu olmayan ve yaygın kanıya göre kazanabileceğinden bir kez daha
umut kesen öğrenciler, bunu kendilerine teselli kaynağı olarak benimsiyor. Okullardaki
uygulama ile sınav sistemi arasındaki çarpıklığı yaşayarak gören öğrenciler, “Dershaneye gidebilseydim bende kazanırdım” sözcükleriyle avunabiliyor.

            Peki,
dershaneyle çarpık sınav sistemini geçen öğrenciler ne yapıyor?

            Yani,
dershanelerde yarış atına çevrilen, “x gördüğün yere 2
yazacaksın”
ezberciliği ile fonksiyon grafiği çizdirilen ancak fonksiyonun ve grafiğin amacını
bilmeyen, hiçbir sorgulaması olmayan afişlerdeki küçük dehalar ne yapacak?

             Üniversitelere kalitesiz öğrenci girmesinin önemli
nedenlerinden birincisi dershanelerdir. Lise birinci sınıftan itibaren
dershaneye giden öğrenci, üniversiteyi kazandığında tam bir boşalıma giriyor ve
üniversitenin ilk yıllarında başarısız oluyor. Çünkü, lise eğitimini askıya
alan dershanedeki test tekniklerine adamış kendini… Oysa okullarda eğitim ile
birlikte öğretim verilirken, dershaneler bilginin test tekniği ile
yorumlamasını öğretip, öğrenilen bilgiyi de yanlış kullanıma yönlendiriyor.

            Dershane
gerçekleri tabi bunlarla da sınırlı değil?

Okullardaki şiddetin ve
disiplinsizliğin nedenlerinden biri de dershanelerdir. Okulda denetim altında
tutulan öğrenciler, dershanelerdeki serbestliği görünce disiplinsizlik
kaçınılmaz hale geliyor.

Eğitimde sektör oluşturan
dershanecilikte, “Sınavı kazanamazsan paranı geri iade
ederiz” diyen olmadığı
gibi, insan sevgisi, yurttaşlık bilgisi, yurt sevgisi vs. konularla eğitim veren
dershane de yok!

Çanların sesi içi boş olduğu için
çok çıkarmış…

            Hiçbir
niteliği olmayan çağdışı sınavdaki başarıları kanıt sunarak boy boy reklamlarla
tüm başarının dershanelere ait olduğunun savunulması oldukça trajikomik değil
mi?

Övünülerek gösterilen öğrenciler,
okullarında da başarılı olan öğrencilerdir…

Sonuç olarak, sınav sisteminin getirdiği
noktada, okulda yaşanan uygulama arasındaki çarpıklığı misyon sayan
dershaneler, eğitimin kangrenidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.