Cinsiyetçi Dilden Yılanlar!

Filmlerde görürdüm; mahallenin bıçkın delikanlıları yalnız yaşayan kadının kapısına arada bir dayanıp,”Bir ihtiyacın var mı abla?” diye sorarlardı gevşek gevşek. Kapısına dayandıkları kadın ya dul olurdu ya da eşi ya gurbetteydi ya da hapiste. Mahallenin yavşakları ise kadına “hizmet etme” derdindeydi.
Ne mübarek bir düşünce ya Rabbim!!!

Tıpkı Vedat Yazıcı denen ne idüğü belirsiz bir yavşağın, eşi hapiste olan Başak Demirtaş için Twitter’dan bir paylaşımda bulunarak, kocası hapiste olan bir kadının erkeksiz kaldığını ve kendisinin de bu eksikliği gidermeye aday olduğunu en iğrenç sözlerle dile getirmesi gibi.
Tıpkı 15 Temmuz’da ölen ya da tutuklanan komutanların eşlerinin kendilerine helâl olduğunu söyleyen baĞzı akıllar gibi.
Tıpkı herkesin karısına kızına uçkur çözdükleri gibi.
Tıpkı ulaşamadıkları ciğere murdar demeleri gibi.
Tıpkı ciğere ulaşabildikleri zaman ciğeri paramparça etmeleri gibi.
Tıpkı Bosna savaşı koptuğunda, üç gün önce ağabey kardeş ilişkisi içinde oldukları Sırpların Müslüman kadınlara tecavüz etmeleri gibi.
Tıpkı savaşan tarafların topluluktaki kadınları savaş ganimeti olarak görmeleri gibi.

Dilin Kopsun!
Cinsiyetçi dil kadını kadınlığı ile cezalandırıyor. Erkeği ise eril dil ile yüceltiyor.
Erkek, sanki erkek doğmak kendi elindeymiş gibi böbürleniyor erkekliği ile.
Hasmının kadınına sahip olmayı hasmını yenmek olarak görüyor.
Düşmanını etek giydirerek aşağılamaya çalışıyor. Bu tavrı ile etek giyen tüm kadınları, daha doğrusu kadınlığı aşağılıyor.
Ya kadın kişi pantolon giyince ne oluyor?
Erkeklik mi kutsanıyor, yoksa aşağılanıyor mu, ne oluyor?

Cinsiyetçi Dilden Yıldık!
Karı gibi erkek derken kadınlığı da kadınlaşan erkeği de yerin dibine gömüyor, erkek gibi kadın derken ise erkekliği de erkekleşen kadını da göklere yükseltiyor.
Erkek, erkek gibi kadından korkuyor, erkek gibi kadına saygı duyuyor.
Erkek, kadın gibi erkeği aşağılıyor, onunla alay ediyor.
Nasıl ki kadını hem saymayıp hem de kadınsız duramıyorsa, kuytularda kadın gibi erkeğin peşinde dolanmaktan kendini alamıyor. Onun derdi öyle ya da böyle illa ki “aktivitesini” gerçekleştirmek!
Ancak cinselliği bitip doğurganlığını kaybedince eli öpülür, sözü dinlenir hale geliyor kadın.
O zamana kadar kullanılması ve elde tutulması gereken bir maldan öteye geçmiyor.
O yüzden de erkek dünyasında erkeğe saldırmanın en ahlâksız yolu olarak kadına saldırmak seçiliyor.
Küfürlerin öznesi bile ana, bacı, avrat falan falan!

Vurun Kahpeye!
Topluluklara saldırı yüzyıllardır hep böyle kadın cinsiyetçiliği üzerinden sürüyor.
Hiçbir trafik kazası haberinde “erkek şoför” detayı yazılmıyor ancak kazanın taraflarından birisi kadın ise “kadın şoför” olarak üstüne basa basa kadının altı çiziliyor.

Kadın Şoför – Kadın Yolcu
Bundan çok yıllar önce, trafikte karşı karşıya geldiğimiz erkek araç sürücüsü bana bir iki laf saydırdıktan sonra, benim de hakkımı savunmam ile birlikte haksız olduğunu anlayınca, “Sürtünme, sürtünme!” diyerek beni dinlemeyi kesmiş ve yoluna devam etmişti.
Bir anda midemin kasılması ile iki büklüm olduğumu hatırlıyorum.
Yine bundan çok yıllar önce, dolmuşta arka koltukta otururken yanımdaki delikanlının serçe parmağının pantolonumun üzerinde durduğunu, çekmesi için hafif kıpırdanarak çocuğa rahatsızlığımı belirttiğimi, buna rağmen çocuğun bana aldırmayıp parmağını hâlâ üzerimde tutmaya devam etmesi ile ilk durakta hışımla dolmuştan indiğimi hatırlarım.
Şimdiki yaşımda ve şimdiki aklımda olsam o aracı ona dar ederdim ya, gençlik işte, korkuyor insan.
Korkuyor çünkü, hemen devreye “kuyruk sallama” hadisesi giriyor.
Kadın kişi haklı olduğu her olaydan haksız çıkıyor.
Sadece kadın kişi değil, kadına şiddete müdahale edip dur diyen kim varsa onlar da haksızlığa uğruyor.
Tıpkı dövülen kadını kurtarmak isterken katil olan Kadir Şeker gibi…

Gösterelim Abla!
Arabesk filminde İstanbul’un yolunu soran Müjde Ar’a kahve ahalisi hep birlikte “Gösterelim abla!” derdi. Kadın İstanbul’u bulana kadar kaç yol sorduysa o kadar “yol” gördü.
Yeşilçam filmlerinde, birisi tarafından tecavüze uğrayan genç kızlar tekme tokat evden atılır, kötü yola düşerlerdi. Tecavüz edenler ise yeni kurbanlar peşine düşerlerdi.
Böyle böyle yetişti nesiller. Sonra da diziler marifetiyle atarlı delikanlılar ile giderli kadınlar doldurdu memleketi.
Bir türlü normalleşemedi kadın-erkek konusu. Bir türlü bir arada yaşamayı beceremedik.
Bir felaket anında, can derdine düşmüşken el ele, omuz omuza yaşadık.
Sonra yine kadınlar eski yerlerine marş marş dendi.
Tabii ki kadınlar bu sepet havasını hiç sevmedi.

Aile Olamamış Aileler!
Hep erkeklerden şikâyet ediyoruz. Lakin kadınlar da çok günahsız değil.
Yalnız yaşayan bir kadından onlar da korkuyorlar. Eşi vefat eden arkadaşlarına daha çok sarılmak yerine ondan uzaklaşıyorlar.
Sanki kendileri sonsuza kadar eşiyle yaşayacak, boşanmayacak ya da dul kalmayacak gibi kapılarını yalnız arkadaşlarına kapatıyorlar.
Acaba arkadaşlarına mı güvenmiyorlar, yoksa kocalarına mı?
Ya kendi kocası kocasız kalmış kadına (insaniyet namına!) kocalık yapmaya heveslenirse!
Ya kocasız kadın kocasından kendisine cici koca yaparsa!
Ya kendi tahtı sallanırsa!
Ya evden kovulursa!
Ya bunca yılı buhar olup uçarsa!
Ya erkek, erkek ölüverirse gencecik, ya karısı dul kalırsa, ya arkadaşları karısına göz koyarlarsa, ya peşi sıra dolanırlarsa!
Olamaz mı?
Olur olur, hem de bal gibi olur.
Bakınız gündüz programlarındaki “aile olamamış aile” ilişkilerine…

Al sana NAMUS!
Bir türlü kurtulamadığı tecavüzcüsünü öldürüp başını keserek köy meydanına atan ve namusunu temizleyen Nevin Yıldırım gibi, Adana’da eski eşi Hasan Karabulut’u öldüren ve namusunu kurtaran Çilem Doğan gibi kadınlar kendilerini bir cehennemden kurtarırken başka bir cehennemde yanıp duruyorlar.
Erkek şiddeti ise dur durak bilmiyor.
Kadınlar her yerde her şekilde taciz ediliyor, her yerde her şekilde öldürülüyor.
Zehirli dil bugün Başak Demirtaş’ı, yarın bir başkasını, öbür gün seni beni hepimizi zehirleyip duruyor…

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nda yer alan Anıt Sayaç her yıl büyük bir hızla artan kadın cinayetlerini saymaya yetiştiremiyor.
Bunlar bilinenler.
Ya bilinmeyenler?

15 Haziran 2020 / C.E.Y.

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir