Belediye kaynıyor

Belediye kaynıyor
Meltem’in 18.09.2007 tarihli sayısındaki bu köşede “Belediyeyi kim yönetiyor” diye yayınladığımız yazıdan sonra “Yağdanlık takımı” değil de, Başkan Ergün Koç ile Belediye Yazı İşleri Müdürü Talih Düzgören savunma yapma gereği duyup Cumhuriyet Savcılığına başvurduklarını şov yaparak açıkladılar.
Savunma kutsaldır.
Demokrasi anlayışımız ve savunmaya olan saygımızdan yine bu sütunda, Karacabeyspor yöneticilerinin (Önder Matlı hariç) imzalarını taşıyan “Yazı İşleri Müdürlüğümüze” gönderilen duyuruyu yayımladık.
Büyük bir panik içinde özel hazırlandığı belli olan ve yöneticilere tek tek dolaştırılarak imzalattırılan yazının Karacabeyspor’la ilgili bölümünü yayımlamadan önce fabrikalarımızdan birinde önemli görev yürüten İnsan Kaynakları Müdürü Ertem Sevin ile (Kulübün Muhasip Üyesi) görüştük:
“Karacabeyspor’a yardım için alınan paraları siz mi topluyorsunuz?” diye sorduk! (21.09.2007 tarihli telefon görüşmemiz kayıtlardadır.) Ertem Bey sorumuzu içtenlikle yanıtladı: “Karacabeyspor’a dolayısıyla sporun kalkınmasına katkı olsun diye yardımcı olmaya çalışıyorum. Tüm yönetici arkadaşlar ceplerinden önemli destek sağlıyor. Ben de bu desteğe katılıyorum. Bu işler özveri istiyor. Karacabeyspor geçen dönem başarılı olamayınca ayrılmak istedim. Ancak ismimin tekrar yazıldığını görünce olmadı. KARACABEYSPOR’UN PARALARINI TALİH BEY TOPLUYOR.” dedi.
Karacabeyspor’un duyurusunda Talih Düzgören’in sözde kulüple ilgisi olmadığı anlatılıyor!
Aynı yazının altında, “Yorumsuz” başlığı ile verdiğimiz haberi birlikte bir kez daha gözden geçirelim: Karacabeyspor’un 09.Eylül.2007 Pazar günü M. Fehmi Gerçeker Stadı’nda sezon açılışı yapıldı. Açılışta sunuculuk yapan Belediye Başkanı’nın Basın Danışmanı: “Karacabeyspor için gecesini gündüzüne katan, görünmez kahraman Sayın Belediye Yazı İşleri Müdürü Talih Düzgören” diye anons etti. Düzgören de bol bol alkışlandı.
Arda’nın yorumu
Belediye Meclis Üyesi Yüksel Arda açılışı izledikten sonra 13.Eylül.2007 tarihli Haber Gazetesi’ndeki köşesinde, Karacabeyspor’a başarı dileklerini sunuyor.
Arda yazısının devamında şöyle diyor: Ama gel gelelim imam yine bildiğini okuyor. Takımın tamamına yakını değişmiş. Herhalde 3. Lig yolunda başarılı olamadılar. Suçlular belli. Yönetim ise gayet rahat. Para var ve yeni bir ekip ruhu yarattık “diyorlar. Ama anlayamadığım açılışta: YÖNETİM DEĞİL DE SAYIN BELEDİYE YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ TALİH BEY ALKIŞLANIYOR…”
Paraları veren yöneticiler, alkışı toplayan Talih Düzgören. Neden acaba?
Belediye’nin kendine ait olmayan karayolundan bile “Park parası” diye nasıl toplanan ve kimde kontrol altına alınan bağışları sormuyoruz.
Hani şu; “Geçenden beş akçe, geçmeyenden on akçe” diye alınanlardan söz ediyoruz.
Tombala organizasyonlarında bir gecede 7-8 Milyar’ı bulan geliri kimlerin kontrol altına aldığını da sormuyoruz.
İyi ki Talih Düzgören’in Karacabeyspor’la ilgisi yokmuş(!) Pes doğrusu.
Dağ fare doğurdu
Başkan’ın yerel gazetelerdeki basın açıklamasını okuduk: Dağ fare doğurdu. “Belediye’yi kim yönetiyor” başlıklı yazıdaki iddiaların bir teki bile çürütülemedi. Kaçamak yanıtlarla günü kotarmaya çalışan Ergün Koç bol bol şov yaptı.
1’den 10’a kadar sıralanan hiç de inandırıcı olmayan açıklamalardan birinin yanıtını yukarıda okudunuz.
Basın açıklamasında, her zamanki gibi demagoji yapan Ergün Koç, Bismillah demeden Meltem’i ima ederek, “yanlış, yanıltıcı, kasıtlı haber yapıyor, iftira atıyor, vergi kaçakçıları” diye konuşarak herkesin huzurunda ön koşullu olduğunu bir kez daha göstererek olayları kişiselleştirmeye çalışıyor. Çünkü Meltem’e “Ismarlama haber” yaptıramıyor.
“Paramız Sokak Ortasında Çürüyor” başlıklı haberimizden sonra kıyametleri koparan ve ertesi gün özür dilercesine yaptığı uygulamayla su borularını kaldırarak bizi doğrulayan Koç, basın toplantısında, gerçekleri konuşma yerine alabildiğince çarpıtmaya yönelip vergi dairesinin tahsildarlığına soyunuyor. Neden acaba?
Renk Ofset’in adının neden Yörem Ofset olduğunu söyleyebiliyor mu? “KIZ”ların nasıl gazeteci olduğunu, bir duble rakıya nasıl meze yapıldığını açıklayabiliyor mu? Yapamıyor, çünkü işine geldiği gibi oynuyor.
Koç, “İddialardan biri kanıtlansın derhal istifa ederim” tehdidini yineliyor. Buna kargalar bile güler.
Mübarek “Bulunmaz hint kumaşı” sanki. Belki de kendisini öyle görüyor olabilir. Ancak bir gerçek var ki, istifa etmeyeceği ortadadır. Bugüne kadar defalarca istifa edeceğini söyledi. Söyledi de ne oldu? Defalarca yuttu. Bunları burada bir kez daha yineleme gereği duymuyoruz. Başkanın nereden geldiğini, Ankara’daki görevine nasıl geldiğini, buradan nasıl gönderildiğini, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Mustafa Balbay’ın köşesine nasıl malzeme olduğunu da çok iyi biliyoruz. Başkanın yalanlarına en azından biz alıştık.
Başkan, “Antalya macerası” ile ilgili yalanın Meclis üyelerince yüzüne vurulmasından söz edebiliyor mu?
Projelerin yüzde 95’ini kimlerin topladığı konusunu ağzına alabiliyor mu?
Meclis üyelerinin, hatta ikinci derecedeki akrabalarının bile Belediye ile hiçbir koşulda iş yapamayacağını neden söyleyemiyor? Bu nasıl şeffaflık? Kimin eli kimin cebinde belli değil!
“Çöplük”ten, “Arıtma Tesisi”nden bahsedebiliyor mu? “Seçilir seçilmez 10 yatırımcı getirdim. 5 bin kişiye iş buldum” diyebiliyor mu? Ne gezer! Ham humla, asarım-keserimle bir yere varılmıyor. Çünkü belediye başkanlığı sorumluluk istiyor.
Turhan Tayan’ın birinci sıradan aday olduğunu bir kez daha hatırlatalım ve hiçbir değişiklik olmayacağının altını çizelim.
Belediyenin 1,5 trilyonu bulan arsa satın aldığını ve müteahhitliğe soyunduğunu, Erol Onur’un bıraktığı trilyonları 1 yıl içinde bitirdiğini, faizle borç aramaya başladığını söylemiştik, yalanlayabildi mi? Paranın cambazına ne oldu? Balonu çok çabuk söndü. Kredisi bitti. Yalanın cambazı oldu.
Biz birahanelerin polis kayıtlarına geçen, “Darmadağın” edilmesinden söz ediyoruz. Başkan, çarpıtıyor ve “Belediye ekipleriyle Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin birlikte denetleme yapmasını” anlatarak Mersin’e gidiyor. Sözde avutuyor…
Biz, kaçak inşaatlardan söz ediyoruz, Başkan ceza kesildiğini söylüyor. Oysa “Kaçak yok. Durdurdum” diyemiyor. Hala kaçağı teşvik edercesine konuşuyor. Unutulmamalıdır ki Belediye’nin birinci görevi kaçak inşaat yaptırmamaktır. Onarım adı altında verilen ruhsatlarla “Yap yapabildiğince, 25-30 yıllık inşaatların üzerine çık çıkabildiğince” anlayışı ne demektir?
“Kurumun içi kaynıyor, kimin eli kimin cebinde belli değil” diyoruz, Başkan Ankara’daki çalışma arkadaşlarının kendisini çok iyi tanıdığını, kimsenin kuklası olmadığını söylüyor. Kanunlara, kurallara, son derece saygılı davrandığından ve bu çizginin dışına hiç çıkmadığından dem vuruyor.
Öyleyse Hasan Genç’le ilgili İdare Mahkemesi kararını niye uygulamıyor? Yaya kaldırımları konusunda Meclisin aldığı, “İşgal kaldırılsın” kararını niye uygulamıyor?
Belediye’de dürüstçe görev yapan deneyimli memur Şaban Çolak Soğan Pazarı’na postalanıyor. Muhasebenin beyin takımından Ertuğrul Ezgi’nin yeri niye değiştiriliyor?
Muhasebe Müdürlüğü’nde yıllarca dirsek çürüten deneyimli memurlar görmezden gelinerek, buraya deneyimsizliği bilindiği halde Yazı İşleri Müdürü Talih Düzgören’in eşi Remziye Düzgören nasıl atanıyor?
Muhasebe deneyimsiz müdürlerle daha iyi mi yönetilecek?
Muhasebe Müdürlüğü belediyelerin atar damarlarıdır. Buralara uzman birilerinin atanması daha doğru olmaz mı?
Muhasebe’de görev yapan diğer memurlar incinmez mi? Burada çalışma huzuru kalır mı? İçi kaynayan bir kurumda verim olur mu?
Hak, hukuk, adalet bunun neresinde?
Biz ne dedik: Yazı İşleri Müdürü olarak görev yapan Talih Düzgören’in kadrosu Su İşleri Müdürlüğü’nde! Neden?
Basın açıklamasında oynarken, başı tavana vuracakmış gibi olan Başkan Koç ne dedi: “Evet Talih Düzgören’in kadrosu Su İşleri Müdürlüğü’nde.” Ne oldu? Başkan bizim söylediğimizi kendi ağzıyla doğruladı. “İstifa ederim” masalları yalan değil de ya nedir?
Bilgisayarların bir yıl önce buharlaştığını yazdık. Şeffaf Başkan bir yıl gecikmeyle de olsa kendi ağzıyla doğrulamak durumunda kalmadı mı? Kem, küm ederek, “Bu konuyu fazla kurcalamayın, Adliyeye intikal etti” demedi mi? Anahtarı kimlerde olduğu bilinen odadan 3 bilgisayar çalındığı söylenirken bu rakamı 1’e indirmedi mi? Kimden, neden çekindi acaba?
Cumhuriyet Savcılığı’na bu konuda ifade verenlere neden baskı yapıldı? Neden ifadelerin değiştirilmesi istendi? Neden? Neden? Neden?
Meltem’in yazdıklarının bir teki doğru çıkarsa istifa edeceğini söyleyen Başkan şimdi ne yapacak acaba?
Çimento Fabrikası konusunda, Bursa Doğal ve Kültürel Çevreyi Koruma Derneği Başkanı Adnan Önürmen’in demecini yayımladık.
Bu haber de Meltem’e fatura edilerek, “Yalan, yanlış iftiradır. Bunlar müfteridir” denildi.
Peki, Çimento Fabrikası konusunda, Ticaret ve Sanayi Odası’na niye “Bizi karıştırmayın, biz tarafsızız” denildi.
Karacabey’in içme suyunun nereden geldiği, kanalların nereden geçtiği konusunda bilgi verilmesi istemine karşılık Belediye’den gönderilen resmi yazıda neden hiçbir açıklık getirilmedi? Yoksa Ticaret ve Sanayi Odası’nın Karacabey’i Belediyeden daha çok düşündüğü mü kıskanıldı?
Belediyenin resmi plakalı araçlarını kimler kullanıyor? Resmi plakalı araçların camları niye siyah? Gece yarıları resmi plakalı araçlarla nerelerde ne işler yapılıyor? Değirmenin suyu nereden geliyor diye hiç düşünülmüyor mu? Bu konudaki şikâyetlerin bardağı taşırdığı görülmüyor mu?
Bir yazımızda da; “Belediye mi padişah sarayı mı? Sekizinci kata harem mi kuruluyor?” diye sorduk! Sekizinci kata yapılan masrafların gereksizliğini anımsatmak istedik.
İkide bir suya zam yapılarak toplanan saçı bitmedik yetim haklarının 8. katlarda değerlendirilmesinin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştık.
“Vatanım… Milletim… Devletim…” diye bol bol sallarken mangalda kül bırakmayan Ergün Koç, “Bazen müfettişler geliyor. Bazen de Belediye Meclis Üyeleri toplantı yaparken verilen aralarda rahatça dinlensinler” şeklinde son derece komik ve gülünç savunma yapıyor. “Fazla bir şey değil canım, 3,5 milyar harcandı” diye bir de halkla alay edercesine konuşuyor. 3,5 milyarla, 3,5 ay ev geçindirmeye çalışanlara haksızlık yapılmıyor mu?
Ergün Koç’un görevi öncelikle Karacabey’i ve Karacabey halkını düşünmektir. “Türkiye’nin en ucuz suyu bizde” diye diye zam yaparak halktan toplanan paralarla müfettişlere “Padişah sarayları” gibi oda döşetmek neyin nesidir? Müfettişlerden bize ne? Devlet Müfettişlere yatacak ve yiyecek harcırahı vermiyor mu? Elbette veriyor. Öyleyse müfettiş konukseverliği nereden geliyor? Ergün Koç, müfettişleri çok seviyorsa götürüp evinde ağırlayamaz mı?
Halk Belediye Meclis Üyelerini, toplantılara ara verilence 8. kattaki kuş tüyü yataklarda dinlensin diye mi seçiyor? Ya da Meclis Üyeleri 8. katta dinlenmek için mi halktan oy istiyor?
Belediyede “Akıl tutulması” mı yaşanıyor?
Koç neden pirelendi de birden bire namus bekçisi kesildi? Anlamak çok güç.
Ne kaldı geriye? Hurda demirler!
Vicdanlarda hiçbir zaman aklanamayacak duruma düşen Başkan bu konuda da halkı hala kandırmaya çalışıyor. Demirlerin arasına, bakır, alüminyum, çelik gibi değerli hurdaların karışabileceği olasılığını göz ardı ediyor. “Piyasa araştırması yapılarak satıldı” diyor. Neden acaba?
Biz de diyoruz ki, “İHALE” yapılmadan satıldı.
Şeffaf belediyeler, trilyonları bulabilecek hurda demir satışlarında “İHALE” yapmaz mı? İhale yapılmaması halinde kafalar karışmaz mı?
Gazetelerde bol bol boy göstererek, devletin malını gözü gibi koruduğunu söyleyen Ergün Koç, Belediye’nin hurdalarını “İHALE” yaparak sattığını kanıtlasın, 39 yıllık meslek yaşamımda ancak elde edebildiğim ve sürekli taşıma hakkına sahip olduğum “Sarı Basın Kartımı” geri iade edeceğim. Bir daha gazetecilik yapmayacağım!
Başkan ne yapacak? İstifa etmesi gerekmiyor mu?
Kusursuz belediye başkanları bir tek sözünü bile yerine getirememesi durumunda istifa eder. Koç, aklının ucundan bile geçirmez.
Yazdıklarımızın hepsi doğru. Bugüne değin bir tek haberimizi tekzip edemeyen Ergün Koç ısmarlama attırdığı 90 punto manşetlerle halkı kandırmaya çalışıyor. Meltem’i satın alamadığı için adeta çıldırıyor. Sanki Meltem Belediye’ye yeni eleştiri yapıyormuş gibi konuşarak gerçekleri gizlemeye çalışıyor.
Ergün Koç, ödeme konusunda yıllardır geciktirilen Matbaa’nın alacak faturalarına iyi baksın. Vergi Dairesinden gelen yazıyı iyi okusun. Kimin ne borcu olduğunu da iyi öğrensin ki, ona göre tahsildarlık yapsın.
Yeni iddialar…
Başkan seçim yatırımlarına başladı bile.
Kendi partisinden seçilememe kaygısı içine düşen Ergün Koç’un AK Partiye göz kırpması rastlantı değildir.
Koç, dört yıldır satın alamadığı Meltem’i susturamayacağını artık anlamalı ve kayıkçı kavgalarını bırakarak öncelikle “Adrese teslim ihaleleri” gözden geçirmeli.
Erol Onur zamanında tıkır tıkır işleyen ve sürekli kar getiren fırının şimdi neden zarar ettiğini açıklamalı. Piyasada denge unsuru olan bu fırını özelleştirmeyi düşünmemeli.
Belediye otobüs Bursa seferlerinin 2’ye düşürülmesi konusunda halkı bilgilendirmeli.
Fırının özelleştirmeye çalışılması ve daha önce her saat uygulanan otobüs seferlerinin günde 2’ye indirilmesiyle halkı ne kadar düşündüğü(!) belli olan Ergün Koç’un, sicil notları çok düşük olmasına karşın A.Ö.’nün Yazı İşleri Müdür yardımcılığına getirilmesinden haberi var mı?
17.01.2007 tarih ve 07/0020 sayılı encümen kararıyla 731-732 no’lu muhasebe kayıtlarına da geçen A.Ö.’nün +1 maaşla taçlandırıldığını biliyor mu?
Yazı İşleri Müdür yardımcılığı kadrosuna atama yapılırken “Diploma” aranmıyor mu? Başarıyla görev yapan Nikâh Memuru hiçbir gerekçe gösterilmeden neden yer değiştirildi? Talih Düzgören istedi diye mi böyle oldu?
Bunlara hiç çarpıtma yapmadan açıklık getirilmelidir.

İhalesizlik alışkanlık mı yaptı?
Meclis kararlarının uygulanmaması, ihalesiz satış yapılması ve ihalesiz gayrı menkul kiralanması suç oluşturmasına karşın Belediye bunları alışkanlık haline getirdi.
Belediye nasıl oluyor da, eski balık hali içinde kişiye özel lokanta yapabiliyor ve bunu ihaleye çıkarmadan kiralayabiliyor?
Soğan Pazarı’ndaki özel bir büfenin ihalesiz kiraya verilmesinden Meclis Üyeleri’nin haberi var mı?
PTT’nin bulunduğu sıradaki ana cadde üzerinde Belediye’ye ait eski tuvalet yerinin tapusu nasıl oluyor da ihalesiz satılabiliyor? 40 milyar gibi komik rakama satılan bu yerin bedelinin yarısının Belediye kasasına girmediği söyleniyor. Söylentiler mide bulandırıyor.
Tuvalet yeri satışından elde edilen gelirin tamamının Belediye kasasına girip girmediği konusuna açıklık getirilebilir mi?
Meclis Üyeleri uyuyor mu?
Koç kanunları
Belediye fokur fokur kaynıyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Ayyuka çıkan söylentiler, yenilir yutulur gibi değil. Gazetemize gelen bilgi ve belgelere her gün yenileri eklenirken, Belediye’nin terör estirdiği görülüyor.
Belediye böyle mi yönetilir?
Yasalara, yönetmeliklere, kurallara, işyerlerine baskın düzenlenerek mi saygı gösteriliyor?
Belediye Başkanı “Kurtlar Vadisi”nden çok mu etkilendi ki, Polat Alemdar gibi sahne almaya çalışıyor.
Karacabey Belediyesi Cumhuriyet tarihinin çok ilginç ilklerini yaşıyor. Belediye’nin adamları Sanayi Sitesi’nde Sezgin Tanış’a ait işyerini basıyor… “Sen benim Başkan’ımı, sen benim Yazı İşleri Müdürü’mü eleştirirsin ha..” diyerek camları, çerçeveleri kırıyor… Dağıtıyor… Hakaret savuruyor… Tehdit ediyor… Yetmiyor, tehditleri telefonla sürdürüyor… Konu, Cumhuriyet Savcılığı’na kadar gidiyor.
Karacabey Belediyesi’nde herhalde Koç kanunları hüküm sürüyor.
Yazı İşleri Müdürü Gençoğlu Büfesi’nden ücretini ödemeden gazete aldırıyor.
Belediye’nin adamları; alacağını istedi diye, Gazeteler Başbayii Gençoğlu Büfesini dağıtıyor…
Alacağını istedi diye, İmren Köftecisi Serkan Tarlı’ya aynı yöntemle gözdağı veriliyor…
Belediye’yi eleştirdi diye, Levent Özgül cadde ortasında tartaklanıyor…
Başkan, kefil olduğu Yazı İşleri Müdürü ile birlikte, Ünbeyoğlu İşhanı’ndaki iş yerine düzenlediği baskın sırasında İsmail Aykal’a kabadayılık yapıyor, “Seni bu ilçeden sürerim” derken, Yazı İşleri Müdürü ise “Sakat olmasaydın ayaklarına sıkardım” gösterisiyle “yöneticilik(!)” örneği sergiliyor.
Bunlar “Kurtlar Vadisi”nde değil, Belediye’nin nasıl yönetildiğini gösteren düşünce ürünü içinde ERGÜNBEY İlçesi’nde yaşanıyor.
Gel de sorma: Ergün Koç nereye koşuyor?
Not: Geçtiğimiz Salı ve Çarşamba günü Belediye Yazı İşleri Müdürü’nün Koruması konuğum oldu. Allah’ı var, saygıda hiç kusur etmedi. Son derece kibar bir görüntü sergileyen sürpriz konuğum, Meltem’de çıkan yazıları merak etmiş olacak ki, gazete aldıktan sonra efendice ayrıldı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir