Baldan Tatlı Zehirli Öfke!

Bir 8 Mart’a daha ulaştık sürünerek.
Kadına şiddet haberleri gündeme adeta sabitlenmiş, yurdun dört bir yanından her gün en az bir taciz, tecavüz, şiddet, cinayet haberi geliyor.
Haberlerdeki isimler değişiyor, yaşananlar ise hep aynı.

Öfke duymak, lanet okumak, sokaklara çıkmak, haykırmak, şiddet üzerine yazılar yazmak, aklıselim konuşmalar yapmak, efendi gibi anlatmak, protesto yürüyüşleri düzenlemek, hiçbirisi ama hiçbirisi bu gidişata çözüm olmuyor.
Topluma ayna tutmak için yazılan yazılar birkaç kişi arasında kafa sallamasıyla onaylanarak okunuyor. Kadınlar tarafından düzenlenen programlar, seminerler, sempozyumlar yine kadınlar tarafından izleniyor. Televizyonlardaki tartışmalarda kadın konusu kendisine yer bulsa da izleyen erkekler tarafından kale alınmıyor. Kumanda üstünlüğü ile kanal değiştiriliveriyor.
Zaman zaman verilen ‘Kadına yönelik şiddet araştırılsın’ önergesi her seferinde MHP ve AK Parti oylarıyla reddediliyor. Kadınların sesini duyurmaya çalışan kadın dernekleri her sokağa indiğinde, eylem henüz daha başlamadan polis tarafından orantısız şiddet uygulanarak bastırılıyor.

Sevmiyorsunuz!
Devletin kadını sevmemesi diye bir kavram olamaz, ancak her yıl gittikçe artan kadın cinayetlerine bakınca, bu hükümet kadınları sevmiyor diyorum…
Şiddet uygulayanları incelediğimizde karşımıza hep aynı, öfkeden beslenen, vatanı ve bayrağı kendine malzeme eden, arabesk maço tavırları erkeklik zanneden, sosyal medya hesaplarını atarlı giderli sözlerle bezeyen, kulaktan dolma bilgilerle milliyetçi olmuş, silahlarla haşır neşir müslüman din kardeşi profil çıkıyor.
Bu profil, ne milliyetçiliğe ne de dine sığan hareketlerle hem milleti, hem de dini aşağılıyor.

Rakamlar Yalan Söylemez
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2020 raporuna göre, 2020 Yılında erkekler tarafından 300 kadın öldürüldü, 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. (Sitede bulunan Anıt Sayaç’ta şiddetten ölen kadın sayısı 2020 yılı için 408.)
2021’in üçüncü ayına girdiğimiz şu günlerde kadınlar birer ikişer, üçer beşer katledilmeye devam ediyor.
Bu rakamlar içinde medyaya yansımayan kim bilir neler var. Görmediğimiz yerlerde, ev görünümlü zindanlarda kim bilir daha neler yaşanıyor.
Erkekler, analarını, bacılarını, komşu kızlarını, okul arkadaşlarını, nişanlılarını, sevgililerini, karılarını, kısacası çevrelerindeki nisa taifesinden kim varsa hepsini taciz ve darp etmeyi, “uygun bulduklarında” da öldürmeyi kendilerine vazife addetmişler.
Her yaptıkları için bir bahaneleri var!

Nefes alsın yeter mi dedi?
“Aydın’da yalnız yaşayan 92 yaşındaki Hanım Pınarlı 23 yaşındaki komşusu tarafından tecavüze uğrayıp boğularak öldürüldü” haberi için nasıl bir bahane bulunabilir acaba?
Hanım Pınarlı 23 yaşındaki komşusunu ayartmaya mı çalışmıştır, derin dekolteli kıyafeti ile pencereden sarkarak genç delikanlıya işveli işveli göz mü süzmüştür, yaşına başına bakmadan dapdaracık tayt mı giymiştir, saçlarını sarıya mı boyamıştır, genç erkeği tahrik mi etmiştir? Hanım Pınarlı ne yapmıştır da önce tecavüzü, sonra da öldürülmeyi “hak etmiştir”?
Malum, yukarıda saydığım maddeler hukuk içerisinde kendine yer bulup kadını suçlu, erkeği suçsuz bulabiliyor. Bu sayede de erkeğe cezai indirim sağlayabiliyor.
Acaba sanık şimdi hangi bahaneyi öne sürüp bu davadan paçasını kurtarmaya bakacaktır.
Kurtarır kurtarmaz da kendisine yeni bir kurban bulmayacak mıdır?

Nefesini kesene kadar dayak!
Samsun’da sokak ortasında yaşanan vahşeti anlatmaya ise kelimeler kifayetsiz kalıyor.
Pencereden o anları kaydedenler bir yandan kayıt yaparken diğerleri “Aman karı koca arasına girmeyelim!” demeyerek kadına yardıma koşuyor.
Haberde yazdığına göre çift üç yıl önce boşanmış. Çocuk ile görüşme gününün ardından böyle bir kızılca kıyamet kopmuş. Kendisi de henüz 27 yaşında olan baba İbrahim Zarap, öfkeden deliye dönmüş bir şekilde kadına saldırıyor.
Kadın aldığı darbelerden dolayı kendinde değil, ancak Zarap hızını alamamış, öfkesini yenememiş, yerde yatan genç kadının saçlarını eline dolayıp dolayıp başını zemine vuruyor, kafasına gözüne bakmadan narin bedeni defalarca tekmeliyor, pencereden “Yapma, dur!” diye seslenenlere ayrı saydırıyor.
Hepsinden çok daha acısı ise, küçük kız çocuğu annesinin dövülme sahnelerime kim bilir kaçıncı kez şahit oluyor.
Küçücük bir çocuk, kadına şiddetin ilk izlerini, ilk kendi babası ile, ilk kendi ailesi içinde yaşıyor.
Geleceğin kadınına ömrünce silinmeyecek ilk çentiği babası atıyor.
Medenice yaşayamayanlar, medenice ayrılamıyor.
Yaşarken de ayrılırken de hayatı birbirlerine zindan ediyor.

Dur Deyin!
Bu korkunç gidişata biz vatandaşlar olarak dur demeye çalışıyoruz ancak yeterli olmuyor.
Üstelik bir de direnen insan suçlu pozisyonuna düşüyor.
Karanlık zihinlerin zapt ettiği gençlerin bu karanlığın elinden bir an önce çekilip alınması lazım.
Bunun için var olan yasaların uygulanması lazım.

Ne yazık ki toplum Cumhuriyet değerlerinden uzaklaştırılıp yeniden “dizayn edilirken” değerlerin içi boşaltıldı ve tüm bu suçlar, hiç anlaşılamamış değerler uğruna işlenir oldu.
Var olan yasaların uygulanmasına gerek duyulmadı.
Ailenin namusundan sorumlu kişi kadın, temizliğinden sorumlu kişi kadın, beslenmesinden sorumlu kişi kadın, çocukların yetiştirilmesinden sorumlu kişi kadın.
Her yükün sırtına vurulduğu ama ezik ve zayıf diye nitelendirilen yine kadın.
Yanlış giden her şeyin sorumlusu ve her türlü cezayı hak eden yine kadın.
Korkutulan, sindirilen, sömürülen yine kadın.

Nisâ Suresi — 34 . Ayet Tefsiri
Diyanet Bakanlığı’nın sitesinde yer alan Nisâ Suresi — 34 . Ayet Tefsiri’nin spotunda şöyle der:
“Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Sâliha kadınlar Allah’a itaatkârdırlar. Allah’ın korumasına uygun olarak, kimsenin görmediği durumlarda da kendilerini korurlar. (Evlilik hukukuna) baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.”

Herkes bunu okur ve dayağın erkeğin hakkı olduğunu savunur. Devamında yazanları okumaya ise tenezzül etmez.
Tefsirin tamamını okumayı size bırakayım ama son paragrafını birlikte okuyalım:
“Kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak başvurulabilecek belli başlı yolların insanlığın tecrübeleri ve özellikle içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdeti dikkate alınarak zikredilirken “kocanın karısını dövmesi” eylemine de yer verilmiş olmakla beraber, bu uygulama Hz. Peygamber tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek kötülenmiş, “iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği” kaidesi bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah’ın sözleri ve uygulaması) âyeti neshetmemiş, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.”
Gördüğünüz üzere, Diyanetin spotu güncellemesinin zamanı gelmiş de geçmiş…
****
Yazar der ki;
Hepsi birbirinin tekrarı Kadına Şiddet ve Kadın Cinayetleri üzerine o kadar çok yazdım ki, artık yazamaz oldum.
Öfke baldan tatlıdır diyen bu öfkeli erkeklerden yıldım!
Yazdım yazdım ve sustum…
7 Mart 2021 / C.E.Y.

Kadına Şiddet ve Kadın Cinayetleri Yazılarım

Nerde kalmıştık? / 4 Ocak 2011
Öyle bir ceza ki! / 1 Şubat 2011
Diğerleri’nin meraklıları / 8 Şubat 2011
Aşkım için yaptım Hakim Bey! / 18 Şubat 2011
Bugün kutlayacaksınız, ya yarın? / 8 Mart 2011
Meclis’te Kadın Olmak / 19 Nisan 2011
At — Avrat — Silah / 27 Mayıs 2011
Katil Kadınlar / 28 Haziran 2011
Şafak’ın Eteği / 5 Temmuz 2011
8 bin 372 / 12 Temmuz 2011
Taammüden / 26 Temmuz 2011
Gitmek mi zor, kalmak mı? / 6 Eylül 2011
İsyan bu, haykırış… / 16 Eylül 2011
O kadın bir kez de o manşette öldürüldü / 11 Ekim 2011
Suçlu, ayağa kalk! / 3 Kasım 2011
Tecavüzcüden koca olur mu? / 4 Kasım 2011
Son karar: Kendi rızası ile! / 18 Kasım 2011
Aklından bile geçirme! / 29 Aralık 2011
Hırsızın hiç mi suçu yok! / 2 Şubat 2012
Şiddete şiddetle karşıyım! / 18 Şubat 2012
Benden artık bu kadar… / 3 Mart 2012
Siz hiç dayak yediniz mi? / 24 Mayıs 2012
Şeytan da bir Melek ise… / 15 Haziran 2012
Tabancamın sapinu gülle donatacağum / 3 Aralık 2012
Toplumsal Cinsiyet Bilinci / 8 Aralık 2012
Onlar, toplu tecavüzcüler / 15 Aralık 2012
Anlayan anladı Bakan Bey, anlayan anladı! / 15 Nisan 2013
Kan Kırmızı, Ruj Beyaz / 30 Nisan 2013
Eline, beline, en çok da diline… / 13 Temmuz 2013
Göbek değil, bebek bebek! / 25 Temmuz 2013
4 parmakla değil, 5 parmakla STOP! / 22 Ağustos 2013
Kanla yıkanınca temizlenen namusumuz var bizim / 15 Eylül 2013
Ajda’yı sahneden kovan paralı adam… / 16 Eylül 2013
Anne 9 günlük tatilde, 2 aylık bebek evde! / 21 Ekim 2013
Şeytan bu işin neresinde? / 5 Kasım 2013
Allah da sizi güldürsün e mi! / 23 Ocak 2014
Bu kadar günahın vebali öte tarafta mı ödenecek? / 7 Mart 2014
Bu kez neyi kutluyoruz? / 8 Mart 2014
Kıyım kıyım kıyıyorlar hiç acımadan / 18 Nisan 2014
Anlaman için her gün sana ‘çüş’ mü dememiz gerek? / 23 Nisan 2014
Dişe diş, kana kan, hattâ idamsa idam! / 2 Mayıs 2014
Bırakınız gülelim, bırakınız sevelim / 1 Ağustos 2014
Susturamadığından korkar insan / 23 Ağustos 2014
Sen kimsin be adam! / 22 Eylül 2014
Duvağın altındasın, SOBE! / 14 Ekim 2014
Gelenekler binlerce olsa da gerçek tektir! / 15 Ekim 2014
Dünya’nın derdi ‘KADIN’ olmuş / 26 Kasım 2014
Her şeyin müsebbibi kadın! / 10 Aralık 2014
O kadınlar hep Anan, Bacın, Avradın! / 7 Ocak 2015
Bir 14 Şubat’a daha ulaştık sürünerek / 14 Şubat 2015
Soysuzun soyu kurusun, çoğalmasın / 15 Şubat 2015,
Artık utanan taraf kadın olmayacak! / 16 Şubat 2015
Kadın Doğdum Ben / 10 Mart 2015
Savaşın öteki yüzü… / 11 Mart 2015
Biz mi gidelim, siz mi gidersiniz? / 7 Mayıs 2015
‘Topuklularımı hiç çıkartmadım’ / 15 Mayıs 2015
Hoşgörüsüzleri hoş görmüyorum / 29 Mayıs 2015
Oraya geri dönemem!” / 3 Haziran 2015
Bir insan olarak sus! / 1 Ağustos 2015
Sizin olsun bu dünya / 7 Kasım 2015
Bitmeyen savaş yapmışlar / 13 Aralık 2015
Çocuklar İYİYMİŞ! / 26 Aralık 2015
Hodri Meydan / 4 Ocak 2016
Namussuz! / 26 Ocak 2016
Beleşçisin arkadaş! / 29 Ocak 2016
Bu kadar günahın vebali kimin boynunadır? / 30 Ocak 2016
Kadın yiyen canavar / 24 Şubat 2016
Katil oldum ben… / 10 Mart 2016
“İffetli kadın olmak istemiyoruz!” / 16 Mart 2016
Zevk alıyor muyuz? / 31 Mart 2016
Çocuk sayını söyle bana porsiyonunu söyleyeyim sana / 6 Haziran 2016
Neye güldün arkadaş? / 28 Ekim 2016
Hesapta biz de varız! / 5 Aralık 2016
Ben erkek olsaydım / 9 Aralık 2016
Buz yanığı yürekler / 30 Aralık 2016
Eşitlik Berekettir / 7 Mart 2017
Seçmece bunlar! / 22 Eylül 2017
Bir kızım olsaydı eğer / 11 Ekim 2017
Ne nikâh bağlar bizi, ne mahkeme ayırır / 18 Ekim 2017
Yazık, çok yazık… / 15 Aralık 2017
Şeytan üflemekle kalmamış / 26 Aralık 2017
İzin verme, BEKLET! / 4 Ocak 2018
Fırsatçı yağmacılar / 9 Ocak 2018
Cennet-i âlâ / 18 Ocak 2018
Son Perde inmeden / 29 Ocak 2018
Tüyden Elbiseli Kadınlar / 25 Şubat 2018
Koş koş, asansörcü ağabeyi getir! / 28 Şubat 2018
Umutsuz değil, Umut Dolu Kadınlar / 6 Mart 2018
10 güncelleme onay gerektiriyor / 11 Mart 2018
Sahnedeyiz, İnmeyiz / 27 Mart 2018
Büyük Gözler Bizi İzler / 22 Ağustos 2018
Kaç Çocuk Yedin? 2 Temmuz 2018
Kadın, Şiddet, Medya ve dahası / 30 Ekim 2018
Çocukları kanatmayın / 20 Kasım 2018
Perperişan! / 4 Ocak 2019
Kadınlar Burada, Erkekler Nerede? / 3 Mart 2019
Türk Kadınının Savaşı Başka / 19 Mart 2019
Yasalarımız Var, Evet! / 25 Mart 2019
Kırmızı Başlıklı Kız da Değişti / 25 Haziran 2019
Tekdîri geçelim, tokmağa gelelim! / 23 Ağustos 2019
Ben Kendimi Anlayamıyorum! / 5 Aralık 2019
Yapabilirim, Yapabilirsin, Yapabiliriz / 12 Aralık 2019
Cinsiyetçi Dilden Yılanlar! / 15 Haziran 2020
Madalyonun Üç Yüzü / 23 Kasım 2020
Kadının Adı Mezar Taşında / 30 Aralık 2020
Baldan Tatlı Zehirli Öfke! / 7 Mart 2021

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir