Altı Ok’un devletçilik Okunun Güncellenmesinin Yaşamsal Önemi

Aydın Ömeroğlu Köşe Yazısı

Devletçilik okunun güncellenmesi, Türkiye’nin bekası ve halkının refahı için neden yaşamsal nitelikte önemlidir?
Altı Ok, Türk Devrimi’nin barış koşullarında devam ettirildiği süreçte, model olarak benimsenen devletçi karma-ekonominin yeni Türkiye gerçeğine uyarlanarak, ülkenin kalkınması ve halkın refahı çalışmaları ve deneyimlerinin imbiğinden damıtılmış, Devrim’in düşünsel temelidir.
Askerî zaferden sonra devletçilik konusunda iki farklı çizgi birbiriyle rekabete girdi. Biri, Gazi Mustafa Kemal’in Genel Başkanlığındaki Cumhuriyet Halk Fırkası’nın halkçılık anlayışındaki devletçilik çizgisi. Diğeri, programında; “şahsi özgürlüğü her sahada kutsal sayacağız.” , “devletin görevleri en aşağı sınıra indirilecektir.” liberal anlayıştaki, Mustafa Kemal’in silah arkadaşlarının kurduğu “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası”nın özel sektörü öncelikleyen çizgisi.
Atatürk’ün ölümünden sonra iki çizgi arasındaki rekabet CHP içinde devam etti.
CHP yönetimi, Türk Devrimi’nin mayasını oluşturan halkçılıktan uzaklaşmanın ilk adımını, Altı Ok’un yeniden ele alındığı 7. kurultayda (17 Kasım 1947) attı.. Devletçilik ilkesi yeniden tanımlanırken, özel girişime önem veren bir anlayış benimsendi. Bu anlayıştaki CHP yönetimi bu yaklaşımıyla, anti-emperyalist Milli Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştırmış olan halka sırtını dönmüş oldu.
Aşağıda belgelendiği üzere, bu tarihten itibaren CHP yönetimleri, kıblesini şaşırmış bir insan gibi, kurultaylarda iktidar olma arayışlarının bataklığında debelenir oldu.
Örneğin;
– 12 Ocak 1959 tarihli kurultayda, “düzen değişikliği programı” niteliğindeki “İlk Hedefler Bildirisi”,
– 24 Ağustos 1961 tarihli kurultayda İsmet İnönü ile Kasım Gülek arasında ciddi çekişme ve “Temel Hedefler Bildirisi”,
– 16 Ekim 1964 tarihli kurultayda “İleri Türkiye Ülkümüz” bildirisi,18 Ekim 1966 tarihli kurultayda “ortanın solu” görüşü,
– 27 Kasım 1976 tarihli kurultayda Parti programına Altı Ok ile simgelenen ilkelerin yanında, demokratik sol politikanın dayandığı altı kural daha getirilmesi; (özgürlük, eşitlik, dayanışma, emeğin üstünlüğü, gelişmenin bütünlüğü, halkın kendini yönetmesi), Sosyalist Enternasyonel’e katılım kararı alınması,
-“Sosyalist Enternasyonalin” emperyalizmin nüfusu ve denetiminde bir kuruluş olduğu< gerçeğinin 42 yıl sonra anlaşılması ve Umut Oran’ın 2015 yılından beri üzerinde taşıdığı Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığı görevinden Enternasyonal tarafından 25 Ocak 2018 gece yarısında yayınlanan ‘SE, Suriye’deki Yeni İnsani Felaket Konusunda Uyarıyor!’ başlıklı açıklama sebebiyle istifa etmesi,
– Günümüz koşulları dikkate alınarak 36. Kurultay’da Altı Ok’un güncellenmesi bağlamında hiçbir tartışmanın yapılmamış olması.
Bu bilgiler ışığında, devletçilik okunun güncellenmesi Türkiye’nin bekası ve halkının refahı için neden yaşamsal nitelikte önemlidir sorusunu yanıtlamaya geçelim.
Halk arasında sıkça kullanılan bir atasözüdür. Devletin malı deniz, yemeyen domuz (keriz). Cumhuriyet Halk Partisi yedinci kurultayında özel girişime önem veren bir anlayışı benimsemekle, gerçekte, insan fıtratında bulunan bu mikrobun gelişmesinin, yaygınlaşmasının yolunu açtı. O tarihten günümüze uzanan süreçte, devletçi karma-ekonomi emperyalizmin kıskacında, hukuku içselleştirememiş kapitalist ekonomiye dönüştü. Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı beka sorununun oluşmasının kökleri, Gazi Mustafa Kemal’in halkçılık anlayışındaki devletçilik uygulamasının terkedildiği o tarihe kadar uzar.
Hastalığın sebebi tespit edildikten sonra yapılacak iş tedaviye kalıyor.
Tekrar devletçiliğe dönmek çare midir?
Altı Ok’un devletçiliğini savunanlar, devletçiliğin şöyle veya böyle kapitalist ekonomiye dönüştüğü gerçeğinin farkına varamıyorlar. Atatürk’ün ölümünden sonraki ekonomi uygulamaları ve varılan sonuç, bu gerçeği apaçık kanıtlıyor.
O halde çözüm nedir?
Çözüm, devletçi karma-ekonomi değil, halkçı karma-ekonomi modelidir.
Halkçı karma-ekonomi modeli, özel ve kamu sektörlerinden oluşur. Devlet sektörünün yerini kamu sektörü alır. Özel sektörde üretim araçları üzerinde nasıl patronların mülkiyet hakkı varsa, kamu sektöründe de üretim araçları üzerinde çalışanların mülkiyet hakkı vardır. Devletçilikte yaygın olan devletin malı deniz, yemeyen domuz (keriz) zihniyeti, devlet sektörü ekonomi dışı bırakıldığından, her iki sektörde üretim araçları üzerinde mülkiyet hakkına sahip olunduğundan, söz konusu zihniyetin kendine alan bulması adeta yok gibidir.
Üretim araçları zenginliğin kaynağıdır. Halkçı karma-ekonomide hem özel sektörün hem kamu sektörünün üreteceği zenginlik, milletçe zenginleşmektir, refahın milletçe paylaşımıdır.
Emperyalizm ve küreselleşmenin sert rekabetinde bugünkü ekonomik yapıyla ne Türkiye’nin bekası ne de halkın refahı güvenceye alınabilir. Bu nedenle, Altı Ok’un devletçilik okunun kamuculuk diye güncellenmesi Türkiye’nin bekası ve halkının refahı için olmazsa olmazıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.