Bir Ummansın Sunay Akın…

Nasıl bu kadar çok şey bildiğine şaşırdığım bir adam bu adam.
Daha doğrusu öğrendiği ne varsa hepsini nasıl hatırladığına.
IQUP desteği alıyor kesin…
Ya da fotoğraf sanatçısı arkadaşının dediği gibi zamanda yolculuk makinesini icat etti, geçmişe gidip gidip geliyor. Her şeye canlı canlı şahit olup, sonra da bize anlatıyor.
Ama ne anlatmak.
O anlatırken tempo bir an bile düşmüyor. Daldan dala, konudan konuya atlarken ordan buraya nerden geldik, burdan oraya nasıl bağlandık anlamıyor insan.
O ne LA!‘dan Muğla’nın ULA ilçesine ışık hızıyla ulaşılabiliyor mesela.
Durduk yerde Sunay Akın da nereden çıktı diyeceksiniz.
Siz deyin, ben de size diyeyim.
Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği tarafından organize edilen “Türkiye Otomotiv Sektöründe 2. Ar-Ge Proje Pazarı ve Otomotiv Komponent Tasarım Yarışması” (çok uzun oldu biliyorum) kapsamında Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi’ndeydi Çarşamba günü.
Zamane tasarımcılarına taş çıkartan eski tasarımcıları anlattı bir bir.
Bursa hamamlarından birinde yıkanan iki iş adamının, kurnanın başından kalkmadan hamam tasının içine koydukları sabunu birbirlerine yollamalarından esinlenip, ilk arabalı vapur olan Suhulet’i yaptıklarını öğrendik mesela.
Ha tasın içinde sabun, ha vapurun içinde araba.
Sen sonuca bak sonuca…
Klakson çalınmaz yasağının ilk konulduğu kentin İstanbul olduğunu, 1953 yılında yasağa uymayanlardan toplanan paralarla da Haseki Hastanesi Sinir hastalıkları bölümü yapıldığını öğrendik.
İç ses: Acaba hastanenin ilk sakin(!)leri fazla klakson çalanlara sinir olanlar mıydı?
Daytonlu iki bisiklet ustası olan Wilbur ve Orville Wright kardeşlerin 17 Aralık 1903’de ilk havalanışlarını ve ilk uçuşlarını yaptıklarını biliyorduk.
Ama otomobillerdeki dikiz aynasının, “Makyaj aynası benzeri bir ayna olsa da arkamızdan gelenleri görebilsek” diyen bir kadının talebi üzerine tasarlandığını bilmiyorduk.
Kendi buluşu olan su ayakkabıları ile İstanbul Boğazı’nı yürüyerek geçen Deniz Yüzbaşı Attila Hülagü’nün tasarımı zaman içinde unutulup gitmişti, hatırladık.
Eskilere gittik, Rumelihisarı’nın planına kuş bakışı bakıldığında Arapça ‘Muhammed” yazdığını, imzayı atanın bizzat kendisi olması gerektiği için Fatih Sultan Mehmet’in hisarın yapımında bizzat çalıştığını anlattı, öğrendik.
Tasarımsa tasarım.
İmzaysa imza.
Hem de en ıslağından…
Hollanda’ya bir işçi ailesinin çocuğu olarak giden Cengiz Özdemir’in oradaki Madurodam (Minyatür Hollanda) bahçesini gördükten sonra Türkiye’ye de bir benzerini yapma fikrinin doğmasından çok önce, Tanzimat Dönemi bilim ve siyaset adamlarından Gaziantepli Mehmed Tahir Münif Paşa, o dönem hiçbir örneği olmayan “Minyatür Osmanlı Devleti Parkı” fikrini ortaya ilk atan kişi imiş aslında.
Hakkını teslim etmeli…
Tasarımdan bahsederken tasarımın dahisi Zihni Sinir’i ve meşhur Procelerini de unutmayalım tabi.
Sunay Akın kısa bir zaman içerisinde o kadar çok şey anlattı ki, anlatırkenki heyecanından kendi bildiği her şeyi hepimizin öğrenmesini istediğini hissettim.
İleriki zamanlarda flash bellek uygulaması tasarlanır belki.
Sunay Akın’dan herkese dosya transferi.
İşlem tamam.
Şu haliyle anlattıklarından bazılarını unutacak olsak da, yüz yüze sohbetin keyfi bambaşka…
****
Eskinin uyduruvermesi, yeninin tasarımı derken insanı yaratıcı yapanın yokluk ve hayal gücü olduğu ortada değil mi?
Varlıksa tembellik ve hımbıllık sebebi.
Büyüklerimiz hemen her şeyi uyduruverirlerdi hani.
Eski oyuncaklarımızı düşünün bir; bezden bebekler, kamıştan flütler, tahtadan atlar, bilyeli arabalar, aydöndü kafasından çemberler ve daha neler neler.
Bir de şimdikilere bakın…
Oyuncak konusunu en iyi bilen yine Sunay Akın
23 Nisan 2005’de kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi’nin Avrupa Konseyi’ne bağlı Avrupa Müze Forumu tarafından verilmekte olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’ne 2010 yılı için aday olduğunu ve kırmızı halı öyküsünü anlattı arada.
Aday ülkelerin bütün elçileriyle hazır ve de nazır bulundukları o gecede, yalnızlığına üzülerek kendisine eşlik eden Prenses Sibilya ile yediği yemek için Türk yetkililere şükran doluydu.
Bir prensesle yemek yemek ha!
O ne LA!
****
Sahneden sesleniyor;
“Bunu da yaz Canan…!”
****
Sunay Akın’dan -yazıyı uzatmış olsam da- yazmadan edemeyeceğim bir öykü:Ben sadece üşüyordum…
1900’lü yılların başında, Berlin sokaklarında bir Alman Yüzbaşısı dolaşıyor.
Adı Voigt…
Herkes selam veriyor kendisine…
Selam verenler arasında, sokakta devriye gezen askerler de var.
Kendisine selam veren askerleri katıyor peşine “Siz benimle gelin” diye.
Tam Köpenic Belediye binası önünden geçerken, arkasında toplanan 20’ye yakın askerle birlikte giriyor belediyeden içeriye.
Koskoca Alman Yüzbaşısı gelmiş. Ayaklanıyor Belediye.
Belediye Başkanı koşarak iniyor aşağıya. “Buyurun efendim. Bir şey mi istemiştiniz?”
“İmparatorun emri var. 4 Bin mark vereceksiniz” diyor yüzbaşı.
Alelacele toplanıyor Belediyedeki para.
Yüzbaşıya teslim ediliyor.
Yüzbaşı ise, arkasından gelen askerlere emir veriyor “Kimseyi dışarıya çıkartmayın” diye.
Ve kayıplara karışıyor. Çünkü, o gerçek bir yüzbaşı değil, bir dolandırıcı.
Yakalanıyor sonra tabi. Atılıyor hapse.
Olay, dönemin Alman imparatoru Wilhelm’e kadar gidiyor.
Merak ediyor bu parlak fikirli dolandırıcıyı.
Çağırtıyor yanına ve getiriyorlar karşısına.
İmparator “Neden yaptın böyle bir şeyi?” diye soruyor Voigt’e…
Voigt ise “Ben sadece üşüyordum” diye cevap veriyor imparatora.
Ardından da;
“Cebimdeki son para ile bit pazarından bir palto aldım. Palto, eski bir yüzbaşı paltosuymuş. Baktım, sokakta herkes askerler dahil selam veriyor bana. Tam belediyenin önünden geçerken, aklıma böyle bir şey geldi. Ama ben sadece üşüyordum” diyor.
Çok hoşuna gidiyor durum İmparatorun.
Cezasını affederek, salıverilmesini sağlıyor önce Voigt’in…
Ardından Voigt’in, satın alıp Belediye’yi dolandırdığı Yüzbaşı paltolu heykelinin Belediye Binası girişine dikilmesini emrediyor.

Son olarak da, “Sen kimsin kardeşim?” bile demeden, belediyenin 4 bin Markını sahte yüzbaşıya veren Belediye Başkanını çağırtıp, “Her sabah Belediye’ye girerken ve her akşam Belediye’den çıkarken sen ve Belediye çalışanları bu heykele selam vereceksiniz” diye emir veriyor.
Alman İmparatorunu bile güldüren bu ‘müthiş zeka isteyen’ dolandırıcılığın kahramanı olan Voigt’in Yüzbaşı formalı heykelinin hala Kopenic eski Belediye binası önünde durduğu ve binaya girip çıkan herkesin bu heykeli selamladığı söylenir.

cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir