Yolakıtanlar

Karacabey Belediye Parkı’ndan Kuzeybatı yönüne baktığınız zaman Çalı Bayırı’nı ve radarı görürsünüz.
Çalı Bayırı’nın Batısındaki toz bulutu gün boyu yükselir. Bayırın üzerinde açılmış onlarca dönüm taş ocağından çıkan beyaz zehir, ovanın böğrüne saplanır.
Karacabey Belediye Parkı’ndan Kuzeybatı yönüne baktığınız zaman Çalı Bayırı’nı ve radarı görürsünüz.
Çalı Bayırı’nın Batısındaki toz bulutu gün boyu yükselir. Bayırın üzerinde açılmış onlarca dönüm taş ocağından çıkan beyaz zehir, ovanın böğrüne saplanır. Düştüğü yeri yavaş yavaş boğarak çoraklaştırır. Bayırın Kuzeyine baktığınızda yeni yeni görülmeye başlayan taş ocağı ve hemen onun altında bir Mermer Ocağı göze batar. Eski pantolona vurulmuş yama gibi sırıtır. Biraz daha Kuzeye doğru göz gezdirirseniz iki Taş Ocağı daha çıkar karşımıza. Taşlık Köyü sınırlarındaki toz bulutları gün boyu düşer üstünüze.
Çalı Bayırı’ndaki yağma 1960’lı yıllarda başladı. O zamanlar kayalardan oluşan Bandırma Yolu’nu Karayolları yeniden yaparken: Çakıl ve mıcır malzemesini Şahin Köy’ün üzerinde açılan ocaklardan elde etti. Kırkbeş yıldır o ocakların izleri hala Çalı Bayırı’nın eteklerinde durur.
2000’li yıllara kadar Çalı Bayırı rahattı. Üzerindeki meşe, pırnar, davulga, karaçalı ve sakızlıklar (makilik) büyüdü gelişti. Çeşit çeşit çiçekler açtı. Ayrıca Çalı Bayırı’nın Karacabey’e bakan yüzündeki 10 bine yakın zeytin ağacı ıslah edilmeyi bekliyor.
Karacabey-Bandırma Yolu çift yön yapımına başlanınca; Şahin Köy’e, Bursa’nın ileri gelen devlet büyükleri geldiler. Çalı Bayırı’na taş ocağı açacaklarını, çakıl kırma tesisleri ve asfalt şantiyeleri kurulacağını söylediler: “Köyünüze faydası olur. Yolunuz yapılır” dediler. Taş ocağının sulu sistem çalışacağını söylediler. Bunun için ÇED raporu gerektiği, köylülerin izin vermesini ve rızalık göstermesini istediler. Köy kahvesinde halktan olur imzası aldılar.
Hatta bir olay daha oldu o günlerde; Koku ve sinek yapmasın diye Karayolları’nın 1960’lı yıllarda açtığı taş ocaklarının içine yapılan koyun ahıllarının, “Arazi ormana aitmiş” diye bulunduğu yerden kaldırılmasını istediler. Tabi ki imzalar atılmıştı bir kez, atı alan Üsküdar’ı geçmişti.
İl Özel İdaresi’nin Taş Ocağı kısa bir süre sonra özel sektöre devredildi.
Ne olduysa bundan sonra oldu. Neler gelmedi ki Çalı Bayırı’nın başına.
Büyük büyük arabalar geldi. Direkler, tankerler, dozerler, kepçeler yollara sığmaz oldu. Yeni yeni yollar açtılar Çalı Bayırı’nın yamaçlarında.
Kurdular şantiyelerini kısa zamanda. Göstermelik olsun diye, bir-iki ay yolları ıslattılar. Sözde kuralına uygun taş çıkarttılar-kırdılar. Çevreye zehir saçarak yürüdüler.
Derken sulu sistem kalktı, kuru sistem başladı. Taş kırma makinalarından, arabaların tekerlerinden çıkan tozlar köy arazisine, hatta başka köylerin arazilerine yayılır oldu. Yetmedi, dinamitlerin dozu arttırıldı. Şiddeti, evlerimizin camını çevçeresini indirmeye başladı. Deprem psikolojisi yaşamaya başladık ve korkularımız arttı. Evlerimizdeki aile huzuru bozuldu.
Çevredeki meyve bahçeleri, zeytinlikler, tarladaki buğday, domates, biber karpuz gibi her türlü ürünler zarar görmeye başladı. Verim yüzde 50 azaldı. Benim uysal köylüm ise “Devletin yolu yapılıyor” diye pek ses çıkarmadı.
Çalı Bayırı’nın taşı rantçıların o kadar hoşuna gitti ki taş ocağı çalıştıranların, hemen yanındaki tarlayı ederinin üzerinde fiyatla satın alarak “Çimento fabrikası kuracağız” dediler: Şahin Köy’den çevreden yandaşlar buldular.
ÇED raporu almak için yine Şahin Köy’de toplantı yaptılar.
Ancak uyuyan dev uyanmıştı. Yıllardır gözüne taş-çakıl tozu kaçmıştı, içi yanıyordu. Çimento tozundan zehirlenmek istemiyordu. İlimizde ve ilçemizde çevreye duyarlı kuruluşlar, kişiler, çevre köyler destek vererek, çimento fabrikasının kurulması durduruldu.
Aradan 3-4 ay geçti. Yine Şahin Köy’ün içinde ve çevresinde büyük tırlar, kamyonlar kepçeler homurdanmaya başladı. Yüreğimiz yine burkuldu. Şahin Köy’lüler olarak tedirgindik, çimento fabrikası kurulacak mı? diye soruşturmaya başladık.
Hani bu güzel ovamızın üzerine çimento fabrikası yapılmayacaktı? Devletimiz öyle karar çıkardı. Bize denilen şu oldu: “Fabrika kurulmayacak ,şirket fabrika parçalarını (antre depo) kendi arazisine getirip depoluyor.” Çimento fabrikası kurulmadı. Hurdaları Andık Çukuru’nda yatıyor.
Çalı Bayırı çok güzeldi. Güzele saldıran çok olur derler ya bu kez Bayırın arka yüzünde kalan Kıranlar Köyü’ne kireç fabrikası kurulacak sözleri yayılır oldu. Yine ederinin üzerinde tarlalar toplandı. Köy halkı çeşitli vaadlerle ikna edildi. Köy kahvesinde boya badana, köy camisinde taadilat yapıldı. Kireççiler Çalı Bayırı’na böylece yerleşti.
Karacabey Ticaret Borsa Binası salonunda konu ile ilgili yapılan toplantıda; fabrikanın 100 m2 alanın altında ve kapasitenin 25.000 m3/yıl’dan az olacağı için ÇED raporu gerekmediği, çevreye zararsız işletme olduğu, firmanın elemanlarınca anlatıldı. Basında, “Karacabey halkı ikna olmadı” diye haberler çıktı.
Her ne olduysa AB Gıda Şirketi kısa sürede yollar açarak fabrikayı Kıranlar Köyü’ne, çalışacağı Taş Ocağı’nı da Akçakoyun Köyü’nde üretime hazır hale getirdi. Radarın altından fabrika ve taş ocağını geniş yollarla birbirine bağladı. Kıranlar Köyü üzerinde ürettiği malzemeyi götürmek için yolunu da güzelce yaptı. 100 m2 ‘lik işletme bir dev gibi üretime hazır. Aynı şirketin o bölgede çimento fabrikası kurma çalışmaları yaptığı söylentileri de var.
Çalı Bayırı damgalandı, Çalı Bayırı yağmalanıyor. Çalı Bayırı’na sahip çıkanı yok. Yirmi yıl sonra Çalı Bayırı’nın eteğinden gelen Gölecik suyunun çamur, yağ ve zehirli pislik gibi aktığını gördüğümüzde şaşırmamalıyız.
Çünkü bugün yağ, zift, balçık akan bir Nilüfer Çayı’mız var. Başka bir deyimle adına “Ağlayan Nilüfer” deniliyor.
Şişe suyunu İsrail’den almayacaksak, yeşili Kuveyt’te, Bahreyn’deki hotellerde görmek istemiyorsak, çevremize şöyle bir bakalım.
Çevre gününüz kutlu olsun.
Çevreniz 365 gün mutlu olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.