Türkçe konuş!
Ülkemizde yabancı hayranlığı çığ gibi büyüyor. İşyerlerine
yabancı dilde isim vermek moda oldu. Sanki dükkânına yabancı dilde isim verince
ayrıcalığı olacak.
Bazı
Avrupa ülkelerinde, kendi dili dışında işyerine isim veren işyerlerinden, o
ülkenin insanları alışveriş yapmayarak, iş sahibini cezalandırmaktadırlar.
“Senin devletinin resmi dili var, sen nasıl işyerine yabancı devlet ismi
koyarsan” demektedirler.
Bizde,
bazı gençler, hiçbir yabancı dil bilmediği halde (bilse de fark etmez) hello,
by by demektedirler. Dillerini arı soksun. Merhaba, İyi günler derlerse, sanki
benliğini kaybedecekler.
Bilmem
dikkatinizi çekti mi? Fenerbahçe Teknik Direktörü Daum, “İkinci vatanım
Türkiye” demesine rağmen ve uzun yıllar Türkiye’de Teknik Direktörlük yaptığı
halde ağzından bir tek Türkçe kelime duyulmadı. Almanya’da üç Türk işçi
vatandaşı yolda yürürken Türkçe konuşuyorlar. 2-3 Alman vatandaşı önlerini
kesiyor ve “Burası Almanya’dır, Almanca konuşunuz” diyor. İşte Milliyetçilik
budur.
Şimdi
sizlere bir olayı anlatmak istiyorum.
Tarih 21
Şubat 1933. Yer İstanbul Beyoğlu. Tokatlıyan Oteli’nin bulunduğu binada
Wagonslits adlı şirketin acentesi de yer almaktadır. Firma 1892 yılında
İstanbul’da ilk şubesini açmıştır. Zamanla tren, iç hat seferlerine
başlamıştır.
O zamanlar
İstanbul sosyetesinin, yataklı vagonlarla seyahat etmesi bir hayli prestij meselesiydi, modaydı.
Burada
çalışan memur Naci Efendi, müşterilerini üzmemek için elinden geleni yapıyor,
özel vagon ayarlıyor. Onları mahrum etmek istemiyordu. Şirketin Genel Müdürü
Mr. Jonnoi, Naci Efendiyi arıyor. Türkçe cevap alınca, “Bu memur nece anırıyor.
Türkçe’mi?” diye bağırmaya başlıyor. “Oui/Evet yanıtını alınca “Burada resmi
dil Fransızcadır, size bunu sopayla mı öğretmek lazım?” diye ağzına geleni
söylüyor. Naci Efendi özür diliyor. Fakat 25 kuruş para cezası almaktan
kurtulamıyor.
Bu kez
Naci Efendi sinirleniyor. “Ben Türküm, burası Türkiye, kendi ülkemde bile
Türkçe konuştuğum için ceza mı alacağım?” diye isyan ediyor. Bu sözler üzerine
Mr. Jonnoi, Naci Efendiyi kovuyor. Acentede bulunan müşteriler bu olayı sadece
seyrediyor. Tepki dahi vermiyorlar. Bugün de, haklı olduğumuz halde tepki
vermediğimiz pek çok konuda Avrupalılara karşı mağdur duruma düşmüyor muyuz?
Mr. Jonnoi
ile Naci Efendi arasındaki kavga gazetelere yansıyor. Darülfünun (Üniversite)
öğrencileri, şirketi protesto etme kararı alıyor. Okul müdürü Tahir Bey,
öğrencileri bu karardan vazgeçirmeye çalışıyor, ancak başarılı olamıyor.
Öğrenciler şirketin Beyoğlu ve Galata şubelerine giriyorlar, biraz tahribat
yapıyorlar. Atatürk posterini alıp Eminönü’ndeki Halkevi’ne götürüp, duvara
asıyorlar.
Bu olaydan
sonra üniversite öğrencileri “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyasını Türkiye’nin
dört bir yanına yayıyorlar.
Kısaca bir
örnek daha vermek istiyorum.
Tarih 17
Nisan 1933, yer İstanbul.
Anadolu
Ajansı Sofya muhabirinden aldığı haberi abonelerine geçiyor. “Bu gece
Deliorman’ın göbeğinde Razgad kasabasındaki Türk Mezarlığı 200 Bulgar
tarafından tahrip edildi.”
Gazeteler
ve Radyo, bu olayı haberleştirince Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) protesto
eylemi yapmak için İstanbul Valiliği’ne başvuruyor.
Fakat izin
alamıyor. Okul Müdürü Tevfik ileri engellemek istiyor, başaramıyor. Gençler
yürüyüşe geçiyor. Polis engel olamıyor, Jandarma’dan yardım geliyor, gençleri
durdurmak mümkün olmuyor. Gençler birbirine yardım ederek yüksek mezarlık
duvarlarını aşıyorlar. Mezarlığa giren üniversiteliler, misilleme olarak
mezarlığı tahrip edecekleri yerde, mezarlığa gül bırakıyorlar.
İşte biz
böyle asil milletiz.
İki olay
1930-1940 yıllarının üniversiteli gençlerini bugün bizlere aratmıyor mu?
Gençler,
bu ülke sizin. Asaletinizi kaybetmeden, dilinize sahip çıkacaksınız, ülkenize
sahip çıkacaksınız, haksızlıklara göğüs gereceksiniz, ülkenin menfaatlerini her
platformda koruyacaksınız.
Büyük
ATATÜRK’ün bu ülkeyi sizlere emanet ettiğini UNUTMAYACAKSINIZ,
UNUTTURMAYACAKSINIZ!
