Tam 30 milyon sorun

Türkiye’nin sorunlarını sıralamaya kalksak kaç sayfaya sığdırabiliriz?
Konunun uzmanı olmayan sıradan bir vatandaşın bile sayacağı sorunlar dizisi içimizi karartabilir.
Ya bir tek sorunumuzun kaç kişiyi ilgilendirebileceği üzerinde kafa yorduğumuzda karşımıza çıkabilecek rakamların korkunçluğunun farkında mıyız?
Örneğin istihdam sorunu. Yani kısaca işsizlik. Resmi rakamlara bakarsanız işsizlik oranı yüzde 9,3 imiş. Ama bu oran neye göre?
Ülke nüfusuna göre mi? Çalışma yaşındakilere göre mi? İş aradığını beyan edenlere göre mi?
Hiçbiri…
Örneğin uzun süredir iş arayıp umudunu yitirenler işsizden sayılmıyor. En verimli çağında emekli olanlar da öyle. Ya da küçücük bir toprak parçasında ailesi ile çalışmak zorunda kalan genç köylüler de işsiz sayılmıyor. Hele ülke nüfusunun yarıdan çoğunu oluşturan kadınlarımızdan çalıştırılmayan ya da iş bulamayanlar tek kalemde “ev kadını” sayılıp işsizler rakamından düşülüyor.
Atık 76 milyona dayanan nüfusumuzun 25 milyon 624 bini çalışıyor sayılıyor. Yani nüfusun üçte biri, işçi memur, işveren ve kırsal alanda çalışıyor kabul ediliyor.
Ya geleceğe ilişkin neler bekleniyor?
Geçen hafta sonunda okullar tatil oldu. Karnelerin alındığı akşam bütün TV kanalları tam 17 milyon öğrencinin karne heyecanı yaşadığını gururla haber verdiler. Bu boş gurur çok az insanın aklına bu 17 milyon kişinin kaç yıl içinde iş talebi ile karşımıza çıkacağı sorusunu getirmiştir.
Evet şu anda yaşları 6 ile 18 arasında olan 17 milyon kişinin kısa sürede iş için bizi zorlayacağı acı bir gerçek. Bu acı gerçekle yüzleşebilmek için TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) rakamlarını daha iyi irdelemek gerekiyor.
TÜİK istatistiklerine göre şu anda ülkenizde ilk, orta ve lise olmak üzere tam 25 milyon 305 bin öğrenci var. Üniversite kontenjanları artmadığı takdirde her yıl bu gençlerden sadece 984 bini ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrenimine başlıyor. Bu şansı yakalayamayan yaklaşık 1 milyon genç ise ya işsizler ordusuna katılıyor, ya da umudunu ertesi yıla saklıyor.
Üniversitelerden sadece geçen yıl mezun olan öğrenci sayısı (Ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora olmak üzere) 602.981
Yani ülkeyi yönetenler her yıl 600 bin iyi eğitimli gence ve 1 milyon lise mezununa iş yaratmak zorunda. Bu arada orta ve lise öğrenimini daha erken terk edenlerin durumu hesap dışı.
Bir de halen üniversite sıralarında eğitimlerini sürdürenler var ki, onlar da en geç 4-5 yıl içinde iş için kapıları zorlayacak. Bunların sayısı ise ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğreniminde olmak üzere tam 4 milyon 975 bin kişi.
Toparlarsak ilk, orta, lise, üniversite ve daha yukarısında eğitim almakta olan genç nüfusumuzun sayısı toplamda 30 milyon 200 bini buluyor.
Bu genç insanlar 16-17 yıl içinde iş için kapıları zorlayacak. Yani 2030 yılına kadar şu anda yaratılan istihdamdan 5 milyon daha fazla bir iş kapasitesine gereksinim var. O da hiç kimsenin planları bozmaması, nüfus artış hızının denetlenmesi, dışarıdan göç gelmemesi, kırsal alandan yeni göçler yaşanmaması, mevcut iş alanlarının kapanmaması, şu anda çalışmakta olanların hepsinin emekli olması gibi olmayacak koşulların bir araya gelmesi halinde…
Politikacılar genç nüfusumuzun büyük bir avantaj olduğu masalını söyleyip “üç yetmez beş olsun” diye çocuk doğurma sayısını kışkırtıp fazla doğum yapanlara değişik teşvikler getirmeye hazırlanıyor.
Üretmekten vazgeçip her şeyi dışarıdan almaya alışan bir ülke bu kadar gence iş olanağı sağlayamayınca da başımıza neler geleceğini tahmin etmek zor değil. En dinamik kuşağın önemli bir kısmını yetiştirip dışarı kaptırmaktan başka, önemli bir kısmını bunalıma sürükleyeceğimiz çok açık.
İşte size sadece bir tek konudan kaynaklı 30 milyon adet sorun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.