Sağlık Reformu (!) iflas etti!

Saadet Partisi’nden katkı payına eleştiri yağmuru:
Karacabey Saadet Partisi Başkanı Hamit Çavdarlı, iktidarın en önemli hizmet olarak sunduğu “Sağlık Reformu”nun iflas ettiğini belirtti.
            Çavdarlı, “1 Ekim 2009 tarihinde yürürlüğe konulan tebliğe göre sağlık ocağında muayene olanlar 2 TL, Devlet ve üniversite hastanelerinde 8 TL, özel sağlık kurumlarında ise 15 TL katkı payı ödeyecekler. Bu bedellerin, 3’er TL’si reçete yazılması koşuluna bağlı olup ilaçlar için zaten ödenmekte olan katkı payından ayrıca alınan bir meblağdır.” dedi.
            Hamit Çavdarlı, sözlerini şöyle sürdürdü; “Yeşil kart sahibi olanlar, devlet hastanelerinde muayene olduklarında reçete yazıldığı takdirde 8 TL ödemek durumundalar. Genel sağlık sigortası kapsamında sosyal güvenceleri olmayan 18 yaşından küçük olanlarda yukarda belirtilen bedelleri ödeyecek.
            Yaklaşık bir yıl öncesinde ilk defa konulan, 2 TL ile 10 TL arasında değişen sağlıkta katkı payı uygulaması Danıştay tarafından iptal edilmişti. Yeni bir yasal düzenleme yapılarak 1 Ekim’de uygulanmaya başlayan tebliğe zemin hazırlanmış oldu.
            Bu tebliğle birlikte daha önceki hiç bir dönemde görülmedik biçimde, ödeme gücüne bakılmaksızın muayene olan tüm vatandaşlardan bu paralar alınmaktadır.
            Yukarda anılan miktarlar oldukça yüksek olup, hastanelerin lüzumsuz işgalini önlemek, hastaların büyük hastanelere yoğunlaşmaması için ilaç israfının önüne set koymak gibi gayelere hizmet etmek üzere ihdas edildiğini düşünmek mümkün değildir.
            Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), muayene olan her bir hasta için devlet ya da özel ayırt etmeksizin tüm hastanelere branşına göre değişmekle birlikte ortalama 25 TL ödemektedir. Bu bedele muayene ve tetkiklerin çoğu dahildir. Dolayısı ile devlet ödediği 25 TL’nin devlet hastanelerinde 8 TL’sini (%32), özel hastanelerde ise 15 TL’sini (%60) geri almaktadır. Buna katkı payı demek mümkün değildir. Ülkemizde 1 yıllık muayene sayısının yaklaşık 500 milyon olduğu düşünülürse (ödenen primlere ilaveten) bu yolla yapılacak tahsilâtın boyutu daha iyi anlaşılacaktır.
Adı konulmamış vergi!
            Bu yapılanlara sosyal güvenlik açığı bahane edilmektedir. Sosyal güvenlik açığının ana sebebinin vatandaşın sağlık giderleri olduğu izlenimi oluşturulmaktadır.
            Hal bu ki durum böyle değildir. Bu yıl günümüze kadar oluşan sosyal güvenlik açığının en önemli sebebi azalan pirim geliridir ki, bunun da sebebi ülkemize en ağır biçimde yaşatılan ekonomik kriz ve sonuçta doğurduğu işsizliktir. Kaldı ki; Sosyal Güvenlik için ayrılan bütçede en büyük harcama kalemi de sağlık giderleri değil, emekli maaşlarıdır(%64). Bütün bunların sonucunda yapılanın adı katkı payı uygulaması olmayıp; hükümetin açık kapatmak için ödeme kapasitesine sahip olup olmamasına bakmaksızın tüm hastalara uyguladığı acımasız bir hastalık vergisidir. Bu durum anayasada yerini bulan sosyal devlet anlayışı ile de uyuşmamaktadır.
            Bir başka ve daha önemli bir hususta sağlığa ayrılan bütçenin yetersizliğidir. OECD ülkeleri arasında dışa bağımlı olduğumuz ilaç tüketiminde milli gelire oranla Türkiye birinci sırada yer alırken, buna mukabil yine OECD ülkeleri arasında sağlığa ayrılan bütçenin milli gelire oranı sıralamasında Türkiye son sırada yer almaktadır. Hükümet Bütçe büyüklüklerini düzeltmek yerine 2010 yılında sağlıkta global bütçe uygulamasını yaygınlaştırmak kararındadır. Yani ihtiyaca göre kaynak bulma değil, kaynak miktarınca sağlık hizmetini ön görmektedir.
            Büyük çoğunluğu yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm edilen milletimizden şimdi birde yetersiz bütçenin açığını kapatmak için hasta olduğu takdirde vergi alınmaktadır. Bu millet ticari gaye için bile olsa seyahat edeni ücretsiz ağırlayan bir anlayışın mirasçısıdır. Nerede kaldı, hasta olandan ücret almak bir tarafa, haksız vergi tahsil etmek.
            75 milyonun insanca yaşaması için yeterli bütçesi olmalı. Ek kaynaklar oluşturulmalı. Zenginliklerimiz işler hale getirilmeli. Bütçe, üzerindeki faiz yükünden ve hortumlardan kurtarılarak diğer bütçe kalemleri ile birlikte sağlığa daha fazla pay ayrılmalı. Tıbbi teknolojik araştırmalar ve üretim desteklenerek dışa bağımlılığımız ortadan kaldırılmalı. Böylece her ferde, sağlıklı bir çevrede, en üst standartlarda, kolay ulaşılabilen, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmeti eşit ve ücretsiz olarak sunulmalı. Bütün bunlar Finans kapitalizminden kurtulup, adil bir dünya düzeni kurma çalışmaları ile mümkündür. Milli görüş siyasi çizgisi bunların yapılabilirliğini göstermiştir. En kısa sürede iktidara gelerek gereğini yerine getirecektir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.