En iyi zanlı ‘ölü’ zanlı…

Geçtiğimiz 15 Nisan’da (2013) Boston Maratonu’na düzenlenen bombalı saldırıyı hatırlarsınız.
Saldırı sonucunda 3 kişi ölmüş, 200’den fazla kişi de yaralanmıştı.
Üç gün sonra FBI tarafından civardaki kameralardan tespit edilen görüntülerde olayı yaptığı varsayılan kişilerin görüntüleri medyada yayınlanmış, tespitin ardından kaçmaya çalışan zanlılar 18 Nisan gecesi Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde görevli bir polisi öldürmüş, kendilerini takibe alan polislerle girdikleri ve sabahın erken saatlerine kadar süren  silahlı çatışma sonucunda zanlılardan birisi ağır yaralı olarak ele geçirilmiş ve kısa bir süre sonra hastanede ölmüş, kardeşi ise kaçarak bir süre izini kaybettirmiş, daha sonra da Boston’un banliyölerinden biri olan Watertown semtinde yaralı olarak ele geçirilmişti.
En son olarak da bugün saldırıyla bağlantılı bir kişi FBI ajanları tarafından vurularak öldürülmüş.

Vurulmasına sebep ise “saldırganlaşması”…

Bütün bu zanlıları hemen tespit etmece, hemen yakalamaca ve ardından da anlaşılmaz bir şekilde hemen ortadan kaldırmaca size neyi hatırlatıyor bir düşünün…
Televizyonla henüz yeni tanıştığımız 70’li yıllarda izlediğimiz dizilerden birini hatırlatmıyor mu?

“Oswald Ölmeseydi..”

Hani Keneddy Suikasti’nin gerçekleşmesinden 12 saat sonra yakalanarak avukatı bile olmadan sorgulanan, söyledikleri tutanaklara dahi geçirilmeyen, duruşmaya çıkartılmak üzere götürülürken 70 polis ve birçok gazetecinin arasında ve canlı yayında Jack Ruby tarafından vurulan Keneddy Suikastı zanlısı Lee Harvey Oswald…

Her hafta diziyi heyecanla beklediğimi hatırlıyorum lakin Oswald’ın ölmemesi halinde neler oluyordu onları pek hatırlamıyorum.
Bugün Oswald hakkında biraz araştırma yapınca kendisinin bu olay için seçilmiş kişi olduğunu, 17 yaşından beri bu vak’aya hazırlandığını, yakalandıktan sonra konuşacağını beyan etmesiyle birlikte de kendi sonunu hazırladığını görüyoruz.
Konuşamaması sonucunda tek zanlı olarak kabul edilerek dosya kapanıyor.
Konuşabilseydi neler diyecekti, dünya hangi yöne gidecekti bilinmez…
****
Dünyanın gidişatında mihenk taşı olacak çok büyük olaylar var malum.
En yakınlardaki 11 Eylül saldırıları mesela.
Yurdumuzdaki Hatay-Reyhanlı’daki bombalamalar mesela.
Olayların ardından şıp diye bulunan ya da sittin sene bulunamayan failler mesela.
Bulduk dedikleri, bulamadık dedikleri, işte bu dedikleri, yok bu değil o dedikleri.
Yapanları cezalandırmak için dünyanın bir ucundan öteki ucuna yettikleri.

Herkesi maymun edip her şeyi kendi istedikleri gibi yönettikleri…

Uzun metrajlı bu filmin setinde -biz dahil- ziyadesiyle figüran var.
Başrole soyunup da dublörlükten öteye geçemeyenler suflörün kendilerine sufle ettiklerini söyleyip, rolleri bitince de ayrılıyorlar sahneden.
Ayrılmak istemeyen olursa da cızz, anında atılıyor oyundan.
Nasılsa yerini alacak dublör çok.
Işıkçısı, sesçisi, asistçisi, her çeşit eleman her dem mevcut.

Bir tek başrol oyuncuları değişmiyor.

Onlar kim mi?
“Akmakta olan bir nehrin akış yönü değiştirilmişse, bunun sorumlusunu bulmak için nehrin yeni suladığı tarlanın sahibine bakmak yeterli” demişler.
İşte onlar suyu kendi tarlalarına çevirenler…
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir