Balıkçılık can çekişiyor

Uluabat Gölü’nde büyük tehlike:
Karacabey Uluabat Gölü’ndeki balıkçılık faaliyetleri, bilinçsiz avlanma, kirlilik ve hastalık gibi nedenlerle sekteye uğradı.
            Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Karacabey sınırlarında yer alan ve ‘Yaşayan Göller Zinciri’ne bağlı çok değerli bir sulak alan olan Uluabat Gölü’nün uygun iklim şartlarının yanı sıra geniş sazlık alanları, açık su yüzeyleri ve besin maddesi potansiyeliyle değişik türlerden yüzlerce canlıya beslenme ve barınma olanağı sağladığını bildirdi.
            Türkiye’nin önemli sulak alanlarından biri olan Uluabat Gölü’nde, bir zamanlar yoğun bir şekilde yürütülen balıkçılık faaliyetlerinde ö-nemli sıkıntıların baş gösterdiği belirtildi.
Balıkçılık açısından da oldukça zengin tür çeşitliliğine sahip olan gölde; sazan, turna, gümüşi havuz balığı, tatlısu kolyozu, eğrez inci balığı, kızılkanat, ringa, kızılgöz, kadife, has kefal, yayın, deniziğnesi, acıbalık ve tatlısu kayabalığı gibi türler yaşam sürüyor.
            Göldeki türlerden geçmiş yıllarda özellikle turna ve sazan ticari olarak avlanırken, yoğun av ve göle sonradan aşılanan gümüşi havuz balığının diğer popülasyonlar üzerindeki baskısı nedeniyle özellikle sazan balığı miktarında önemli düşüşler yaşanıyor. Balıkçılar bu ürünün azlığından kaynaklanan kayıplarını, çok fazla ticari değeri olmayan gümüşi havuz balığını avlayarak kapatmaya çalışıyor.
Mantar hastalığı, kereviti bitirdi
            Geçmiş yıllarda yılda ortalama 700 ton avlanan ve tamamına yakını yurt dışına ihraç edilen kerevit ise ortaya çıkan mantar hastalığı nedeniyle tamamen bitme noktasına geldi.
            Gölden yıl içinde avlanan balıkların yüzde 64,12’sini gümüşi havuz, yüzde 14,55’ini turna, yüzde 9,49’unu kızılgöz, yüzde 4,90’ını sazan, yüzde 2,88’ini kızılkanat, yüzde 4,05’ini ise diğer balıklar oluşturuyor.
            Gölyazı Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Hüseyin Aytın, kooperatiflerinin 350 üyesi bulunduğunu ancak bunların sadece 100-150’sinin aktif olarak balıkçılıkla uğraştığını söyledi. Bölgede 160 ruhsatlı tekne bulunduğunu ifade eden Aytın, avlanan su ürünleri miktarı açısından eski günleri arar hale geldiklerini belirtti.
            Önceki yıllarda gölden yılda 700-800 ton kerevit, yüzlerce ton sazan ve turna balığı avladıklarını hatırlatan Aytın, “Kerevit, en önemli geçim kaynağımızdı. Tamamını yurt dışına ihraç ederdik. Ancak 1986’dan sonra mantar hastalığı nedeniyle kerevit yok oldu. Aradan 23 yıl geçti ancak hala bir düzelme yok. Kerevit bitince sazan ve turna balığı avcılığına yöneldik. Ancak bunlarda da önemli düşüşler yaşanıyor. Gümüşi havuz balığını Göle attılar. Bu balık gölü istila etti. Diğer türlerde azalmaya neden oldu. Artık sazandan çok bu balık çıkıyor. Ekonomik değeri de yok denecek kadar az. Şu an kilogramını 50 kuruşa satabiliyoruz.” dedi.
            Aytın, gölde avlanan balık miktarındaki düşüşte kirliliğin de önemli rol oynadığına değinerek, sanayi ve evsel atıklarla aşırı kirlenen derelerin Göle ulaştığını belirtti. Gölün Uluslararası Ramsar Sözleşmesi kapsamında olduğunu anımsatan Aytın, “Bu kirlilik, gölü ve içindeki canlıları tehdit ediyor. Biz Uluabat Gölü’nün bu tür tehditlere karşı korunmasını istiyoruz.” diye konuştu.    

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.