NE ABD NE RUSYA

“Politika, prensipleri olmayan adamların hafızası olmayan insanları yönetme sanatıdır.” der Voltaire… Tabii bu tabir toplumdan topluma değişkenlik gösterir bence. Ama eğer mevzubahis olan toplum, biz Türkler ise; ben konuyu şöyle özetliyorum: “Siyaset oldukça karmaşık bir sanattır.”

Biz Türkler tarihten çıkartılamayacak ender kavimlerden bir tanesiyiz. Hemen hemen her yüzyılda bizler varız. Ama zaferler ile ama yönetemeyip kendi kendimize yıktığımız devletler ile hep varız ve hep adımızdan bahsettirmişiz… Bir İsrailoğulları gibi insanlık tarihinde sıkça peygamberler çıkartan ya da bir Almanlar gibi oldukça başarılı bilim insanlarını dünyaya armağan etmiş bir kavim olarak değil de, daha çok kılıçının keskinliği ile hayatta kalabilmişiz. Öyle zannediyorum ki tarih de bizi böyle hatırlayacaktır…

Her şeyi kendine göre yontan ve kendi yaşantısına göre değiştiren dünyadaki ender milletlerden bir tanesiyiz desem inanın hiç de abartı olmaz. İşte size bir kaç örnek: Dünyada geçerli olan iki tezat iktisat politikası vardır. Bunlardan biri, kapitalizm ya da daha soft ismiyle liberalizmdir. (Ki bugün başta ABD olmak üzere tüm medeni Avrupa devletlerinin hepsinin benimsediği ekonomi modeli de budur.) Diğeri ise Komünizm; ki artık bu kalmadı, ama belki bunu kısmi sosyalizm yani devletçilik (kamusal kurum yönetimi anlayışı) olarak da tanımlayabiliriz. Örnek olarak da; Eski Sovyetler Birliği ya da bugünün Kuzey Kore’si veya 2000 yılından önceki Çin Halk Cumhuriyetini verebiliriz.

Peki sizce Türkiye bu kantarın neresinde dersiniz değerli okurlarım? İçinizde iktisat dersleri almış olanlar varsa bilecektir. Bizler nevi şahsına münhasır, Türk usulü “Karma Ekonomi Modeline” sahip bir ülkeyiz.

Yine yakın zamanda Amerikan usulü başkanlık sistemine geçiyoruz derken, medya kanalıyla Türk usulü yeni bir Başkanlık modeli olduğunu öğrenmiş bulunduk. Her şeyde özel olduğumuzu öyle zannediyorum ki fazlasıyla yaşıyor ve de hissettiriyoruz karşı tarafa.  

Şunu bilmenizi isterim ki değerli dostlarım; Türk’ün en büyük zaafiyeti daima ekonomidir. Modern ekonomi ya da modern iktisat ile biz Türkler çok geç tanıştık. Çok da sevmedik zaten. Bu çok prensipli bilimi pek de iyi beceremiyoruz açıkçası. Hatta öyle ki yurtdışından iktisatçı transfer ettiğimiz günler bile oldu zamanında… Ama rahat olun bugünkü konum iktisat değil.

Ermenilere açık çek veren ABD’nin yeni başkanı Biden’ın, Ermeni lobisine kulak vermişçesine soykırım kelimesini kullanmış olması. Zaten S-400’ler ile başlayan gerilimin Amerikan siyasetinde yarattığı kulisin bir nevi dışa vurumu gibi. NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahip olan Türkiye’yi karşısına almakla Amerika neyi planlıyor? Kestirmek zor. Ama giderek devam eden Türk – Amerikan gerilimi ne olur, Türkiye bu süreçte Rusya ile yakınlaşır mı  diye düşünüyorken, orada da enteresan şeyler oldu…

Malum Rusya ile son dönemlerde çok sıkı fıkıyız. Her ne kadar devletler arasında dostluklar olmaz dense de, Rusya ve Türkiye arasındaki doğalgaz anlaşmaları, Ermenistan-Azerbaycan Savaşı’nda tarafsız kalmaları ve tabii askeri antlaşmalar… Bir de üstüne üstlük Putin-Erdoğan arası dondurma ısmarlama görüntüleri acaba Perinçek mi haklıydı sorularını insan aklına getirmiyor değildi doğrusu…

Ama bir şeyler oldu! Dış işlerinde olup bitenlere dışardan bakarak çıkarım yapmayı da pek doğru bulmuyorum ama, Rusya’nın Kırım meselesi yüzünden çatışmanın eşiğine geldiği Ukrayna ile silah satışı antlaşmaları yaparak bir anda Rusya’nın istemediği bir tarafta yer almış gibi gösterildik. Rusya’nın bu durumdan rahatsız olduğunu yetkili makamlarca dile getirmiş olması, Türkiye’nin turizm gelir kaynağı olan Ukrayna ile başka ne tür bir çıkar ve menfaat ilişkisi olabilir sorularını akıllara getirdi(?)

Malum Ukrayna her ne kadar bağımsız resmî bir devlet gibi görünse de ülke hâlâ Rusya’nın gölgesinde ve de Avrupa birliğinden destek bekler bir halde. Yine ekonomisi de iç açıcı olmayan bu güzel insanlar ülkesinin en büyük ihraç kalemi, sarı saçlı evlenilecek gelinler… Her yaz ayında ucuz ve sıcak olduğu için Türkiye’yi tercih eden Ukraynalıların bizim hangi çıkarımıza hizmet edecek olduğunu ben henüz anlayamadım…?

Olası bir kötü gidişatta denge politikası gereği konumunu alması gereken güçlü bir Türkiye için hem ABD hem de RUSYA asla gerçek bir müttefik değil ama çıkar menfaat dengesi de asla göz ardı edilmemeli, şu durum itibariyle öyle zannediyorum ki, ne İsa’ya yaranıyoruz ne de Musa’ya..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir