Şehid

Allah yolunda can veren mücahid, ölmemiş olduklarına şehadet edilen kimselerdir.
Maktül ikidir, biri seyf-i zahir(görünen yazgı) ile cihad-ı asgar(savaş alanında) maktüldür ki ona şehid derler. Ve biri seyf-i batın(batını yazgı)’da cihad-ı ekber(büyük savaş)’de maktüldür ki, ona sıddık derler. Ve bir kimse bu iki maktülden birine ölü, yani meyyit oldu derse, Kur’an’a muhalefet ederek asi olmuş olur. Hz. İsmail-i Hakkı Celveti(k.s.)
“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın, hayır onlar diridirler. Rab’leri katında rızıklanmaktadırlar.(Al-i İmran-169)
Gerçekten her asker, Hazreti Peygamber(S.A.V.)’in mübarek lisanından dökülen:
“Cennete giren hiçbir kimse yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehid, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehid olmayı ister.” (Buhari, Cihad,21)
“Sizden biriniz karıncanın ısırmasından ne kadar acı duyarsa, şehid olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar.” (Tirmizi, Fezailü’l-Cihad,26)
“Şehidliği gönülden arzu eden bir kimse, şehid olmasa bile sevabına nail olur.” (Müslim, İmare,156)
Zira şehidlik Allah’ın kullara hitaben buyurduğu “gel” fermanının en güzelidir ve şehidler de bu davete en önde koşarak kendilerine nasip olan bahtiyarlardır. Bu davet ile alakalı olarak Hz. Mevlana ne güzel buyurur:
“Mademki Cenab-ı Hakk seni istiyor, başını ayak yap da koş! Onun gel demesi, insana yücelikler verir. Manevi sarhoşluk verir, neler neler bağışlar, yaygılar yayar, sofralar kurar.”
Bu ilahi hakikat dolayısıyladır ki, Allah yolunda öldürülenlere “ölü” denmemiş, “şehid” denmiştir. Şehit kelimesinin şahid manası da vardır. Bu sebeple müfessirler onların şehid oldukları an, ruhlarının cennete vardığı ve orada nimetleri gördüğünü de beyan ederler.
Şehidlik yolunda ashabın, evliyaullahın, fatihlerin velhasıl yüreği iman dolu cengaverlerin hayatları ümmete tam bir mücahede örneğidir. Zira onlar din yolunda, vatan uğrunda, fazilet duygusu ile canlarını ve mallarını fedakerane harcamaktan asla kaçınmamışlar ve şehidliği vuslat olarak kabul etmişlerdir. O talihli kullar için ayet-i kerimede; “Allah mü’minlerin mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe,111)
Bu bakımdan Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayırlı insan kimdir, sualine şöyle cevap buyurmuşlar: “Canını ve malını Allah yolunda cömertçe veren.”
İşte cihan tarihinin en azametli harplerinden biri olan Çanakkale Muharebelerinde düşmanın misilsiz maddi gücüne rağmen, iman gücünün, Hak yolunda maldan ve candan fedakarlığın, kabına varılmaz zaferlerlerine sadece bir misaldir.
Fuzuli’nin dilinde :
Cânı canan dilemiş, vermemek olmaz ey dil,
Ne niza eyleyeyim, ol ne senindir, ne benim!…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir