Öyle bir ceza ki!

RECM’i bilirsiniz…
Hani şu taşlanarak öldürülme.
Hani şu elleri arkadan bağlı olarak, yarı beline kadar toprağa gömülmüş bir insanın üzerine taş parçalarının yağdırıldığı bir zevk töreni, bir vahşet ayini.
Kefenine sarılmış halde, çıldırmış bir kalabalığın tam ortasına, en savunmasız haliyle bırakılan o insan oraya gelene kadar zaten binlerce kez ölmüştür.
Şimdi yapılacak olansa sadece ruhunu saran kabuğun, yani bedeninin ortadan kaldırılmasıdır. Belki de artık ne bir korkusu kalmıştır, ne de acıyı hissedecek duyarlı tek bir organı. Bu zulmün bir an önce bitmesini dilemekten başka seçeneği de yoktur.
Ya recmi yapacak olanlar, onlar nasıl toplanmışlardır oraya?
Sabah uyanmış, yataklarından kalkmış, ellerini yüzlerini yıkamış, kahvaltılarını etmiş, eşleriyle-çocuklarıyla şakalaşmış, akşama eve gelirken ne isterler diye sormuş, sonra pijamalarından kurtulup günlük giysilerini giymiş ve sokağa çıkmışlardır. Sanki biraz sonra savunmasız bir insanı delice bir öfke ve nefretle taşa tutacak olanlar onlar değillerdir.
Öyle sıradan, öyle kayıtsız, öyle ‘HERKES’tirler…
Fırlatacakları taşları nereden, neye göre, nasıl toplamışlardır? Daha büyük, daha ağır, daha delici olanları mı seçmişlerdir? Beyaz kumaş üzerinde en büyük kırmızılığı oluşturabilmek için mi atacaklardır ellerindeki taşları? Bu olaydaki başarıları bu mudur? Mutlulukları bu mudur?
Kalabalıkla hareket edince yaptıkları işin günahını daha mı az taşırlar? Yoksa onlar o günahın cezasını vererek büyük bir sevaba mı girerler?
Buna mı inanırlar?
Recm bitip de toprağa doğru yıkılmış o insanı, o öldürdükleri insanı gördüklerinde bir iç rahatlamasına mı kavuşurlar? Arkalarını dönüp giderlerken birbirleriyle ne konuşurlar, ne anlatırlar? Şakalaşırlar mı? Sessizliğe mi bürünürler?
Büyük ihtimalle hepsi hiçbir şey olmamışcasına işlerine dönüp günlük hayatlarına devam ederler. Eğlence bitmiştir, hak yerini bulmuştur, onlar da bu hakkın yerine gelmesi için üstlerine düşeni yapmışlardır ve huzurludurlar.
Akşamüzeri olup da dükkânlarını kapatınca evin eksik gediklerini alıp dönerler sıcak yuvalarına. Otururlar akşam sofralarına, sonra da yatarlar yataklarına. Unutmuşlardır bile. Onlar için bu kadar sıradandır işte.
Khaled Hosseini’nin ‘Uçurtma Avcısı’ kitabının bir bölümünde bir recmin nasıl ve hangi bahanelerle gerçekleştirildiği anlatılır. Halkın galeyana getirilişi, recm öncesi kılınan namazla yapılacak eyleme kutsallık katılması, an be an yaşananlar. Okurken acıdan katıldığını hisseder insan.
****
Ülkemizde recm olayı bu şekilde yaşanmasa da benzerleri yaşanmıyor değil.
Kadın cinayetlerinin önlenemez artışı dur durak bilmiyor.
Bir yandan çağı yakalamış, diğer bir yandan da çağın gerisine düşmüş durumdayız. Ve bu düşüş her geçen gün daha korkutucu hal almakta…
‘Recm’in bir adım gerisindeki ‘linç’ten kılpayı kurtulan Demet’in yaşadıkları ortada…
14 yaşındayken amcasının oğlu Metin’le evlendirilen, 2 çocuk sahibi olan ve boşanmak isteyen 27 yaşındaki Demet, boşanmak isteyerek en büyük günahı işlemişti. Kocası Metin de bu günahı cezasız bırakmamış ve çocuklarının velayetini kendi üzerine alıp onları annelerinden kopartmıştı.
Metin bir iş kazasında ölünce çocuklarına kavuşmak isteyen Demet velayet davası açtı ve kazandı.
Al sana büyük bir günah daha…
Ahlâksız hayat sürmekle suçlayarak devletin annelerine verdiği çocukları annelerine teslim etmek istemeyen ve bunun için tedbir aldıran dede (Demet’in öz amcası) de, çocukların velayetinin kendisine verilmesi için dava açtı.
Bu dava için devletin koruması altında mahkemeye gelen kadın bir anda 20 erkeğin saldırısına maruz kaldı. Neyse ki ailenin 20 erkeğinin elinden kurtarılıp zırhlı araca bindirilebildi ve Demet şimdilik “sağ”…
Eğer ki Demet kuzenlerinin eline geçseydi, az evvel anlattığım recm olayından farklı bir şey yaşanmayacaktı orada.
Onu oracıkta paramparça edeceklerdi.
Bütün hırslarını ve bütün öfkelerini Demet’in savunmasız bedenini yerlerde sürükledikten sonra dindirebileceklerdi.
Bu ceza bir yandan da ailedeki diğer kadınlara mesaj ve gözdağı olacaktı..
Mesajı alan alır, almayanın sonu da işte budur!
Ayaklar denk alınsındır!
Demet şimdilik paçayı kurtardı belki ama bir dahaki sefere de kurtarabilecek mi, endişeliyim doğrusu.
Mahkemeyi kazanıp da çocuklarını yanına alsa da, kazanamayıp alamasa da bu öfke ve nefret Demet ortadan kalkmadıkça bitmeyecek.
Şimdi gencecik bir kadın olan Demet, yıllarca saklanarak, yıllarca korkarak, yıllarca ürkerek yaşlanacak.
Bütün hayatı yaşamakla ölmek arasında bir yerlerde tutunmaya çalışarak geçecek.
Suçu her ne olursa olsun hiç kimse böyle haysiyetsizce bir cezalandırılışı hak etmez.
En önemlisi de; böyle bir cezalandırma hiçbir kutsala mal edilip o kutsala leke sürülemez…
cananekncylmz@gmail.com'

Canan Ekinci Yılmaz

1 Nisan 1963 Karacabey doğumlu. Karacabey Lisesi mezunu. 5 Ekim 2010 itibariyle yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir