Karacabey Meltem Gazetesi
 » 
O bir ‘Adam Olmuş Çocuk’
a aa
27 Mayıs 2015 20:14
Canan Ekinci Yılmaz
Canan Ekinci Yılmaz O bir ‘Adam Olmuş Çocuk’

Çok uzun yıllardır ailesinin her ferdini tanıdığım, gelmişini geçmişini ve dahi bebekliğini birebir yaşadığım, büyüme evrelerini ise kaçırdığım, sonrasında bambaşka bir şekilde karşılaştığım genç bir adam o.
Benim hafızamda kalan; elinde boyundan büyük futbol topu, kocaman yeşil gözleri ve çocukluğuna yaraşır yaramaz halleri. Ki o zaman bizim yaramazlık dediğimiz, aslında kabına sığamama belirtileri.
Şimdi karşımda oturan adam ise elinde top yerine gitar taşıyan, yazdığı sözler ile gitarın tellerinden nağmeler doğuran ve bana aynı yeşil gözlerle bakan “çocuk” Samet.
Yani Samet Çelebi.
Yaptığı albümü ve sosyal medyada paylaşılan şarkılarını zaman zaman dinliyordum. Bir ara Sametle otursak da anlatsa bana bu yolculuğun öyküsünü diyordum; ki aynı fikir Samet’in annesine de gelmiş. Bursa’ya geldiğinde buluşalım dememizin üzerinden çok geçmeden Samet Bursa’ya bir canlı yayın çekimine geldi ve biz de buluştuk.
Nerede mi? Tabii ki yine tanıdık bir mekânda.
70’lerin sonundan beri ağabeyimiz olan Fuzûli’nin Altınkum Sahili’ndeki Fuzûli Balık mekânında. Çünkü Samet ile Fuzûli’nin oğlu Gökay çocukluktan arkadaş.
Bize de sohbet için bundan alâ ortam olmaz.

Girizgâhı biraz uzun tuttum farkındayım. Geçmişte dolanmadan bugüne gelinmiyor, neylersiniz.

Şimdi gelelim bugüne. Samet anlatsın ben sorayım, ben sorayım Samet anlatsın;
“Kumsalda gitar çalan bir adam olmadım. İstemezdim hadi gelin size gitar çalayım demeyi” diyor Samet.
“Kız tavlamak için değildi yani gitar çalış. Peki nasıl başladın gitara?” diyorum ve sohbet akmaya başlıyor.
“Erkan Oğur ile başladım. Karacabey Parkı’ndaki Masal Cafe’de Erkan Oğur dinlerdim hep. Lisede iken kendisini gördüğümde ‘Ben üniversitede sizden ders alacağım’ dedim. Üniversiteye gittiğimde her konserine gittim. Kendisini her gördüğümde ‘Bana ne zaman kurs vereceksiniz?’ diye asıldım. Sonra kısa bir süre kurs aldım kendisinden. Müziğe bakışım o yüzden Erkan Oğurvaridir.”
Fazıl Say’dan da etkilenmiş Samet. Say bir konserinde herhangi bir his istenmesini ve müziği ile onu canlandıracağını söylemiş. Hamile bir kadın hamileliği ve doğum anını canlandırılmasını istemiş Say’dan. Ve Fazıl Say o kadını ve doğum anını piyanoda çalmış. “İçindeki hissin müziğe dönüşmesiydi o an” diyor Samet. Bu olay Samet’in kendi içine bakmasını sağlamış.
Peki sen de aynı hisleri yansıtabiliyor musun Samet?
“Sözlerim de bestelerim de hep böyle. Hepsi beni yansıtır. Herhangi bir olay yaşadığımda ya da herhangi bir şey dinlediğimde hep enstrümantal bir şeyler çıkıyor. İlk önceleri kendi kendime çalıyordum. Kimse bir şey anlamıyordu. Anlatmıyordum da zaten. Müziğim içimde hep kendi kendine büyüdü. Sözler besteye dönüştü.”
Müziğin senin hayatın olacağına ne zaman karar verdin?
“Üniversite son sınıftaydım; ‘Bu iş olacak’ dedim. Beste yoktu ama sözlerim vardı. İçimde o alt yapıyı, o müziği hissettim. Beste olmasa da ben gitarımda o his geçişlerini çalıyordum.”
Ailen nasıl baktı senin bu kararına?
“Babama dedim ki; ‘Okul bitti, ben artık kendi ayaklarımın üzerinde durup çalışabilirim. Senin beni bakma zorunluluğun yok. Ama benim bir hayalim var. Ben yüksek lisans da yapacağım. Bu sırada müzikle de ilgilenmek ve günün birinde profesyonel olarak müzik yapmak isterim’. Ve ailem bu hayalime saygı gösterdi ve destek verdi.”
Bu arada araya girip Samet’in eğitimini belirtelim.
Samet Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümü mezunu. İşletme Yönetimi Yüksek Lisansı da yapmış. O arada albüm de yapmış.
Kim inandı sana önce?
“Babama üç yıl daha okuyacağımı söyledim. ‘Bana yüksek lisans yapma evremde yine öğrenci muamelesi yapar mısın?’ dedim. ‘Yaparım’ dedi. İlk inanan ailem oldu kısacası.”
Peki ya stüdyo, müzisyenler, bağlantılar?
“Stüdyo olayı; benim endüstride okuyan arkadaşım var. Ailesinin stüdyosu olduğunu ve orada çalışabileceğimi söyledi: Orada çalışırken başka insanlarla tanıştım. Onlar benim müziklerimi sevdiler ve bana destek oldular. Orada demo yaptık. Demo ortaya çıktıktan sonra çevreme dinlettim. Ve herkes şaşırdı.”
Bu arada Gökay araya giriyor; “Samet sessiz ve derinden gittiği için böyle bir şeyi ortaya çıkartacağını hiç tahmin etmedik.” diyor.
Nota bilgin var mı?
Birebir klasik gitar dersi aldım. Ayrıca üniversiteden bir arkadaşımdan da yardım aldım.
Bir konuda hemfikiriz; Nota bilgisi olmadan da müzik yapılabilir ama yine de bilmek gereklidir. Hani ne derler, müzikle ilgili her bilgiyi öğren, sahneye çıktığında hepsini unut. Yüreğinle söyle.
Erkan Oğur da bunun benzerini söylemiş kendisine.
“Bütün kitapları bileceksin. Büyük bir kütüphanen olacak. Gerektiği zaman açıp bakabileceksin.” demiş.
“Sevdiğim adamın karakteri ve hayata bakış açısı benim içime işledi. O beni dokudu. Ondan etkilendim. Fakat müzikal olarak beni o yetiştirmedi.” diyor Erkan Oğur için.
Albüm yaptığını biliyor mu?
Albüm yapma aşamasında olduğumu biliyordu. Albüm çıkarttığımı söylemedim.

İlk kime dinlettin kendini?
“Demoyu Bülent Ortaçgil’e dinlettim. Dinlemeden önce biraz ön yargılı idi ise de dinledikten sonra bana bakışı değişti sanki. Eli yüzü düzgün bir şarkı olmuş dedi. Kelimeleri söyleme tarzıma biraz daha dikkat etmemi söyledi. Önerisini dikkate aldım ve tekrar söyledim. Klibi de o şarkıya çektik. Ben onlardan feyz aldım.”
Bütün söz ve müzikler sana mı ait?
“Denizlerden Geldim şarkısı hariç hepsi bana ait.”
Albüm aşamasında zorluk yaşadın mı?
“İşi yaptıktan sonra hayata geçirmek ve albüm yapmak zor. Prodüktörlerle anlaşmak zor. İşin içinde maddiyat var. Sürekli kendimden harcıyorum. Yola beraber çıkıp beraber yol alacağımız arkadaşlar aradım hep. Buldum da. Fakat onların da motivasyonu kaçınca kendileri de kaçıyorlar. İdare etmek zor. Zaman zaman zarara da girdim.”
Menajerin var mı?
“Henüz yok. Her şeyi ben idare ediyorum. Şimdilik bağlantılar var, onlarla gidiyoruz. ”
****
“Meşhur olmak istemiyorum”
“Çok titizim. Stüdyoda en ufak tıkları dahi duyuyorum. Hayatım bu. Yaptığım iş benim imzam. Sabah akşam bununlayım. Başka bir şey düşünemiyorum. Tutkun olduğum bir şey üretmek.”
Sen kendini nasıl keşfettin?
“Maddesel şeyler benim kafamda müziğe dönüşüyor. Hisleri döndürebiliyorum. Sözler benim kafamda müziğe dönüşebiliyor.”
Mühendislik yapmak istemiyor musun?
Mühendislik olarak her şeyi yapabilecek durumdayım. Doktora için başvuracağım. Özgür iş yapabilmem için kendimi güvende hissetmem gerek.”
Şarkı sözlerin şiir tadında değil mi?
“Evet. Sözlerimi kitap olarak yayınlamak istiyorum.”
Yaptığın işleri nasıl koruma altına alıyorsun?
“Gitar kayıtlarım var. Albüm ve her şey MESAM üzerinden kayıtlı.”
Geçtiğimiz günlerde bir konserde MFÖ’den önce çıktın. O nasıl oldu?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Gençlik Meclisi’nin düzenlediği bir organizasyondu o. Sağolsunlar, bana da fırsat tanıdılar.”
Müziğini yaparken ve pazarlarken neyi hedefledin?
“Hiçbir zaman müziğimden taviz vermedim. İdealist yaklaştım. Olmayacaksa olmasın dedim. Sabır gerekiyordu. Sabrettim. Anlaşılmasını bekledim. Anlamayanların yorumlarını duymadım, dinlemedim. Anlaşıldıktan sonra anlayan kitle insanı bırakmıyor. Beni anlayan ve her yerde benimle olan insanlar olsun. Sayısı önemli değil. Bu bana yeter.”
Stüdyoda nasıl bir adamsın? Biraz da onu anlat…
“Şarkının her anı bir his. Bas gitarın çalınması, aradaki solonun atılması. Hangisini kim çalacak? Nasıl çalınacak? Aşırı titiz bir adamım kısacası.”
Albümde aranjeleri kim yaptı?
“Aranjeler Murat Can Tapan’dan. O da titizlikte benden aşağı değil. Müziğin okulunda okumuş adam.”
Kendini nasıl besliyorsun?
“Keşke enstrümana günde beş-altı saat ayırabilsem. Sözlü müzikler yapıyorum, sadece enstrümantal müzikler de yapmak istiyorum.”
Mutluluk?
“19 Mayıs’taki konserde izleyiciler son nakaratta şarkıları yakaladılar hep birlikte söyledik. İnanılmaz bir mutluluktu.”
Şarkıların ağır sanki biraz…
“Şarkılarım depresif değil. Evet, tempo olarak ağır şarkılar. Rahatlatmayı düşünerek yaptığım şarkılar. Ancak sözlerin hepsinde umut var. Şarkılar hayata dair iyilik taşıyor.”
Biraz da senden dinleyelim çocukluğunu
“Bebekliğimde futbol hastasıydım. Babam çok istedi futbolcu olmamı. Sonra olmadı. Ortaokulda basketbola başladım. Lisanslı oynadım. Kolum kırıldı ve yüz gün sarılı kaldı. Araya ÖSS girdi. Yani basketbol da olmadı. Küçükken pek çok çocuk gibi astronot ve arkeolog olmak isterdim. Endüstri mühendisliğini kazandım. Dördüncü sınıfa geldiğimde kafamda sorular oluşmaya başladı. Müzik yaptığım zaman yaşadığım hazzı düşündüm. Müzik üretme fikri beni başka bir farkındalığa doğru itti.”
Seni tetikleyen ne oldu?
“Tarkan ve Sezen Aksu’nun birlikte verdikleri bir konserini izledim. ‘Bir insan bu kadar mı mutlu olur sahnede’ diye baktım. Ben de o sahnede olmak istedim. Ben kendimi makam şoförü olan bir genel müdür olarak görmedim hiç.”
Hayat yolculuğu ilginç değil mi?
“Yaşanan olaylar birbirinden bağımsız gibi görünse de bir şekilde o noktalar birleşip insanı bir yerlere götürüyor. Doğa bana tüm sinyalleri verdi. Ailem destekledi. Ben de cesur davrandım. Kişinin kendini tanıyıp anlayabilmesi önemli. Şu an mutlu olduğum bir işi yapıyorum. Kariyer, insanın sevdiği işi bulabilmesi, onu yapabilmesidir bence. O da başarıyı getiriyor.”
Gelecek için ne düşünüyorsun?
“Hayat acımasız. Hayatın gerçekleri var. Nişanlıyım ve Kasım’da, yani yakında evleneceğim. Nişanlım benim hayallerime aşık olduğunu söyler hep. O benim hayallerimin yoldaşı. İnandığım müziği yapmaya devam edeceğim.”
****
Samet’le sohbet ederken baktım da; ne kadar duyguları derin ve ne kadar ayakları yere sağlam basan bir genç adam olmuşsun sen dedim.

O bir mühendisti. Müzik de bir çeşit mühendislikti. Müziğin de bir matematiği vardı. Hayatın da…
Samet marka olabilmenin ilk kuralını içine sindirmiş. İşini iyi yapıp kaliteden ödün vermiyor. Ardından da sürdürülebilirliği sağlayacak isteğe sahip. Çünkü o müziği çok seviyor. Müziğe tutkun olmasının dışında disiplinli de.
“Ne olursa olsun işini iyi yapma bilinci ve disiplini insanı zinde tutar. Mutsuz olduğun bir işte işini doğru düzgün yapmıyorsan yarın bir gün mutlu olacağın işte de başarılı olamazsın. Çünkü öz disiplinin yoktur. Senin vücudun o terbiyeyi almamıştır. O zaman da başarı gelmez.” diyor.
İşini yapmaktan başka bir gailesi olmayan insan duruşuna sahip. Başkaları değil konusu, sadece ama sadece kendisi. Bu da onun kendine olan inancı, müziğe olan sevdası ve keskin zekâsı…
Herkesi sorduğum gibi Samet’i de sordum sözlüklere. Onlar da benim düşüncelerimden farklı bir şey söylememişler açıkçası.
Sohbetin ardından gelen günlerde albümünden parçaları daha dikkatli dinledim. Yazıyı yazmadan önce biraz daha fikir sahibi olmak istedim.
Sesinde ve söyleyişinde bazen Keremcem’i, bazen Yalın’ı, bazen Eflatun’u yakaladım. Sözleri bazen Emre Aydın’ı, bazen Teoman’ı, bazen Kayahan’ı, bazen de Ulaş’ı çağrıştırdı…
Sonra da; “Niye illa ki birilerine benzetmeye çalışıyorum ki?” dedim. “Bırak kendini müziğin kollarına ve dinle”
Ve dinledikçe gördüm ki; Samet bana hepsinden bir tını hatırlatsa da o kendisi gibi yazıyor, kendisi gibi söylüyor.
Kendine özgün bir tarzı var ve sohbetimizden de anlaşılacağı üzere hayatın her evresinde kendisini oynuyor.
Yani işi kolay…
Yolun açık olsun evlat…

Bu habere hiç yorum yapılmamış.

GÜNÜN HABERLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR