Hilmi Büyükşekerci ile röpörtaj

Karacabeylilerin canlı tarih diye tanıdıkları Hilmi Amcayla konuştuk! Hilmi Büyükşekerci’nin yaşamı, çok renkli bir yaşam! Atatürk Devrimleri’nden çok partili demokrasiye ve günümüze dek uzanan sürece tanıklık etmiş, çoğu kez de olayların içinde yer almış, canlı bir tarihtir Hilmi Amca. Edebiyat Fakültesi, Hukuk Fakültesi, ünlü yazarlarla Küllük’te tanışması, eski Atatürk anıtının yapımında etkin görev alması. İnönü’yle tanışmaları çok önemli kilometre taşlarıdır. Karacabey Cumhuriyet Ala-nı’nda, Belediye tarafından yeni yaptırılan Atatürk anıtına ilişkin düşüncelerini dile getiren yazısını bilmem okudunuz mu? Bu konuda anlattıkları da bizim için çok ilginçti. Kendisine sorular yönel-tiyoruz. Ta başından işe başlıyoruz. Yangından (Yunan’ın kaçarken Karaca-bey’i yakması) bu yana yaşamını yazıya döküyoruz. Hilmi BÜYÜKŞEKERCİ, 05 Ka-sım 1921’de Karacabey Garipçe Mahallesi’nde dünyaya geldi. Münevver Büyükşekerci ve İsmail Büyük-şekerci’nin oğlu Hilmi Büyükşekerci, 57 yıllık eşi Nimet Hanımla Karacabey Garipçe Mahallesi’nde yaşıyor. Zuhal, Seher ve Münevver adında üç kız ba-bası olan Büyükşekerci, İlkokulu Cum-huriyet (Merkez) İ.Ö.O., Liseyi Bursa Erkek Lisesi’nde okudu. İstanbul Ünv. Edebiyat Fakültesi’ni yarıda bırakıp Hukuk Fakültesi’ne geçen Büyükşeker-ci’nin İstanbul Macerası 1942 yılında babasının “Geri dön” çağrısıyla sona erdi. Karacabey’in Yunan işgali sırasında 10 Aylık bir bebek olan Hilmi Büyük-şekerci şimdi canlı bir tarih gibi… 86 yaşında ancak hala çok genç… Yıllar onu yıpratamamış, belleği hala çok güçlü. Büyükşekerci, hümanist, doğasever, bilgili, nazik, kibar, kültürlü, paylaşımcı yapısıyla bizleri tüm içtenliğiyle kucaklarken bir hayli heyecanlandı. Sorularımızı yanıtlarken; Karacabey’in eski dönemlerinde daha demokratik yaşandığını, halkın ise çok daha içtenlikli ve Karacabeysever olduğunu söyledi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okurken, Hukuk Fakültesi’ne geçen ve Hukuk Fakültesini de işleri nedeniyle 2. sınıfta bırakıp baba mesleği çiftçiliğe dönen Hilmi Amcayla başladık konuşmaya… -Öğrenim durumunuza ilişkin neler söyleye-ceksin? -Bursa Erkek Lisesi’nden sonra Edebiyat Fakültesi’ne gittim. O sırada Nazi baskısından kaçan Profesörler Türkiye’ye geliyor-lardı. Onlara duyduğum hayranlık nedeniyle Hukuk Fakültesi’ne kaydoldum. Özellikle Prof. Şuvarş çok ünlü bir Hukuk Profesörüydü. Ali Fuat Bingöl’de hocamızdı. Atatürk Devrimleri ve İlkeleri konusunda yaptığı sınav soruları müzakere edilirken verdiğim yanıtlar kendisini duygulandırdı ve beni kutladı. Hukuk Fakültesi 2. sınıftan ayrılmak zorunda kalmıştım. Zira ailemin tüm sorumluluğu bana yüklenmişti. Aile işleri ağır basmış çiftliğimize dönmek zorunda kalmıştım. -Bu yıllarda gençlik eylemleri var mıydı? Buna ilişkin düşünceleriniz ve görüşleriniz nasıldı? -Üniversite yıllarında Dinolar’la tanıştım. Grubumuz genellikle sol düşünceli insanlardan oluşu-yordu. Küllük’te toplanır, sanata ve ülke yönetimine ilişkin konular üzerinde söyleşirdik. Siyasi olarak hepimiz faşizme karşıydık. Daha sonra grubumuz devletçe dağıtıldı. -Sizin belli bir siyasal çizginiz var. Siyasetin içinde uzun yıllar bulundunuz, bununla ilgili neler söyleyeceksiniz? -1946 seçimlerinde askerdim. 1950’de sandık başkanlığı yaptım. 1953’te de CHP’ye kaydoldum. Kurultay delegelikleri, Kurultay Komisyon Üyeliği, İlçe Başkanlığı, İl genel Meclisi Üyeliği görev-lerinde bulundum. Milletvekilliği için yoklamalara katıldım. Fakat aday olamadım. 1980 yılına kadar partililiğim sürdü. Şimdi ise Siyasi faaliyetim kalmadı. Sade bir CHP seçmeniyim. -Atatürk Devrimleri’nden sizi en çok etkileyen hangisidir? -Atatürk Devrimleri bir bütündür. Her birinin ayrı bir önemi vardır. Ben bunlardan sadece Tarım Devrimi’ne değinmek istiyorum. Atatürk, yakın arkadaşı Tarım Bakanı Muhlis Erkmen’e tarım reformunun çıkarılmasının zorun-lu olduğunu ancak koşulların elverişsiz olduğunu söyledikten sonra: “Sayın Erkmen, siz çok yaşayacaksınız. Sizin bugün söylediklerinizi ileride aydın gençler söyleyecek. İşte o zaman Tarım Devrimi başlamış olacak.” Sonraları Muhlis Erkmen beni tanıdı, dinledi konuşmalarım kendisini çok heyecanlandırdı. İşte Atatürk’ün vaktiyle Erkmen’e söylediği gençlerden biri ben oluyordum. Bu benim için en büyük onurdu. -İnönü’yle ne zaman tanıştınız? -1960’tan sonra yapılan seçimde Belediye Meclisi üyesiydim. Belediye Başkanı Oruç ve Meclisteki arkadaşlarla Ankara’ya gitmiştik. O zamanki CHP İlçe Başkanı ışık içinde yatsın- Sadık Yılmaz İnönü’den randevu almış. Pembe Köşk’e gitmiştik. Grubun sözcüsü de bendim. Bana sorduğu sorulara verdiğim yanıtlar, ilgisini çekmiş olmalı ki beni yanına çağırdı ve kolumu tuttu. Konuşma-larımdan sonra: “Bu arkadaşı iyi tanıyın” dedi. Sonraları Toker’in damadı anılarını anlatırken Paşa’nın kolundan tutup yanına çağırdığı adam sayısının beş altıyı geçmediğini anlattı. Ben de bu onuru paylaşanlardan biriydim. -Eski Atatürk Anıtı’yla ilgili Meltem’de düşüncelerinizi geniş bir şekilde anlatmıştınız. Bu konuda kısaca bir daha değerlendirme yapar mısınız? -O zaman çok değerli bir Kaymakam vardı. Kaymakam aynı zamanda Belediye Başkanıydı. Dernek, PTT Müdü-rü Mustafa Bey, Alanyalı Rauf, Hakkı Özer ve benim de için de bulunduğum üyeler tarafından kuruldu. Birçok Profesöre danış-tık. Halkın, esnafın, herkesin görüşlerini aldık. Sonunda Güzel Sanatlar Dekanı Nusret Suman’a gittik. Dekan, bizim duyarlı-lığımıza hayran kaldı. Hazırladığı maketi tekrar halka sunduk. Sonun da bildiği-niz o eski heykel dikildi. Ve bu hey-kel halkın hey-keliydi. Bizim, hepimizin hey-keliydi. Oysa şimdiki heykel bir partinin hey-kelidir. Yarın bir başkası gelir de “Bu heykel olmadı, ben daha iyisini yaparım” derse ne olur? Burada sanıyorum ki hukuki bir sorun var. Kara-cabeyli hukukçulara bu konuda bir görev düştüğüne inanıyorum. 43 senelik bir heykel nasıl kalkar? Tarihi eserleri kaldırmak bu kadar kolay olmamalı. -43 yıl önce Karacabey’e böyle bir eser kazandırmış; Sadık Yılmaz’ların, Hakkı Özer’lerin, Hilmi Büyükşekerci ve tüm Karacabeylilerin alın terini, emeğini sorumsuzca yok saymak ne denli doğrudur? -Bu sorunun yanıtı aşağı yukarı verildi. Tekrarlayayım, doğru değildir. Sorumsuzluktur, say-gısızlıktır. Eski heykel yok olma-dan geri getirilmelidir. Hilmi Amcaya teşekkür ediyor, söyleşimizi nokta-lıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir