Kullanıcı Adı: Şifre:
Karacabey Meltem Gazetesi

Ana Sayfa / Amaç Bursalı / İnönü

İnönü İnönü

Geçtiğimiz hafta aramızdan ayrılan Erdal İnönü'ye dair bir yazı bu.
Türkiye'de İnönü deyince uzun yıllar akla İsmet İnönü geldiyse de, eski-yeni kuşaklar artık Erdal İnönü diye bir değerin varlığını çok iyi biliyor.


2007-11-12, 11:25:50 Okunma: 57 0 yorum


Amaç BURSALI


İnönü
Geçtiğimiz hafta aramızdan ayrılan Erdal İnönü'ye dair bir yazı bu.
Türkiye'de İnönü deyince uzun yıllar akla İsmet İnönü geldiyse de, eski-yeni kuşaklar artık Erdal İnönü diye bir değerin varlığını çok iyi biliyor.
Sanıyorum 1984 yılı idi ve ailecek Bursa Kültürpark'taki SODEP yemeğine katılmıştık. O gün ilkokul çağında bir çocuk olarak merak ve heyecanla Erdal İnönü'nün gelmesini beklediğimi hatırlıyorum. Belli ki çocuk gözüyle ilk defa televizyonda gördüğüm Erdal İnönü'nün sempatik ve samimi havası beni de etkisi altına almıştı.
İnönü bizim bulunduğumuz masaya geldiğinde ona merhaba demek ve elini öpmek için yarı çekingen bir tavırla yaklaştığımda, beni hemen fark ederek ilgisini bana yöneltmesi ve elini öptürmeyerek tokalaşması hala bugünkü gibi hafızamda. El öpmek ve tokalaşmak arasındaki farkı düşünmeye başladığım an olmuştu gördüğüm bu yaklaşım.
Zarif, karşısındakine değer veren, zeki ve hepsinden önce insan bir kişi olan Erdal İnönü'ye olan güvenim ve olumlu bakışım hiç kesintiye ve sarsıntıya uğramadı aradan geçen yıllar boyunca. Daha sonra askerlik dönemimdeki bir görev dolayısıyla İnönü'ye İzmir havaalanında gösterebildiğim kısa ilgi ve saygı yaşamımdaki ikinci yakın iletişimim olmuştu kendisiyle.
İnönü'nün Anılar ve Düşünceler adlı kitaplarının ilk iki cildini de o dönem okumuştum. Hatta bazı bölümlerinden çok keyif alıp fotokopi almak istediğimde, askeri alan içersindeki fotokopicinin hangi bölümlerin fotokopisini aldığımla çok ilgilenmesine içten içe gülmüştüm. Kim bilir İnönü'yü kim sanıyordu?
Şimdi gelelim 'fotokopicinin' memleket meselesi gibi önem verdiği bölümlerden alıntılara:
Kitabının bir bölümünde, uluslararasında varolan bir anlaşmazlığın taraflarından yalnız birinde nükleer silah bulunduğu durumlarda savaşın başlamasının önlenemediğini, ancak; dünyadaki nükleer güçler arasında da hiç savaş çıkmadığını ve sorunlarını hep görüşme ile çözdüklerinin saptamasını örnekler vererek anlatıyordu İnönü.
Bu saptamasından sonra baÅŸka bir bölümde ise “Büyük devletler sorunlarını barışçıl yollardan çözerler, ama küçük ve orta boy devletler savaşırlar” diyerek, o gün ülkenin içinde bulunduÄŸu kargaÅŸa dönemindeki bütün anlaÅŸmazlıklar için tereddütsüz barışçı çözümlerin bulunmasını öneriyordu.
Erdal İnönü'nün, babası İsmet İnönü ile arasında geçen bir diyalogdan yaptığı çıkarsamayı ise onun dilinden okunması gereken bir bölüm olarak saklamışım: “ Babam frak gömleÄŸinin önündeki yuvarlak düğmeyi iliklemeye çalışıyordu. Belki ÅŸimdi daha kolay yolu bulunmuÅŸtur, o zamanlar çok zor iliklenen bir düğmeydi. Babam telaÅŸlı hareketlerle uÄŸraşıyor, bir türlü ilikleyemiyordu. Bana döndü ve “ÅŸu düğmeyi ilikleyebilir misin?” dedi. Ben uÄŸraÅŸmaya baÅŸladım; fakat ilk defa karşılaÅŸtığım bir sorundu. Babam kadar dahi baÅŸarıya yaklaÅŸamadığım hemen ortaya çıktı. Babam da benden umudunu kesti. “Uff, çekil, beceriksizsin!” dedi ve gene kendisi uÄŸraÅŸmaya devam etti. Ben odadan çıktım. Herhalde kendisinin bir dakika sonra unuttuÄŸu bu kısa azarı elli beÅŸ yıl sonra bugün olmuÅŸ gibi hatırlıyorum.”
Devamında iktidardaki partinin enflasyonu düşürememesine karşın, muhalefete geçince enflasyonu hala düşüremeyen iktidarı beceriksizlikle suçlamasına benzetiyordu başından geçeni.
1989 yılında ana muhalefet partisi lideri olarak Irak'a giden ve orada Saddam Hüseyin ile de görüşen İnönü'nün o gün başından geçen bir olay ise sonradan gülerek anlattığı hikâyelerinden biri olmuÅŸtu. Saddam ile gerçekleÅŸtirdiÄŸi görüşmesinden sonra Türkiye'den giden gazetecilerle birlikte Saddam'ın yapacağı diÄŸer toplantıya da katılacak olan İnönü, beklerken, Iraklı protokolcü ile bir diyalogunu şöyle anlatıyordu: “ Bize karşı saygılı davranmalarına karşın, cumhurbaÅŸkanlığı binasındaki sıkı disiplin havasının herkesi tedirgin ettiÄŸi görülüyordu. Derken protokolcülerden birisi geldi ve salonun ortasında durarak hepimize hitaben, biraz sonra Saddam Hüseyin'in yanına alınacağımızı, içeride konuÅŸurken bir noktaya dikkat etmemizi, otururken iki bacağımızı üst üste atmadan yan yana tutmamızı, ellerimizi de bacaklarımızın üstüne koymamızı istediklerini söyledi. Bu sözler salonda sessiz bir ÅŸaÅŸkınlık doÄŸurdu. Ben dayanamadım, aklıma geleni söyledim: “Peki,” dedim, “vücudumuzdaki baÅŸka organları nereye koyacağımız hakkında da bir talimat var mı?... Bu sözümün doÄŸurduÄŸu kahkahalar tedirginlik havasını önemli ölçüde dağıttı.”
İnönü hep gülen yüzü ve saygıyla hatırlanacak elbette. Siyasete atılma gerekçesini soranlara “ülkemi benden daha kötüler yönetmesin diye” cevap veren alçakgönüllü bilim adamı, aynı zamanda da ne kadar cesurca bir iÅŸ yaptığının farkındaydı eminim. Sadece bahsetmemiÅŸti.
Türkiye'de nice değerli insanın, siyasetin kirliliğinden dolayı siyasete giremediğini ve böylece meydanın kimlere kaldığını gördükçe, insan Erdal İnönü'nün değerini daha bir iyi anlıyor.
Etiketler:
YORUMLAR // Henüz yorum yok, ilk yorumu siz yapın.
 


Adı Soyadı (*)


Başlık (*)


Yorum içeriği (*)


9 + 9 = (İki sayının toplamını aşağıdaki kutuya giriniz.) (*)