Gazete kapatmak!

Gazete kapatmak!
Karacabey’de bir gazete mühürlendi. Karacabeylilerin haber alma özgürlüğüne ket vuruldu. Karacabey’de demokrasi yaralandı. Demokratik bir hak kısıtlandı. Karacabey’in, sesi, gözü, kulağıydı Meltem. Onca yıldır, ilkeli, kararlı ve eşitlikçi yayın anlayışı ile, Karacabey’in gelişmesine, kalkınmasına, katkı koyma gayretinden başka bir hedefi yoktu. Yanlışın, doğruya, bozuk olanın sağlama, çirkinliklerin güzelliğe, hakimiyet kurmasının karşısında oldu hep. Karacabey’de, ‘ortak aklın’ inşası yönünde çabasını esirgemedi. Karacabey’de ‘ortak payda’ kurumunun oluşması yönünde tavır sergiledi. Kaldı ki, bir gazetenin, yayın kuruluşunun bundan farklı bir tutum ve politika izlemesi de söz konusu olamaz. Olmamalıdır. Meltem Gazetesi’de böyle yapıyordu. Her satırında, her köşe yazısında, bütün haber ve yorumunda ‘varlık nedeni’ olarak Karacabey’i işaret etti. Karacabey ve Karacabeyliler adına sesi hep gür ve kararlı çıktı. Gerektiğinde, sesini yükseltti. Ancak, o kararlı ses, bir başka güç, tarafından zabıta marifetiyle susturulmasına tanıklık etti. Yıllardır, onlarca, yüzlerce binlere haberi ulaştırdı okurlarına. Bilinmezleri, bilinmesi gerekenleri paylaştı Karacabeylilerle. Onun işlevi habercilik yapmak. Haber vermek. Şimdi, kapısındaki kilitle, haber oldu Meltem. Acı, düşündürücü ama gerçek. Demokrasi adına ‘siyasi tandaslı bir yara’ olarak duruyor karşımızda. * * * ‘Şu medya olmazsa, toplumu ikna etmek çok kolay olacak’ Dahası, ‘ikna’ yerine ‘kandırmak’ sözcüğü daha denk düşer kanımızca. Böylesi tarihi bir vecize üretmek bizim haddimize değil. Geçmişte bir zat-ı muhteremin, ‘eğitim’ konusundaki fikrini beyan ettiği o derin tecrübelerinden, uyarladık. Yanılmıyorsak, ‘zihniyet eşdeşliği’ gibi görünüyor. Algılama aynı, uygulama aynı. * * * Medya; Toplumsal ve kamusal bilgi edinme kaynağımız. Özel ve öncelikli olan. Yönetenlerin, yönetilenlerin, karşı olanların, muhalif oluşturanların, marjinal, radikal ses ve duruşların bilgilerini taşıyıp topluma sunan organizasyon. Doğru olanı, iyi olanı, güzel olanı bulmamıza katkı koyan. Uzlaşmanın, birlikteliğin, paydaşmanın köprülerini kuran organ. Yanlışları, aykırılıkları, çarpık olanı, çürük ve bozuklukları ortaya çıkartan, Talep ve tercihlerimize seçenek zenginliği sunan yapı. Medya, bu yönüyle, demokrasimizin vazgeçilmez mekanizması. Bilgi edinme süreçlerinin, eşitlikçi sesi. Tümüyle birlikte; Medya ‘Haber alma özgürlüğümüzün birincil kaynağı’ Bugün olmazsa dahi, mutlaka ihtiyaç duyacağımız, bize uzanan bir el. * * * Karacabey’de bir gazete kapısına mühür vuruldu. Meltem Gazetesi susturuldu! Bir gazete mühürlendi. Basın tarihimiz, bu türden olaylara çokça aşinadır. Karşı duranlarımız olduğu gibi, kanıksayanlarımız da olmuştur. Tanıklık edenlerimiz çoktur. Yetki ve erk’i ellerinde bulunduranlar, zaman zaman hırslarının, ihtiraslarının, siyasi angajmanlarının esiri olurlar. Hata yaparlar. Kendilerini yanlışlık çemberine girerler. Korunamayacakları ve kurtulamayacakları girdaplara kapılırlar. ‘Çare ve Çözüm’ diyerek açtıkları kuyulara düşerler. Gazete mühürlemek, yayın durdurmak, yayın yasağı uygulamak, Yayıncıları baskı altına almak, habercileri susturmaya çalışmak. Böylesi durumlara işarettir. Gerekçe; net ve açıktır. Herkesin, hepimizin bildiği türden malum durumlardır. Toplum bilinçlenmesin. Halk bilgi edinmesin. Fikir sahibi olmasınlar. Alternatif oluşturmasınlar. Muhalefet yapmasınlar. Kısacası; sürü kültürü ve mantığı topluma hakim olsun. Olsun ki; İş başındakiler, koltuk sahipleri rahat etsin. Yetki kullananlar, söz sahibi olanlar, Yapacaklarını eleştirilmeden, rahatlıkla yapsınlar. Bu zihniyette olanların demokrasi bilinçleri ancak ki bu noktalardadır. Statüler ne olursa olsun, bilgi, tecrübe, yetenek ve başarılarınız hangi çapta olursa olsun, uygulamada böyle bir tablo varsa, gerçek odur. Zira onlar için demokrasi; kendi hakları ve yetkileriyle örtüştüğü ölçüde vardır. Bu ise yönetmek kavramının bünyesine sinmiş, çözüm gerektiren en büyük ‘paradigmadır’. * * * Yönetenler ve yetki sahipleri çoğunlukla; Muhalif olmayanı, yanlışlara ses çıkarmayanı, haksızlıklar karşısında susanı, yanlışlıkları yutkunarak kabulleneni, güçlü olana baş eğeni, kısacası ağam paşam anlayışını tercih edenleri severler. ‘Uymak, uyumak, uyuşmak ve ses çıkarmamak’ Bu anlayışa göre, demokrasinin özü bu olmalıdır. İşte size, lütfedilen demokrasi jargonu. Nasıl isterseniz, öyle kullanın. Haber alma özgürlüğünüz kısıtlansa dahi Ne de olsa, tercih etme ve karar verme özgürlüğünüz var. Tabi ki sonuçlarına katlanmak koşuluyla! Son söz olarak; Yetki kullanımında adalet, Yönetmekte sorumluluk, Doğru olanı yapmakta ise bilgi, Gereklidir. Hepsi için ise akıl… Doğruların, yaşandığı ve yaşatıldığı güzel günler adına…
Dinçer AYDIN’ın 10.12.2007 Tarihli Bursa Haber Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir